Nasıl ki “ eğitim şart” şeklinde bir klişemiz varsa, bir de “sistem şart” şeklinde olanı var. Sistemi kurduktan sonra gerisinin kolay olduğunu düşünen bir milletiz vesselam. Meselenin sistem olduğunun bilincindeyizdir kağıt üstünde olsa da, ancak bu yetmemektedir.

Teşhisi doğru koysak da her zamanki gibi tedavide çuvallamaktayız. Hem de çok uzun bir süredir… Dilimizden sistem düşmez ama uygulamada da sistemin emaresi bulunmaz bizde. Sistem adı altında hep bir başıbozukluk, hep bir kara düzen sürüp gider, adeta kuralsızlık bizim için “sistemin ta kendisi”ne dönüşür.

Aslında her ne kadar “sistem de sistem” desek de disipline olmak ve kurallara uymak noktasındaki defolarımız, herhangi bir kurallar silsilesine uymamıza da izin vermemektedir. “Disipline olamamak” diye bir baş ağrımız vardır neticede.

Kendi meselelerimize hayatın hangi alanından olursa olsun doğru teşhisleri koyamadığımızdan ve teşhisi koysak da bir türlü doğru tedavileri uygulayacak mekanizmaları geliştirememekten muzdaribizdir her daim. “ Türk gibi” başlamaktayız ama netice alma noktasında sonuç alamamaktayız. Bolca laf üretiyoruz, nutuk atmada, alemenizamat ve elaleme ders vermede üstümüze yoktur ama elimize geçen netice de bulunmamaktadır.

Geçenlerde milli takımın İzlanda ile oynayıp kaybettiği maç bile bunu doğrular. Sert iklim nedeniyle kışın futbol oynayacak sahası bile olmayan İzlanda’nın başarılı bir takım oluşturması, tam bir sistem örneği değil midir? Ve işin acı tarafı, Türkiye ’nin de elindeki her türlü kaynağa rağmen ne adam yetiştirebilmede ne de doğru bir düzgün bir sistem dahilinde ilerleyebilmede yaşadığı sıkıntı da bunun tam tersidir. Burada söz konusu edilen şey, futbol vs değil, herhangi bir konudaki sistemli çalışmanın, bir politika dahilinde iş yapmanın gerekliliğidir.

Benzer örnekler başka alanlarda da mevcuttur. Mütemadiyen, her aklına geldikçe, bakan değiştirdikçe eğitim veya sınav sistemin değişmesi maalesef eğitim sistemimizin özeti değil midir? Sınavların isimlerini ve yapılış şekillerini değiştirirken, milyonlarca öğrenci “işin öznesi” midir, yoksa sadece “konu mankeni” midirler?

Şayet meselenin merkezinde öğrenciler, yani insan olsaydı, mesela okullar açıldığı gün değil de birkaç ay öncesinden hazırlıklara girişilir ve sistem değiştirilirdi herhalde. Bizde ise maalesef halk, bir türlü “meselenin merkezinde” olamamaktadır. Özne her zaman idareciler olmaktadır.

Yaşadığı zihinsel dönüşüm neticesinde, türlü imkansızlığa rağmen bir refah toplumuna dönüşen Finlandiya gerçekten de önemli bir örnektir. “Beyaz Zambaklar Ülkesinde“ adlı eser de bunu konu alır. Bu küçük kuzey ülkesi, tüm dünyaya eğitim sistemi anlamında nadide bir örnek olarak gösterilmektedir. Nasıl oluyor da bu küçük devlet, böyle bir neticeye ulaşabilmiştir? İşin tuhafı, köklü bir geçmişe ve imparatorluk bakiyesi bir kültür, siyaset ve toplumsal birikimine rağmen neden bizler, herhangi bir meselemiz için kendi imalimiz bir çözüm üretememekteyiz?

Sınav sistemi değişikliğine meşruiyet aramak için “Finlandiya da klasik sistemi uyguluyor” türünden bir tuhaflık, aslına bakılırsa bir “sorun çözememe” itirafı anlamına gelmez mi? Yıllardır anlatılagelen “her kanunu, her mevzuatı farklı bir ülkeden devşirdik” hikayeleri, bugün de benzer şekilde sürmekte değil midir? Kendi meselemize kendi içimizden ve kendi dinamiklerimize uygun bir çözüm yerine, mesela AB mevzuatı gibi “uyarlamalar” peşinde değil miyiz şu anda da?

Demokrasi kelimesini dilimizden düşürmeyip, son derece adaletsiz ve saçma sapan bir seçim sistemiyle yetinmek nedir peki? Millet iradesini neredeyse putlaştırırken, adil olmayan seçim sistemiyle onun gaspına göz yummak bir sistem hatası değil midir? Hele ki, son sistem değişikliğinin “her şeyi tek bir şeye indirgemesi” gibi bir yola sapacağını düşününce, hiçbir sorunumuzu çözmeyecek bir sisteme doğru gidileceği de aşikar değil midir?

Bizim derdimizin çözümü “sistem şart”ta değil, doğru bir sistemi kurabilmekte yatmaktadır. Onu da bugüne kadarki zihniyetle ve işi ehline vermemekle yapabilecek gibi durmuyoruz.