Bazen bir haberle şok olursunuz.

Fakat hakikati öğrenince acınız daha fazla artar.

“Oturdukları daireden kötü koku gelmesi üzerine komşularının polise şikâyeti ile ortaya çıktı ki, İzmir'in Konak ilçesinde anne S.G. ve oğlu Y.S.G. evlerinde ölü bulundu.”

Bu haber ülkenin her hanesinde büyük duygulanmalara sebep oldu.

Fakat olayın hikâyesini duyanlar daha fazla üzüldü,

“Yapılan sağlık kontrolleri sonucunda Y.S.G.’nin kalp krizi

geçirerek hayatını kaybettiği, yatalak ve bakıma muhtaç olan annesi S.G.’nin de açlıktan dolayı yaşamını yitirdiği belirlendi.”

Evlat hayatını kaybedince,

Bakımını yaptığı yatalak anne, meğer açlıktan vefat etmiş,

milyonlarca tonda acı üşüşmekte yüreğimize.

Doğal bir sebepten, hastalıktan değil de,

yaşlı, yatalak anneye yiyecek verilmediği için açlıktan ölmesi, hepimizi kahretti.

Fakat daha da düşündürücü olan, haberin son cümlesiydi.
“Öte yandan, S.G. ve Y.S.G.’nin binadaki komşularıyla ve akrabalarıyla çok sık görüşmediği öğrenildi.”

Akraba ve komşularla kesilen ilişki.

Yaşama sırt dönüş, toplumdan kaçış, insanlarla görüşmeme,

son yıllardaki manevi hastalıklarımız.

Avrupa gibi olmuşuz.

Kimsenin kimseden haberi bulunmamakta.

Hadi o aile içine kapandı,

psikolojik sorunlar yaşıyordur,

kimselerle görüşmek istemiyordur.

Lakin mahallelinin onlarla iletişimi kesmemesi gerekmekteydi.

Sanki Kâinatın Efendisi bir zaman yolculuğuna çıkmış,

bugünleri görmüş,

ümmetine, “selamı aranızda yayın” buyurmalarındaki ısrarın hikmeti bu olsa gerek;

“Siz, iman etmedikçe cennete giremezsiniz; birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olamazsınız. Yaptığınız zaman birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selâmı yayınız.”

Eğer o sıcakkanlı, capcanlı selam yaşamda tutulsa idi.

Arkasından “nasılsın” diye hal hatır sormalar gelecekti.

Hastanın ahvali öğrenilecek, belki ziyaret gerçekleşecek.

Daha kavi bir diyalog kurulacaktı.

Selam Rahman için de çok önemli,

Nisa Suresi’nde; “Size bir selam verildiği zaman, ondan daha güzeliyle veya aynı selamla karşılık verin.”

Selamın daha güzel karşılık bulması, insanlar arasında iletişim kurulmasına vesile olması, Rabbimiz tarafından murad edilmiş.

İnsanlığın önderi, selam üzerinde titizlikle durmuş;

“Ey insanlar! Selâmı yayınız, yemek yediriniz, akrabalarınızla alâkanızı ve onlara yardımınızı devam ettiriniz.”

Zarif Peygamberimiz, bir selam ile başlayan dostluğun tanışıp kaynaşmaya, yemek ikramına değin gideceğinin bilincinde.

O yüzden asırlarca ince yürekli atalarımız mahallenin düşkünlerini ziyaret ettiler,

ipek yürekli nazik nenelerimiz, sokaklarındaki hastaların yemeğini bir koşu ulaştırıp sonra çocuklarına sofralar kurdular.

Akrabalarla ilişki kesmek, cennet kokusu duyamamakla eş görüldü.

Komşuya, akrabaya, yoksula, hastaya, düşküne yardım etmenin zarafeti kutlu dinimizce ne kadar fazla vurgulandı.