Bismillahirrahmanirrahim;
SÖMÜRGECİLERİN iştahı doymak bilmiyordu. Ne yapıp edip Türkiye ve İslam dünyasını zayıflatmak istiyorlardı. Her şey ABD’nin Yahudi sermayeli gıda devi CARGILL Firması’nın Türkiye “rapor”uyla başladı. “Özel sektörde fabrikalar daha iyi çalışır” deniyordu “rapor”da. Maksat nişasta bazlı şekere (NBŞ) alan açmaktı.
Hükümet “rapor”u emir saydı; özelleştirme startı verdi. Hâlbuki gelişmiş ülkeler şekeri “stratejik ürün” olarak görüyor; devlet garantisine alıyorlardı. ABD, Almanya, Fransa, Polonya gibi ülkeler bunlar arasındaydı. CARGILL Firması Türkiye’yi “gıda yoluyla zehirlemek isteyen seri katil” durumundaydı.
Sömürgeci güçler gıdayı “insanları zehirleme silahı” olarak görüyorlar. NBŞ’li mısır şurubu beyne şeker tadı ulaştıran zehir özelliğinde. Metabolizmayı, sindirim sistemini bozan kimyasallardan oluşuyor. Vücudu yağlandırıyor; kısırlık, şeker, kolesterol, kanser gibi pek çok hastalığa davetiye çıkarıyor. Yöneticiler böylesine bir ihaneti yapabilir miydi?
Olay üzerine basında, kamuoyunda büyük tepki oluştu. Halk şeker fabrikalarının satılmasını istemiyordu. Hükümet illa da satacaksa şirketleşme yöntemiyle halka satmalıydı. Ama halkı dinleyen kimdi? Onun görevi, seçimlerde tek taraflı tanıtımı yapılan partiye oy vermekti. Emir büyük yerden(!) gelmişti. Hükümet halkın tepkisini dikkate almadı.
“Şeker vatandır; vatan satılamaz” gibi protestolara rağmen, halkın gözünün içine baka baka fabrikalar satıldı. Satıştaki şaibeler basını meşgul etti. Kamu sağlığını tehdit eden NBŞ’nin yolu açıldı.
HALKTAN GİZLENEN NE?
KÜRESEL sermaye, insan sağlığına aykırı fruktozlu mısır şurubunun ve nişasta bazlı şekerin ithalat ve tüketimini artıracağını ilan etmişti. Erdoğan’ın 22.09.2016’da dünyanın en zenginlerinden ABD’li James Rothschild ile görüştüğü basına yansıdı. Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Birol Aydın, “Bu toplantıda 1,5 saat ne konuşulduğunu” sordu. Cevap gelmedi.
Hükümetin, şeker fabrikalarının satışından önce, dönemin ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’la görüştüğü basında çıktı. Birol Aydın yine görüşmenin içeriğini sordu. Yine cevap yoktu. Halktan gizlenen neydi?
Şeker fabrikalarının halktan kaçırılmasının sırrı anlaşılamadı. Konuyla ilgili “stratejik raporlar”ın da. Türkiye’ye kumpas mı kuruluyordu? AB ülkeleri, son 10 yılda şeker sektörünü yeniden ayağa kaldırmıştı. Türkiye’nin fabrika satmasının anlamı neydi? Devlet, stratejik bir ürünü üretmekten niçin kaçınırdı? Özelleştirmeler şehre göçü hızlandırıyor; Türkiye’nin doğusu boşaltılıyordu.
Türk-İş Konfederasyonu Genel Başkanı Ergün Atalay, “Şekerin sadece fabrikada çalışan işçileri değil, tüm Türkiye’yi ilgilendirdiğini” anlattı: “Şeker fabrikaları özelleştirilme kapsamından çıkarılmalıdır.” Halk, hükümeti, “Şeker fabrikaları milletindir; satılamaz” diyerek uyardı.
Erbakan Hoca daha 2003’te haber vermişti: IMF talimatıyla sıra şeker fabrikalarının özelleştirilmesine geldi. Bunu tatlandırıcı fabrikalara pazar oluşturmak için yapıyorlar.
Hükümet içinden, Çorum Milletvekili ve eski Hak-İş Genel Başkanı Salim Uslu, partisinin ilgisizliğine rağmen konuya duyarlık gösterdi: “Gıda sektörünün özelleştirilmesi doğru değil. NBŞ sağlık açısından zararlı.”
BU ISRARIN SEBEBİ NE?
GÖSTERİLEN tepkiler fayda vermedi. Satıştaki şaibeler, gizli pazarlıklar dile getirildi. Stratejik kurumların devlet kontrolünden çıkması eleştirildi. Tepki için miting ve basın açıklamaları yapıldı. Kapalı kapılar ardındaki pazarlıklar konuşuldu. Satışların iptali için hukuki süreç başlatıldı.
Prof. Dr. Ali Seyyar, “Güvenilir stratejik plan ve konseptler olmadan fabrikaların alelacele satılmasının milli menfaatlere aykırı olduğunu” söyledi: “Fabrikaların ileride değişik sebeplerden kapanması ve arazilerinin başka maksatlarla kullanılması halinde şeker pancarı üreticisi de göçe mecbur edilecektir.”
Şeker-İş Sendikası Genel Başkanı İsa Gök imzasıyla yayınlanan bildiride, “satışta kamu yararından söz edilemeyeceği” anlatıldı:
“1 milyon tonun üzerinde şeker stoku varken Bosna-Hersek’e 20 bin ton sıfır gümrükle NBŞ ithalatı için kontenjan açılması mıdır kamu yararı?
Fabrikaların 2011 yılındaki satış değerinin çok altında satılması mıdır kamu yararı?
Ülke gerçeklerinden uzak; işçinin, üreticinin, esnafın, nakliyecinin, besicinin alın terini yok saymak mıdır kamu yararı?
Şeker fabrikalarını müzayedeye çıkarmış gibi yüzde 30’u peşin, gerisi 5 yıl taksitle, üstelik TL ile ödenmesi midir kamu yararı?”
Halkın şiddetli tepkisine rağmen, şeker fabrikalarını satmakta ısrar edilmesinin sebebi net olarak anlaşılamadı. Ülkemiz kuşatma altına alınmak istenirken, CARGILL Firması’nın “rapor”una boyun eğmenin mantığı ne? Bilge Başkan’ın deyimiyle, “Son arazi elden gidince AK adam beton ve asfaltın yenilir bir şey olmadığını anlayacak?”