Takib ettiği dizisinden başını alıp reklam arası çocuklarım dediği kediciklerinin mamasını veriyor.

Köpeklerinin müteşekkir, gözlerine bakması ile onları okşuyor, bağrına basıyor.

Yalnız yaşadığı bu evde insanlarla fazla ilgilenmiyor, tek dostu bu hayvanlar.

Ama kiracısı olduğu her evin sahibi ile kavga gürültü ayrılmakta.

Kimi mahallelerden kovularak çıkarılmakta.

Lüks sitelere zaten hiç sokulmamakta.

Apartman komşuları her seferinde beslediği hayvanlara karşı çıkmakta.

Gün geçmesin ki sokakta avazı çıktığı kadar bağırdığı duyulmasın:

“siz Müslüman değilsiniz, ne istiyorsunuz o hayvancıklardan”

Ne zamandır mahalleden ve sakinlerinden şikâyetçidir, kafasına göre kimseyi bulamamaktadır.

“Müslümanlık ille namazla oruçla olmaz, camiye giden adamlar, köpeklere tekme atmakta”.

Ev sahibi, bahçeye diktiği kıvırcık ve rokaların dibini eşeleyerek çıkaran bu hayvanları artık bahçede görmek istememektedir.

Kedileri ayrı bir sorundur.

Yan komşunun yeni yaptırdığı verandanın sedirlerinde uyuyarak geceyi geçirmiş, her yanı tüy içinde bırakmışlardır.

Kadın burnundan soluyarak gelmiş kapısına dayanmış, artık bu rezilliği çekmek istemediğini söylemiştir.

Bu mahalle hepten çıldırmıştır.

O zavallı hayvanlara kafayı takmışlardır.

Ev sahibi son günlerde eşinden ayrılıp kendi yanına gelen oğluna da söylenmektedir.

Onun içki içip kendisiyle tartışmasını sorun yapmaktadır, anayla oğul ister barışır ister küser, size ne.

Marketteki manavın başındaki gence bağıra bağıra anlatmaktadır:

“ben bunların Müslümanlığından şüpheliyim o zavallı hayvancıkların düşmanı insanlar gitmesinler camiye, kılmasınlar namazı.

Genç, yaşlı kadını dinlerken tahammül gösterince bu sefer sohbet uzuyor:

“Eşimin ilk eşinden oğlu vardı, annesi ispanyoldu çocuğun, sünnet zamanı gelince götürüp sünnet ettirdim, oğlanın ailesi kıyameti kopardı, gerçi ben sağlığı için yaptırdım ama demek ki dinimi yaşamaktayım. Emekli olsam da sivil toplum kuruluşlarında gönüllü olarak çalışmaktayım. Her şey para değil. Ama şimdi insanlar parasız adım atmıyor, sorsanız Müslüman”.

Kapısının önünde lokantalardan topladığı yemek artıkları, kemik parçaları, difanalardan aldığı balıklar yazın kokmakta, gelip geçerken ayağımıza takılmakta, insanlar söylenmekte.

Kolumdan tutmuş, derdini bir kez de bana anlatmakta:

“Daha dün beni ziyarete gelen kızımın çocuklarına dedim, sekaret anında zemzemi unutmayın, çekyatın altında, daha ne yapayım, ille baş bağlamakla, namaz kılmakla mı Müslüman olunmakta”.

Kadıncağızın yıllardır bağırtılarından, kedi köpek haklarına bu kadar ısrarla sahip çıkışından bir an korktum.

Aldı mı beni bir düşünce.

Yoksa Rahmanın sevgili kulu mu bu göçerkonar yaşlı kadın.

Ağızsız dilsiz hayvancıklara, bunlar da olmasa kim ayakdaş olacak.

Kovcu kadınlar gibi kov peşine değil, bu canlılara adanmış bir ömre şaşarak baktım.

Her gün, kestiği bidonlara su koyup yol kenarlarına bırakan bu kadının verdiği çabaya saygı duyarak uzaklaştım.