“Türk memuru, tahsilli, seciyeli, esvaplı ve yakışıklı olmalıdır”

“Eski damat paşalar tipindeki hokka ağızlı iğrenç erkekler”. “Irkımızın bedava örneği diye,”  “seciye ve kültür heykeli bile olsalar”, “Milletimizin temsilcisi diye Avrupa ve Amerika caddelerinde dolaştırmamalıyız”

Çoktandır elimin altında olan bu yazıyı her okuduğumda, birine benzeteceğim ama kime, sorusuna da cevap arıyordum bizzat kendimin.

Çok tanıdık biri olmalıydı. Her gün dinlediğimiz biri yahut.

Sonunda buldum!

Kılıçdaroğlu’ymuş benzeteceğim kişi. Şimdiye kadar nasıl farkedemedim.

Dün akşam bir tv kanalıda “Vatana ihanet etmek, 1,5 milyon Suriyeliyi vatana sokmak demektir!” deyince, tamam dedim ben de, bunlar hala yakışıklı Türk peşindeler...

Kimi gazeteler “gaf” demişler, Kılıçdaroğlu’nun bu cümlesine.

Halbuki bir itiraftır!

Atası, yakışıklı Türkler ve çoğunluğu yakışıklı olmayan Türkler ayırımlı yazısının arkasında durarak gösterirken erkekliğini, Kılıçdaroğlu’da “sözlerimin arkasındayım” deyiverirse...

Ki o zaman “gaf” diyenlerin hallerini görmek isterim. Yoksa hala anlamayacaklar mı, Kılıçdaroğlu’nun bizzat kendisinin bir “gaf” olduğunu, bir “yalnışlık” olduğunu...

Karşısında bir devşirme değil de, gerçek bir gazeteci olsaydı o tv programda, şu soruları sormaz mı idi Kılıçdaroğlu’na.

- Ülkemize gelen o 1,5 milyon Suriyeli, durum böyle harp vaziyetlerinde olmasa da, barış günlerinde turist olarak gelmiş olsalardı, yani sizin gibi söylersek, turist olarak vatana sokulsalardı...

Peşinden şöyle bir soru daha:

- Kurtuluş Savaşından sonra Güney sınırlarımız, Suriye’nin de Güneyinden geçse idi ve siz bunun böyle olduğunu ilkokulda okusa idiniz, ki vatanda o zaman sizin bildiğiniz rakamdan da fazla Suriyeli olurdu, siz yine böyle cümleler mi kuracaktınız ve kime karşı kurmuş olacaktınız

Hatta şöyle bir soru daha sorulmalıydı, “Kobani için yeni tezkere çıkaralım. Oradaki akrabalarımızı kurtaralım” diyen Kılıçdaroğlu’na.

- Sayın Kılıçdaroğlu! Sizin secerenize düşkünlüğünüz malumumuz. Altaylar, Horasan, Afyonkarahisar filan...Akrabalarınıza düşkünlüğünüz de pirim yapabilir; ona da diyeceğimiz yok. Lakin, ayrıntılı, teferruatlı, furuatlı düşünmesini de biliyorsunuz, sorumuz ordan olsun. Mesele sizin akrabalarınızsa, işte biz şimdi onu soruyoruz.

- Diyelim Kobani’deki akrabalarınızın içinden, ki siz kaç bin kişi olduklarını bilemezsiniz; önemli bir miktarı, çok önceden Kobani’den çıkıp başka Suriye şehirlerine göçmüşlerse ve oradan da ülkemize gelmişlerse, sizin gibi söylersek, sokulmuşlarsa, yine sizin dediğiniz suç mu işlenmiş olur Onların kabahati Kobani’den çıkıp gitmeleri midir Ama nerden bilecekti o akrabalarınız, başlarına böyle işler geleceğini...

Ve son bir soru daha sayın Kılıçdaroğlu’na:

- Sizin başka, öteki, diğer, sair partidaşlarınızın da akrabaları hep kobani’de mi idi Yani özellikle öyle mi kullandınız Suriye’den akraba seçme hürriyetinizi; olacaksa illa Kobanili olsun mu dediniz, hepiniz

Beyaz’larımızın ve Kılıçdaroğlu’nun ideolojik atası yazar, Avrupa ve Amerika caddelerini, kendi sınıfından saymadığı Türklere karşı korurken, neden kitabının adını oralardan, oradaki bir mağazadan filan almamıştır.

Bu soru sizedir ey Milli Gazete’nin okuyucuları! Bu sorunun cevabını sizler bilmelisiniz...

Bakmayın Beyaz’ları ve Kılıçdaroğlu’nu mevzuu ettiğimize... Onların bildikleri yanıldıklarını karşılamaz!

Kitabın adı: Türk’ün Şehnamesi!

Peki, Millî Gazete okuyucularının bize, “AKP iktidarı neresindedir bu tenkidinizin ” Gibi bir sorusu olur mu Hayır, olmaz!

Yanlış zamanda, yanlış bir iktidara karşı, yanlış düşüncelerin yanlış ürünleriyle yanlış muhalefet yapmaya çalışan yanlış insanları yererken biz, özellikle o iktidarı yere serdiğimizin de farkındadırlar çünkü...

Zira Türkiye, barajın bu yakasına geçmiştir.

Vatana yananlar biz yanan vatanda biz 

Askerlik lafı edildimi bizde, aklımıza önce türküler düşer: Kışlaların yapıları, nail olduğumuz (vardığımız, ulaştığımız) kapıları, dolmaları, boşalmaları ve hasretinin yakıcılığı...

Türkülerimizden askerliği çıkarsaydık bir kaç tanede kamaz mı idi gurbet teması işleyenler. Onca tren, istasyon şiirinin içinde askerlik neden var

“Eğil dağlar eğil üstünden aşam/Yeni talim çıkmış, varam alışam.” Dedirtiriyorsa insanlar, şairlerine, boşuna mıdır, karşılıksız mıdır

1940’lı yıllarda dünyada savaş sürerken, bizim matbuatımızda ara ara askerlik üstüne yazılar, resimler yayımlanır.

“Ağır konuşturulmuş” denilebilecek iki resmin eğiticiliğinin etkilerine bugün orta yaşın üstündeki herkes tanık olmuştur.

Özellikle askerlik yapmayanların, daha doğrusu askerlik yaşına ermemişlerin, 19 yaşında olsalar dahi çocuk sayılması, askerlik dolayısıyla ne almış olacaklarsa almamış olduklarını dillendirmek değil mi

48 ay askerlik yapmış bir babanın çocuğuydum. 30 aya asker uğurladığımızı, mendil salladığımızı hatırlarım çocuk günlerimde. Bize sıra geldiğinde ise 4 ay dediler...

“Bedelli yok!” diyen hükümet kararını bekledim elbette, 1940’lı yıllarda yayımlanmış bu resimleri hatırlatmak için...

Büyüklerimiz daha iyi bilir amma, şimdi uzun sayılan o askerlik eğitiminden sonra insanlar birlikte yaşarlarken, sokaklar da yanmıyordu, insanlar da birbirlerine kıyamıyordu, günlerine gelmemiz zor olmasa gerek”

Bedelli bekleyenlerin de hakkıdır; doğru yerde, doğru yeri beklemek...

GEÇMİŞ ZAMAN PENCERESİNDEN

 

Bir seci’ sayesinde

Abdurrahman Şeref (Osmanlı tarihi) yazıyordu. Her yazdığı faslı arkadaşlarına okuyor, hem eser hakkında onların fikrini soruyor, hem de istibdat devri olduğu için kaleminden uygunsuz bir tâbir kaçmaması için kontrol etmelerini istiyordu. Fasıl Çaldıran seferine gelmişti.

Abdurrahman Şeref, eski, secili üslûb ile muharebeyi anlattıktan sonra her iki taraftan ne kadar adam öldüğünü yazacaktı.

«Osmanlılardan yirmi dört sancak beyi şehit...»

İranlılar için ne desin Onlardan da 14 han ölmüş. Cennete soksa olmaz; cehenneme atsa girmez. Çünkü onlar da müslüman. Müverrih, ağdalı, seci’li üslûbuna uygun bir tâbir bulmak için bir gece uykusuz kaldı.

Hani, meşhur Acem şairlerden Hakanîye bir zengin tüccar babası için bir mersiye ısmarlamış. Rahmetli, paraya tapan kötü huylu bir adammış. Şair:

— Olur, peki yazayım!

Demiş, amma yazmamış. Tüccar gördükçe sorar, şair de bugün yarın diye oyalarmış. Nihayet bir gün tüccar şairin yakasına yapışmış:

— Yahu, insaf et, bir sene oldu, hâlâ babama bir mersiye yazmadın

Demiş; Hakanî boynunu bükmüş:

— Ne yapayım, birader, demiş, babanı cennete sokmak için o kadar çalışıyorum, fakat bir türlü girmiyor!

Tıpkı onun gibi Abdurrahman Şeref te bunları ne yapacağını bilmiyordu. Nihayet seci’ imdadına yetişti. Bu sayede Abdurrahman Şeref düşünmekten, hanlar da ortada kalmaktan kurtuldu.

«Osmanlı tarihi»nde harbin neticesi şöyle yazılmıştır:

«Osmaniyandan 24 sancak beyi şerbeti şehadeti nuş, İraniyandan 18 han lezzeti dünyayı feramuş etmişlerdir.»

 

 

Bizim Galatasaray 

Nesrimizin kâfiyeli yazan üstadlarından son vakanivüs Abdurrahman Şeref Bey’in bu okuduğunuz anekdotunu koyarken buraya, meramımız, “Müslümanların son hallerine” geçmişten örnekler bulmak ya da kaoslarına çerez olmak değildir. Çünkü biz her halükarda “Osmaniyan”dan yanayız.

Seci’li yazmak merak edilsin ve öğrenilsin istedik. Nuş-Feramuş örneklemesi de güzeldi amma... (Nuş: İçen, Feramuş: Unutma, akıldan çıkma.)

Ve sonra, Mekteb-i Sultani’den mezun olduğunu, orada müdürlük yaptığını öğrendiğimizde Abdurrahman Şeref Bey’in, bugün bu köşemiz GS’li olsun istedik. Asaf Halet Çelebi’nin özel şiirini bulup koymamız işte bu yüzdendir. Yani sevindirmeye yöneliktir, GS’li okuyucularımızı. (Maç kaç kaç bitti acaba )

NOBEL 

Nobel ödülü üzerineydi bir tv programcısının ve misafirinin sohbeti. Rakamlarla izaha giriştiler. Şu ülke şu kadar, bu ülke bu kadar almış Nobel’i. Bizim bir vilayetimiz kadar nüfusa sahip olan ülkeler dahi..

Programcı bu noktada kesiyor sözünü konuğunun. Yüzüne müstehzi bir maske takarken, yılıştırıyor ağız yırtığını..

“Eğitim sistemimizde yenilikler yaptık. Artık biz de alabiliriz.”

İstediğiniz eğitim sistemiyle inletilmiş 80 yılı bu ülkenin, neden aklınıza gelmiyor

O seksen yılda üniversiteleriniz de yoktu ilk 500 sıralamasında.

AKP bunlara, utanmayı unutturdu ve bunları akladı.

Kılıçdaroğlu’nun Ortadoğu’dan ne anladıklarını Suriyeliler üzerinden anlatımına, ADD’ciler önemsiz yanlış deyip, geçiyorlar. – Gazeteler

- Kabahat Kemal bey’de değil Hıdır kardeş. Kartelin gazetecilerinde..

-  Nasıl..

-  Kemal bey’in programını kontrol kulubesinden geçtikten sonra, yani sakıncalı sözleri biplendikten sonra yayınlansalar..

- Niye öyle yapmıyorlar

- Onlar da nam peşindeler.. Yanlışını bulduk, hemen düzelttirdik havalılığı yani..

-  Desene bizim Kemal bey, icabında onların bölgesinde para edebilir..

Din ve Kin

 

İnsanın Allah’ı bilmesi için,

Anlaması icab eder kendini;

“Men arafe nefseh, arafe Rabbeh!”

Hikmetiyle tavsif ederken dini...

Derece olarak, yakalayamaz,

Melek bile asla, insanınkini;

Derecelerini yerle bir eder,

Mü’mine dönerse, insanın kini...

Kişi ve İşi

Her işe uygun bulunur bir kişi,

Her kişiye uygun vardır bir işi...

Ekrem Şama