‘SosYO-EKONOMİK Tufan’ ülkemizi ve dünyayı sarmış durumda…
çare ve çözüm önerilerimiz bu yazılarda; uygulanmayı bekliyor…
Önceki yazılarla birlikte okunmasını da tavsiye ederek devam…
“Yuharibûne Allahe ve rasûlehu/ Allah ve resulü ile harp eden kimseler” (Maide 33)
Kur’an konuşma dili ile inmiştir. Onu hukuk dili ile yorumlamak rasihlerin yetkisindedir. Rasihler kendi çağları için Kur’an’a hukuki manalar verirler. Birinci dönem fukahası böyle manalar vermişlerdir. Örnek olarak “Allah’ın hakkı” dendiği zaman, bunu “topluluğun hakkı” kabul etmişler, “resul” deyince “başkan”ı anlamışlardır.
Biz de III. binyıl medeniyeti için Kur’an’daki kelimeleri tanımlıyoruz ve ona göre bir hukuk oluşturuyoruz. Elde edilen sistem bir işe yarıyorsa doğru tanımladık demektir. Sonuç kabul edilemez olursa tanımlarımız yanlıştır demektir. Sizler de ayrı tanımlar yapabilir, Kur’an’ı ona göre değerlendirirsiniz. Bizim yaptığımız bu tanımlar varsayım mahiyetindedir. Doğrulukları sonuçlarla bilinir. “Allah” dediğimiz zaman biz topluluğu anlıyoruz. Ocak, bucak, il, ülke ve insanlık Allah’ın yeryüzündeki halifesidir. Kâinatın Rabbi olan Allah’ın halifeleri olarak haklara ve görevlere sahip olma demektir. “Allah” dendiğinde topluluğun tamamı anlaşıldığı gibi, bunları temsil eden meclis de anlaşılır.
“Resul” başkan demektir. Ocak, bucak, il, ülke ve insanlık başkanları resuldür. Kâinatın Rabbi Allah Hz. Peygamberi gönderdi, onun halifesi olan topluluk da başkanları atar. Başkanın kendisi resul olduğu gibi, emir sahipleri de resulün resulleridir.
“Allah ve Resul” derseniz ikisinin birliği anlaşılır, sadece “Allah” veya “resul” derseniz ikisi ayrı ayrı anlaşılır. Kur’an; Allah ve resulden birlikte bahsetmektedir. Başkanın iki görevi vardır. Biri topluluğun işlerini yapmaktır. Bu resul ile ifade edilmiştir. Diğeri ise topluluk içinde çıkan nizaları gidermedir. İki kişi arasında niza çıkarsa başkanlarına baş vururlar ve başkan burada bir karar alır, taraflar ona uyarlar. Başkan bu kararı zaman kaybetmemek için araştırmadan alır. Kararda adalet olamayabilir. Dolayısıyla taraflar başkanın kararına karşı hakemlere gidebilir ve hakem kararı ile varsa mağduriyetlerini giderirler. İşte, böyle başkanın kesin olmayan hakemlik görevi ifade edildiği için “Allah ve resul” olarak geçmektedir. Karar kesin değildir ama Allah adına alınmıştır. Allah’ın o andaki müsaadesi ile alınmıştır. Şimdi karar ver, sonra ben onu tahkik ederim diyor.
“Allah ve resulü”: “Resul” burada harfi tarifle değil de “resulü” denilerek ikisi bir kurum hâline dönüştürülmüştür. Bu sebepledir ki bunlara giden zamir ikili değil de müfret olarak gider. İşte bu da “yargı”dır. Taraflar birer hakem seçerler. Hakemler de baş hakemi seçerler. Ayrıca soruşturmacılar vardır, olayları tespit ederler. Duruşmada soruşturmacılar aynı şehadetle şehadette bulunurlar. Başhakem kararını alır. Karar başkan tarafından uygulanır. Bu “yargı”dır. “Allah ve resulü” dendiğinde işte bu “yargı” kastedilmektedir.
Burada harp Allah ve resulüne karşı ilan edilmiştir. Yani yargı kararlarını dinlemeyenler Allah ve resulü ile harp hâlindedir. Barış hakemlerin kararı ile sağlanır. Aramızda çıkan nizaları silah zoru ile değil de hakemler kararı ile çözersek biz “müslim” yani “barışçı” oluruz.
Hakem kararına uymamak nasıl olur?
Mali mükellefiyeti yerine getirmeme. Bu takdirde o kişinin borçlanma ehliyeti kaldırılır. Mallarına ve emeklerine el konmaz. Borçlarını ödeyip zamanla itibarı iade edilir. Cebrî icra yoktur yani mallarına el konmaz. Öldüğü zaman taksim edilirken borçlar ödenir.
Bedenî mükellefiyetler. Bilhassa cezaların infazı. Tutuklama, yakalama, hapsetme İslâmiyet’te yoktur. Kişi hakem kararlarına kendisi uymuş olur. İdam sehpasına kendi ayağı ile çıkar. Böyle yapmaz da kaçarsa, firar ederse, o zaman hukuk kuralı dışına çıkmış olur. Yani dinin/düzenin dışına çıkmış olur. Hukuk onu korumaz.
Harp edenlerden maksat hakem kararlarına uymamak demektir; hakem kararlarını tanımayanlar Allah ve resulü ile harp etmiş olur. Bunlardan malî borçlulardan borçlanma ehliyeti alınır, diğerlerine ise bu ayette gösterilen cezalar uygulanır. (Devamı var.)