Konuşmamızı, uzlaşmamızı engelleyen kavram karışıklığı sorunumuz var.

Gerek dünyada gerekse ülkemizde siyasetteki “sağ” ve “sol” kavramları, yapay bir tasnif olarak, özellikle bizim gibi halkının çoğunluğunun Müslüman olarak isimlendirildiği toplumlarda tam bir zihinsel/kafa karışıklığına sebep olabilmektedir. Bu yapay tanımlamalar, sadece siyasi, iktisadi değil, aynı zamanda sosyal, hatta dini bir ayrışmaya, sınıflandırmaya, çatışmaya da neden olabilmektedir.

İslami, siyasi ve hukuki mahiyetteki kelime ve kavramların anlamlarının doğru bilinmemesi, doğru kullanılmaması, istismarı çok zararlı oluyor. Her şeyden önce, uzlaşmayı, anlaşmayı engelleyebiliyor.

 İslam dışındaki toplumlarda siyasi, ekonomik ve sosyal nitelikteki sınıflandırma ve tanımlamalar, bizde dini bir sınıflandırılma anlamına kadar, değiştirilerek, dönüştürülebilmiştir. Bunu, daha çok kendisini “sağcı” olarak konumlandıran siyasi partiler yapmıştır.

Biz Müslümanlar olarak, hayatımızdaki her konuyu, olayı, sorunu… Rabbimizin adıyla “oku”mak, her şeye vahiy penceresinden bakmak ve görebilmek durumundayız. Görüşlerimiz, okumalarımız vahye uygun olmalı. Ki, doğru olabilsin. Beşeri/akli, şeytani okumalar yanlışlıkla, eksikliklerle maluldür.

Castro'nun, kendi zamanındaki ABD seçimleriyle ilgili, “ABD’de hep Siyonist Yahudi kazanır. İki parti, iki ayakkabısı gibidir” doğru yaklaşımına bugün de itiraz edilir mi? Bugün, dünün devamı… Dün, Castro'nun görebildiğini, bugün herkes görebiliyor. Siyonist ABD bazen Fil'e, bazen de eşeğe binerek yol alıyor. Son seçimde de Fil'e bindi. Bu, tarihte Kâbe'yi yıkmaya giden fil ordusu ile Ebrehe'yi çağrıştırıyor. O da hüsrana uğrayacak inşaallah. (Fil Sûresi)

Orta çağda Hıristiyan Batı; kilisenin bağnazlığı, dini sömürmesi nedeniyle, aydınların ilahiyata sırtını dönerek, materyalizme, laikliğe yönelerek, ideolojileri üretmesi zorunluydu. İslam, zaten “düşman” idi...

Batı, kendi putlarını kendisi üretiyordu. Peygamberlerin yerini sosyologlar, filozoflar almıştı.

Batı, ilahi olan her şeyi reddedince, hayata ilişkin yasalar, ideolojiler üreterek sorunları çözmeyi denedi. Sonuçta sorunlar daha da çoğaldı. Çözüm, reçete olarak sunulanlar, sorunları katladı.

Ülkemizde “sağ”la, sağcılıkla tanımlanan, tanınan siyasi partiler; Kur’an-ı Kerim’in Vakıa Sûresi’nde (8, 9, 27-40) zikredilen; iman edip salih amelleriyle, amel defterleri/kitapları sağ tarafından verilecek cennetliklerin, anlamını tahrif ve istismarla “ehli sağı” sağcılara çevirip, karşıdaki solcuları da cehenneme konumlandıran çok tehlikeli bir algıyı yaymaktan çekinmemişlerdir. Bu istismarcı söylem ve siyaset, İslam’ı bilmeyenlerin dinden uzaklaşmasına da sebep olabilmektedir. Bu durum, hastaların tedaviden, ilaçtan kaçması da demektir.

Ne yazık ki, sağcı partilerin bu tehlikeli söylemine, vebaline, birçok cemaat ve tarikat temsilcisi alet olabilmişlerdir.

Millî Görüş’ün önündeki en büyük sorunlardan birisi de, bu yanlış “Müslümanlık, eşittir sağcılık” veya “Müslümanlıkla sağcılık uyuşur.”(?!) algısının yanlışlığını halkımıza anlatmasındaki zorluktur.

İslam’ın, solculukla yan yana gelmeyeceğini/uzlaşmıyacağını anlatmak daha kolay görünüyor. Elbette, ülkemizde her kimlik, her kimlikle konuşabilmeli; buna muhtaç, hatta mecburuz.

Prof. Dr. Mehmet Görmez: “Hiçbir kimse bir başkasını, İslam’ı kendisinin anladığı gibi algılayıp yaşamadığından ötürü tekfir edemez.”

“Kendilerinden olmayan herkesi tekfir ederek ötekileştiren anlayış, İslâm dünyasının kalbine bir hançer gibi saplanmış durumdadır.”

Merhum Erbakan Hocamız'ın konuyla ilgili birkaç cümlesi: "Biz, Millî Görüşçüyüz; sağcı da solcu da değiliz. Alparslan, Fatih Ulubatlı Hasan… Sağcı veya solcu değildi; Millî Görüş sahipleriydi. Sağcı ve solcu kimlikleri bize ait değil. Gerçekte halkımızın bir kısmı Millî Görüşçü olduğunun farkındadır; bir kısmı da olduğunun farkında değildir. Ne sağdayız, ne solda; hak yoldayız, hak yolda."

 Konumuzla ilgili olarak, üstad Cemil Meriç'imizin birkaç cümlesi: "Sağ ve sol yapay bir sınıflandırmadır. Hakikati kapamaya/gizlemeye yarayan uydurmaca mefhumlar/kavramlardır. Sosyal sınıflara ayrılmamış bir ülkede sağcı, solcu ne demek? İnsanları sağcı ve solcu diye ayrıştırmak, kutuplaştırmak, yobazlıktır. Sağda da, solda da olmadım. Batı ile mücadeleye, hesaplaşmaya kavramlardan başlanmalıdır. Batılıların değerleri bizimkilerden farklı olduğu için, onların çözümleri bizde çözüm olmaz. Işık da Doğu'dan gelir."

"Millî" Görüş, gerçekte dini/İslami görüştür; aynı zamanda en üst kimlik olarak da, İslam’a aidiyet/Müslümanlık kimliğidir. Bu kimlik, adlandırma beşeri değil, ilahi kaynaklıdır. (Hac/78)

İnsanların, özellikle Müslümanların; “sağcı veya “solcu” vb. hakk olmayan, ona zıt olan sıfatlarla sınıflandırılması, ayrıştırılması inanç ve düşünceleri de değiştirebilen, felce uğratan, büyük bir fitnedir...

Bu yaklaşım; Rahmani/Hakk ölçülerini yok saymak, ona aykırı beşeri, şeytani ölçüleri kabul etmek, tehlikelidir.

Ne yazık ki, sağ ve sol ideolojiler; ülkemizde zihinlere, kalplere zehir olmuş, akılları çelebilmiştir. Bu ifsad/bozgunculuk daha çok üniversiteler ve siyasi partiler aracılığıyla gerçekleştirilmiştir... İktidar, koltuk kapmak için, insanlarımızın akıllarıyla, inançlarıyla oynanmış, kutsalları sömürülmüştür.

Zamanımız tağutlarının/zalim yöneticilerinin çoğunluğu “sağ” kimlikleriyle” cennetliklerden mi oluyor?

Bu ise kitlelerin dinden, ahlaktan uzaklaşmasına, birbiriyle çatışmasına, güvenlik ve huzurun azalmasına sebep olmaktadır.

* Her düşüncenin/görüşün temelinde/kaynağında; hak veya batıl bir din veya ideoloji vardır.

* Görüşlerimiz; inanç ve bilgilerimizden beslenir; onları yansıtır.

* İnanç ve bilgilerimiz doğru olmadan, görüşlerimiz nasıl doğru olabilir?

* İnançlar/dinler içinde doğru ve hak olan sadece “Tevhid dini İslam”dır. (Al-i İmran/19, 82, 85)

* O halde, görüşlerimizin de tevhide uygun / “milli olması gerekir.” Dinleri, fırkaları, görüşleri seçmede; sınav gereği özgür bırakılmışız.

* Tefrikadan kaçınarak, doğru tercihleriyle, tevhidde vahdete çalışanlar, Allah’ın (cc) rahmetine mazhar olup sınavı kazanacaklar. (Fatiha/5, En’am/153, Hud/ 118,119)

* “Ümmetim 73 fırka olacak; birisi (fırka-i naciye) hariç, diğerleri ateştedir. Bu fırkaların en zararlısı, haramları helal, helalleri de haram kılanlardır.” (s.a.s)

SONUÇ: * İlahi kaynaklı olmayan tanımlamalar, sınıflandırmalar, değerlendirmeler, görüşler batıl ve yanlıştır.

* Özgün, evrensel, en değerli ve önemli üst kimlik olan Müslümanlık kimliğiyle, diğer karşıt ideolojik tanımlamalar (sağcı, solcu, liberal, sosyalist, faşist vb… kimlikler) müminlere yakışmıyor. Sorunlu da… Din istismarı da, din karşıtlığı da büyük zararlar veriyor. Kendimizi kendi kelime ve kavramlarımızla ifade edemezsek, uzlaşamayacak ve çatışarak kurtulamayacağız…

İlahi/Rahmani okumalar, görüşler hak ve doğru, beşeri olanlar ise batıl ve yanlış olunca; hayata dair çözüm olarak teklif ve disipline edilen bütün ideolojiler/sistemler eksikliklerle, yanlışlıklarla doludur. Çünkü insan fıtratına uygun olmayıp, (sınırlı) aklî veya şeytanidir. Her ideolojide şeytanın daveti ve yönlendirmesi vardır. Çünkü şeytanın görevi insanı saptırmaktır. İslam’ın dışındaki yollara, ideolojilere çağırır.

Batı ürünü; “liberal”, “sosyalist”, "sağ", "sol" vb. insan fıtratına aykırı/materyalist dünya görüşleri, ideolojiler; yaşadığımız sorunları çözmek iddiasına rağmen, büyütmüştür.

Artık anlaşılması gereken bir gerçek var: Beşeri çözümler, ideolojiler insanlığın dertlerine deva olamıyor. Tüm insanlığa, şifa olacak ilahi çözümler, kaçınılmazdır.

Gerçekte, Müslüman kimliğiyle, sağ veya sol kimliklerin ilgisi, benzerliği olmadığı, bu nedenle Müslüman kimliğiyle her iki kimliğin yan yana/birlikte olamayacağı da bilinmelidir. Günümüzdeki meri laik hukuka göre, sağcı, solcu vb. siyasi partilerin kurulması hak ise de, "İslam partisi" adıyla kurulması yasaktır. Millî Görüş partileri, laikliğe aykırılık nedeniyle kapatılmıştı...

İslam, özgün ve tamdır. Eksiği ve yanlışı yoktur ki, sağ veya sol ile tamamlansın. Bu nedenle; hem Müslüman hem de sağcı veya solcu olunmaz. Müslüman üst kimliğimizi Rabbimiz koymuş; diğer kimlikler yapay ve beşeridir. Şeref, izzet, üstünlük ancak İslam kimliğindedir. (Hac/78, Münafikun/8)

" Müslüman Türk'üm, Kürt'üm, Arab'ım, Fars'ım, Alman'ım... vb. denmesi, doğrudur... Ama, "sağcı veya solcu Müslümanım" denmesi, yanlıştır.

Çözüm; bütün farklı alt kimliklerin, en üstün, değerli kimlik olan Müslümanlıkta birleşmesidir. Vesselam.