Her Ramazanı bazen büyük bir heyecan, bazen de büyük bir kaygı ile bekliyoruz son yıllarda. Acaba ne olacak da bizim "On bir ayın sultanı" dediğimiz ve içinde "Bin aydan hayırlı" Kadir Gece sinin bulunduğu güzelim Ramazanı bize zehir etmeye çalışacaklar diye endişe edip yine de Allah a sığınıyoruz. Yine içimizi burkan bir şeyler olacak mı diye endişe ediyoruz. Her yıl birtakım olaylar veya bu yılki gibi deprem felâketleri bizim için keder ve hüzün kaynağı oluyor. Pakistan daki depremden sonra Ege Bölgesi sallandı, huzur bozuldu.

8 Ekim 2005, Pakistanlı dostlarımız için "Asrın Depremi" denebilecek büyüklükteki bir depremin felâketine tarih oldu. Keşmir deki Muzaferrabad ve civarındaki köylerde görülen sağlıksız yapılaşmadan ölü sayısının artacağı tahmin ediliyordu. İslamabad daki okulda, askeri birlikte ve 19 katlı apartmanda meydana gelen büyük hasarla ilk sarsıntıda ölü sayısının bu modern şehirde 2.500 ü bulmuş olması, Pakistan genelinde ölü sayısının 50 bini bulacağı hissini verdi. Gerçekten de öyle oldu. Bu tam anlamıyla kardeş ülke için asrın felâketi sayılabilir.

Bütün bunlara rağmen ülkede Ramazanın ruhaniyeti ve bereketi yine de yaşanıyor.

Deprem için toplanan bağışlar arasında, çok duygulandıran örnek tavırlar ortaya çıktı. Bu ülkenin çoğunluğu, Pakistan ve Hindistan Müslümanlarının İstiklâl Savaşı nda yaptığı yardımların şuurunda oldukları için ona göre davranmaktadır. Bu da kardeş ülke halkını çok duygulandırıyor. Başbakan ın götürdüğü yardımlardan önce pek çok yardım kuruluşu gitti.

Ramazanın bir özelliği de iftarlar ve iftar-sahur sohbetlerdir. Her çevrede, her radyo ve televizyon yayınında bu türden sohbetlere rastlamamız mümkün. O yüzden Ramazan bereketinin bir yönü de bizdeki dini, milli ve insani değerleri harekete geçiren bu sohbetlerdir.

Sohbetten muhabbete

Kültürümüzde sohbetin çok önemli bir yeri var. Çünkü kitabî olmak, hayatında dışında kalmak istemiyorsanız peygamberlerle filozofların muhataplarını eğitmek ve yönlendirmek için başvurdukları sohbete bigâne kalamazsınız.

Hz. Peygamber Efendimizin 23 yıl boyunca yaptığı sohbetlerle yetişen insanlar "sahabe" olarak adlandırılmış, tarihte benzeri görülmemiş biçimde büyük bir sosyal, siyasî ve kültürel değişmeye yol açan Kur an insanlığın hayatına girmiştir. Bunu idrak edemeyen veya Asr-ı Saadet kavramına yabancı bir kültürle yetişmiş insanlara söylenecek pek bir şey yok... Onlara acımak da zavallılıklarını kurtaramıyor.

Evet, bütün bunları konuşmak, bir bakıma da dertleşmek için gönül sohbet ister, bunu da Lâedri denebilecek isimsiz bir şairin ifadesiyle şöyle dile getirir:

"Gönül ne kahve ister ne kahvehane

Gönül sohbet ister kahve bahane"

İkinci mısradaki "sohbet"i "bir dost" diye değiştirerek söyleyenler de vardır. Önemli olan halden anlayan ve aynı dili konuşan bir insan bulabilmektir.

Eğer bir toplum kültürel bakımdan yozlaşıyor, kendi kaynaklarına yabancılaşıyorsa, burada o toplumda kamu hizmetleri yapan kurum ve kuruluşların çok önemli bir sorumluluğu var. Kültürü günlük yaşamanın dışında düşünmüyor ve belli çevrelere, gelir düzeyi yüksek elitlere mahsus bir lüks gibi görmüyorsanız, bu konularda ciddî programlar yapmanız gerekir.

Eğer siz kültürel yatırımları önemsemez ve yalnız siyasetle sonuç almaya çalışırsanız, hem kültürel hem de siyasi bakımdan yok olur gidersiniz. Maalesef 55 yıldır sağ politika anlayışı hep bu çerçevede kaldığı için kültürel iktidarla işbirliği halindeki CHP zihniyetine mağlup olmuştur. İktidar olup da muktedir olamamanın temelinde bu mesele var.

Ramazan sohbetleri ve bereketi

Ramazan sohbetlerinin konusu, esasen bütün ülkenin sosyal, kültürel ve estetik meseleler olmalıdır. Bunlarla yönlendirilen insan ve toplum, sorumluluk sahibi kültür ve sanat adamlarının sürekli gündemindedir. Kültürün dinî ve millî hüviyeti, sanatın beşerî münasebetlerden yola çıkarak ahlâkî ve estetik kaygılarla gelişme zarureti, edebiyatla meşgul olanları sürekli düşündürür.

Biz kalarak evrensel formlara ulaşmamız, dinî çerçeveleri zorlamadan yeni ve güzel eserler ortaya koymamız başlıca estetik meseledir. Bunların da elbet sosyal boyutu var.

Tarih, din, kültür, medeniyet ve sanat tarihi konularının bir arada konuşulabilmesini mümkün kılan ve kültür hayatımıza tutarlı bir bakış imkânı getirebilen yazı türlerinden biri olan sohbet tarzıyla yalnız edebî meseleleri ele almak yanlış bir tutum olur. O yüzden biz, yalnız günümüzün meseleleriyle kendimizi sınırlamamalı, ufkumuzu genişletmeli ve zaman zaman edebi eser incelemesiyle öteki alanlardaki konuları ele alan çalışmalara da yönelmeliyiz. Ramazan, oruç, namaz, zekât ve sadaka ile birlikte kültürün de kaynaştığı bir ay olabilir.

Esasen gönülden gönüle sesleniş biçimi olarak gördüğümüz sanat ve kültür faaliyetlerinin sevilip benimsenmesi, bunlar vasıtasıyla ruhî ve zihnî melekelerin geliştirilmesi ve geniş çevrelere yayılması Ramazan sohbetleriyle kolay olur. Çünkü sohbetler, kültürel faaliyetlerin en etkilisidir. Bir dünya görüşünün en iyi ifadeye kavuşmasında, güzelliklerin ön plana getirilip gençlerin manevî dünyalarının zenginleştirmesinde bu tür sohbetlerin etkisi büyüktür.

Hayrın en güzel biçimde söylenmesi, her zaman bazı imkânları da birlikte getirir.

Sanatçı ve kültür adamı duyarlığı, sohbetin imkânlarıyla daha da zenginleşir, bütün anlatım biçimlerini gözden geçirerek edebî birikimimizi yenileştirir. Buna ihtiyacımız var.

Bu arada, muhtaçlara ve felâketzedelere yardım, Ramazanın en göze çarpan bereketidir. Fakat gönül eğitimi ve temel değerlerin anlaşılması çok daha önemli bir Ramazan bereketidir.