Birileri bir yerde imar adına, insanlara hizmet adına bir şeyler mi yapıyor; ülkenin ileri gitmesini istemeyen statükocular hemen karşı çıkarlar: İstemiyoruz.

*

Birileri bir yerde taşı taş üstüne mi koyuyor; müzmin muhalifler hemen ellerine taş alıp fırlatırlar onların üzerine... İstemiyoruz.

*

Birileri insanların hayatlarını kolaylaştırmak için köprü mü yapıyor; hemen köprüye hayır kampanyaları düzenlenir: Köprü istemiyoruz.

*

Birileri insanların rahat bir şekilde ulaşımını sağlamak için yol mu yapıyor, bunun için planlar, projeler mi hazırlıyor Aynı kafaya mensup odaklar, "Yol yapılmasın, ağaçlar kesilmesin, kuşlar uçurulmasın, karıncalar ezilmesin, orada yaşayan hayvanların yaşantısına engel olunmasın istiyoruz" diye eylem düzenlerler şehrin en işlek "yollar"ında: Yol istemiyoruz.

*

Birileri çocuklarımızın, gençlerimizin okuması, cahil kalmaması ve medenî bir hayat sürmeleri için okul mu yapıyor Hemen kampanyalar düzenlenir. Buraya okul mu yapılır Okul yapacak baş yer mi kalmadı Okul istemiyoruz.

*

Okul ihtiyacından nüfus planlamasına geçilir. Hem artık bu nüfus meselesi de halledilmeli! Bu kadar çok çocuğa ne gerek var Artık doğumların önüne geçilsin. Her isteyen istediği kadar çocuk yapamasın: Çocuk istemiyoruz.

*

Birileri insanı ve insan sağlığını kutsal sayıp hastahane mi yapmak istiyor "Bunca hastahane varken yeni hastahanelere ne gerek var Şehrin yeşillikleri hastahane yapmak bahanesiyle yok edilmek isteniyor. Onların derdi hastahane yapmak değil rant elde etmektir" deyip, hastahane istemiyoruz kampanyaları düzenlenir: Hastahane istemiyoruz.

*

Medenî olmak kadın ve erkek her "insan"a saygı duymaktır. Kadının bedenini satarak hayatını sürdürmesi doğru değildir. Bu hususun teşvik edilmesi insanlık ayıbıdır. Bu yüzden kadınlara iş ve aş lâzımdır. Kadınların meşrû yollardan çalışıp ekmek paralarını kazanmaları için insanca çözümlerin üretilmesi gerekir. Bu yüzden de şehirlerin en işlek yerlerinde bulunan genelevlerin şehir dışına çıkarılması ya da kapatılması gerekir deyip çözüm üretmek istersiniz. Karşı olmanın dayanılmaz hafifliğine kapılmış aynı zihniyet yine iş başındadır: İstemeyiz. "Genelevler kapatılamaz", "Genelevlerimize el sürdürtmeyiz" kampanyaları düzenlenir: Genelevimizi istiyoruz (Ne yazık ki bu zamana kadar söyledikleri tek olumlu cümleleri de bu!).

*

Birileri "insan"ı önemseyip karmaşık bir dünyada yaşayan, kendini hayatın akışına kaptırmış, insanlığı, duygu dünyası paslanmaya yüz tutmuş ya da böyle olgulara yenik düşmek istemeyen insanlar için, onların inanç ve imanlarının ikamesi için, gönül huzuru duyarak ibadet edecekleri bir cami mi yapmak istiyor

Aynı odaklar hemen iş başı yaparlar. Yeşilliklerimizi yok etmek istiyor. İçinde gezineceğimiz, altında barınacağımız ağaçlarımızı kesmek istiyorlar. Ağaçlarımızın kesilmesine, yeşilliklerimizin yok edilmesine fırsat vermeyiz. Onlar niyetlerini pek belli etmek istemiyorlar ama köpeklerimizle, kedilerimizle dolaşacağımız mekânları ortadan kaldırmak istiyorlar: İbadethane istemiyoruz.

*

Aslında bunların maksadı ibadethane yapmak değil, onlar irticayı getirmek istiyorlar. Zaman tüneli filmlerinin çok etkisinde kalmış olsalar ki, bunun filmdeki gibi bir oyun olduğunu, sanki geçmişi getirmenin mümkün olacağı paranoyasına kapılmış, ağızlarında "yafta" hazırdır: Memleketi Ortaçağ karanlığına götürmek istiyorlar. Bakınız zaten her taraf ibadethane dolu. Her yüz metrede, her üç yüz dört yüz metrede bir cami var (Atmak serbest nasıl olsa!). Söz konusu ettikleri camilerin yapılış tarihlerine bakmıyorlar. Oysa onlar yüzyıllar önce yapılmış camiler, mescidler. O zamanlarda o camiler ihtiyaç olarak görülmüş ve dolayısıyla insanlar onları yapmışlar.

İhtiyaçlar nüfusa paralel olarak artar. Onlar, bu gerçekten de habersiz oldukları için, ha bire yapılan, yapılacak olan her şeye karşı durmaya çalışıyorlar.

*

Nasıl ırmak kendi yatağını oluşturursa, hayatın gerçekleri de kendi ihtiyaçlarını ortaya kor ve çözüm üretilmesini ister hal diliyle. Eğer onlara mâkul çözümler üretirseniz hayatın yaşanırlılığına katkı sağlamış olursunuz. Aksi halde ırmak kendi yatağını kendisi yapar. Bu ve benzeri hallerde insanlar, insan olabilenler sorunlarına mâkul çözümler üretirler. Çünkü böyle durumlarda karşı çıkmak mâkul ve mantıklı olmadığını gibi çözüm de değildir.

İleriyi göremeyen mâlum zihniyet 1970 li yılların başında Boğaz Köprüsü ne karşı çıkarak "Köprüye hayır!" yürüyüşleri yaptı. Birtakım vatandaşları sokağa döktüler. Sonunda ne oldu Köprü yapıldı. Daha sonra karşı çıkılmasına rağmen yapılan köprü ihtiyacı karşılayamaz oldu. Ona da karşı çıkılmasına rağmen ikincisi de yapıldı. Zamanla iki köprü de yetersiz kaldı. Şimdi Boğaz a tünel yapılıyor. Hatta bunların yetersizliği de söz konusu olacağı için bir yandan da üçüncü köprünün projelerinden bahsediliyor.

Bütün bunların ne kadar büyük basiretsizlik olduğunu farkedememek ne korkunç bir şey! Ne yazık ki bu zihniyet mensupları ile aynı ortamı, aynı mekânı paylaşıyoruz, yani onlarla "çağdaş"ız!