Türkiye, kurulduğu günden bu yana İsrail le sıcak bir
temas sürdürdü. Ortadoğu nun bağrına saplanan paslı hançer , 1948 de bir
devlet olarak tescillendiğinde, Türkiye 1949 da İsrail i tanıyan ilk Müslüman
ülke oldu. Geçen yıllar boyunca iki ülkenin ilişkileri, Filistin meselesi gibi
bir yara olmasına rağmen, ABD nin sadık iki müttefikinin ilişkileri nasıl
olmalıysa, aynen öyle gelişti. Ta ki, 2009 daki one minute vakasına kadar.
Bu tarihte, iki ülke birden bire iki azılı düşmana
dönüşmedi. Ortadoğu daki sayılı demokrasilerden ikisi olarak kabul edilen bu
iki ABD müttefiği (İsrail, sadece müttefik değil, ABD nin göz bebeği aynı
zamanda), kamuoyu önünde küser gibi oldular . One minute vakası ile
kameralar önünde yaşanan kahramanlık , toplantı bitimindeki tepkim
moderatöreydi açıklamasıyla sönüp giderken; kamuoyunda epeyce bir süre bu
diklenme nin(!) ekmeğini yiyordu siyasi iktidar. Gerçekte ise verilen tepkinin
nedeni, Erdoğan ın, Peres in 25 dakika süren konuşmasından sonra kendisine 12
dakika verilmesini şikâyet etmesiydi.
Ardından, 2010 daki Mavi Marmara katliamı ile ilişkiler
gerildi ve yine kamuoyu önünde çizilen imaja göre güya koptu. Siyasi iktidar,
Türkiye de her daim destek bulan İsrail karşıtlığının ve buradan devşirilen
ümmetin lideri pozlarının rantını rahatça yiyebilirdi. Aynı zamanda da, ABD
ile haddinden fazla sıkı fıkı yürüyen dış politikanın izahını yapamadığı İslami
hassasiyetleri olan kesimlere karşı bir savunma argümanı oluverdi bu durum. Bu
anlamda elini güçlendirdi.
Kopma noktasına geldiği söylenen Türkiye-İsrail
ilişkileri, gözlerden ırak ama hayli sağlam şekilde ticaret sahasında devam
etti. Hatta güçlenerek, tüm zamanların rekorunu kırarak devam etti. 2010
yılında 3.1 milyar dolar olan Türkiye ile İsrail arasındaki ticaret hacmi, 2013
yılında 4.9 milyar dolara ulaştı. 2014 ün ilk 3 aylık döneminde ise 1.3 milyar
dolar olurken, bu rakam yeni bir rekorun habercisi gibi görünüyor.
Geçen sene Mart ayında yaşanan özür hadisesi de hala
muğlaklığını koruyor. ABD Başkanı Obama nın, yanında bulunan Netanyahu ya
telefonu verip bir özre mecbur bıraktığı şeklindeki bir hikaye dışında kimse
İsrail in Türkiye den özür dileyip dilemediğini net olarak bilmiyor hala.
Ortada ne bir belge var, ne de tatmin edici bir resmi açıklama. Üstüne üstlük,
iktidar medyasının Türkiye nin zaferi diye lanse ettiği tazminat meselesi ise
tam bir rezalet olarak görünüyor. İsrail, katiller aleyhine açılan davalardan
feragat edilmesi kayd-u şartıyla tazminat ödemeyi kabul etmişti. Ki, rakam da
10 kişi için 20 küsur milyon dolar civarındaydı. Pek şanlı Dışişlerimizin o
dönemdeki açıklamalarına göre tazminat rakamı üzerindeki ihtilaf çözüldükten
sonra her şey tamam olacaktı. Yani, İsrail, telefonda dilendiği söylenen bir
özür ve bir futbolcu parasına işi kapatacaktı. Hala bir gelişme yok.
Elbette ki, ABD nin ve İsrail in birden bire böyle bir
adım atmasının birkaç nedeni vardı. Son gelişmelere bakınca, bu nedenlerden
bazıları olarak İsrail in petrol ihtiyacının karşılanması ve yeni bulduğu
doğalgaz rezervini en uygun güzergah olan Kıbrıs üzerinden pazarlama
telaşesinin yattığı anlaşılıyor. Kuru bir özre teşne olan Türkiye, zaten krizde
olmadığı İsrail e anında kucak açıyor ve uluslararası piyasalarda satılması
tartışma konusu olan Kuzey Irak petrolünün İsrail e satışında aracı olmayı
içine sindirebiliyor. Yarın öbür gün, Kıbrıs üzerinden pazarlanacak olan İsrail
doğalgazında da muhtemelen aynı görevi görecek.
Geçen sene, Obama ya adeta posta koyarcasına Gazze ye
gideceğini açıklayan Başbakan ın, 1 seneden beri neden Gazze ye gitmediğinin,
muhtemelen ABD Başkanı nın telefonlara bile çıkmamasıyla bir ilgisi vardır.
Ortadoğu nun bağrındaki paslı hançer , kafasına estiğinde hiçbir ahlaki ve
insani duyarlılık gözetmeden ve kadın, çoluk, çocuk, bebek ayırt etmeden
katliama girişiyor ve biz sahte efelenmelerle, sahte kabadayılıklarla hem bize
güvenenleri hem de kendimizi kandırıyoruz. Yetmiyor, bir de terör devletinin
can damarlarına kan taşıyoruz, yardımcı oluyoruz. Paslı hançer e verilen
(aslında verilmeyen) cılız tepkilerin, onu daha da barbarlaştırdığını, daha da
aşağılık hale getirdiğini görmüyor muyuz Onunla uzlaşmanın, ona pis bir cüret
verdiği meydanda değil mi
İsrail e karşı ortaya konan kuru bir kınama metni bile
büyük fiyaskolar içeriyor. Tarafları itidalli olmaya davet , şiddet sarmalına
dönüşebilir gibi ifadeler mesela; acaba Dışişleri katil İsrail le ölen çoluk,
çocuk, kadın, masum halkı birbirine eşdeğer taraflar, güçler olarak mı görüyor
Ve Gazze nin kendini savunma refleksiyle İsrail e verdiği cılız karşılıkları
şiddet sarmalı na sebep olacak hareketler olarak mı değerlendiriyor
İktidarın başının İsrail i kınarken kullandığı
önermenin şartı, durmazsan ilişkilerimiz eskisi gibi olmaz dı. Türkiye nin
muhafazakar iktidarı, Ortadoğu nun bağrındaki paslı hançer le ilişkileri
iyileştirmeyi önemsiyor deme ki, bunca katliamına rağmen.
Bu şartlarda Gazze ye gitmemek lazım zaten. Gazze nin
yüzüne bakacak halimiz mi var ki, kalkıp gideceğiz