Allah Resulü (s.a.v) şöyle buyuruyor: “Size iki şey bırakıyorum. Onlara yapıştıkça asla sapıtmazsınız. Allah’ın kitabı ve Resulünün sünneti.” 

Müslüman toplumlar Allah Resulü’nün koyduğu bu ölçüye riayet ettikleri sürece Hakk üzere kalmışlar, bu ana yoldan saptıkları oranca da sapıklığa dalmışlar ve başlarına türlü belalar açmışlardır.

Yakın zamanda lisanımıza yeni bir ıstılah kazandırıldı. Paralel Devlet Yapılanması. Bugün herkesin taşladığı bu yapıya -çok değil- daha iki yıl öncesine kadar toplumun her kesiminden medhiyeler diziliyor, fikir ve icraatları övülerek bitirilemiyordu. İş adamından siyasetçisine, amirinden memuruna, âliminden cahiline hemen herkes kendisini bunlarla birlikte gösterme hususunda yarış ediyorlardı. 

Hakkında onlarca kitap yazılan, yazdırılan, fikir ve düşünceleri öve öve bitirilemeyen bu zata karşı ne oldu da birden bütün eli kalem tutan, ağzı laf yapan insanlar birden hücuma geçtiler. Halbuki bu zat fikir ve inanç açısından bakıldığında yeni bir şey söylemiş değildir. İlim adamları kanun adamı değildir. Bunlar yasalar suç saysın ya da saymasın İslam’a ve Müslümanlara yapılan saldırılara cevap vermekle mükelleftirler. Âlime yakışan bugün devletin itip kakmasıyla değil, o gün, yani o konuşmaların yapıldığı, ezandan Hz. Peygamber (s.a.v.)’in adının çıkarıldığı, “Muhammedun Resulullah” demenin cennete girmek için şart olmadığının iddia edildiği, Siyonist korsan devlet İsrail otorite sayıldığı o günlerde konuşmaktı. Bugün kalkıp da sen daha önce “başörtüsü teferruattır”, “Cebrail parti kursa dahi ona oy vermem” demiştin diyerek hücum etmek sahte kabadayılıktır ve bir mana ifade etmez. Bugün artık çıplak basının muhabirleri dahi “sözde hoca” diyerek aşağılıyorlar. 

Hafızaları tazeleme adına kim ne söylemiş -isimleri değil- eserlerini zikrederek birkaç misal vermek isterim. Bir fıkıh profesörü okyanus ötesindeki zatı müctehid olarak ilan ederken, hocaların hocası olarak tanıtılan bir başka fıkıh profesörü de -Paralel Yapı’nın yürüttüğü en tehlikeli proje olan- dinler arası diyalog saçmalığına kılıf bulmak için “Polemik Değil Diyalog” (Ufuk Yayınları, 2006) adıyla kitap yayınlamıştır. İşin daha garibi Milli Görüş’ün eski bir hatibi köşe yazarlığı yaptığı gazetesinde yakın bir tarihte (17 Nisan 2013) şu medhiyeyi dizmiştir: 

“Şeytan ve yandaşlarının tuzaklarından kurtuluşuna sohbetleriyle rehber olan muhterem âlimlerimizden biri de şüphesiz Fethullah Gülen hoca efendidir. 1968 yılında İzmir’in Kestane Pazarında başlayan sohbet halkalarıyla ilim halkasını oluşturmayı başarmış örnek bir şahsiyet. Oluşturduğu bu gönül, sevgi ve merhamet fedaileriyle Asr-ı Saadet’in davet ve tebliğ ruhunu dünya çapında yeniden canlandırmayı başaran, birçok ilim ehline; “bakın, çalışınca oluyor” gerçeğini eserleriyle ispat etmiş örnek bir şahsiyet. Böyle muhlis, mümtaz ve muhterem ilim ehli bir insan bazı çevrelerce neden taşlanıyor? Bu çevrelerden ateistlerin, Ergenekon çetelerinin ve uşaklarının, Apo ve PKK çevrelerinin taşlamasını anladık. Çünkü meyveli ağaçları haramzadeler hep taşlarlar. Ama helal lokmayla büyüyen kardeşlerimizin hocamızı taşlamalarındaki sebebi anlamakta güçlük çekmekteyiz. Ömürlerini İslam Davasına adamış Fethullah Gülen gibi şahsiyetlerin Doğu Perinçek, Apo ve benzerleri gibi yeterince düşmanı varken Müslümana nasıl sıra gelebilir ki?”

Daha önce siyasetçilerin, gazetecilerin, bürokratların, askerlerin, polislerin adeta bir bombardıman şeklinde sürdürülen propagandalara aldanmaları mümkündür. Neticede onlar İslami ilimlerde mütehassıslaşmış olmadıkları gibi, dinin ali menfaatlerini korumak gibi bir görevleri de yoktur. Ama sen yıllarca İlahiyat fakültelerinde “İslam Hukuku Prefösörü” unvanıyla dersler vereceksin ve daha ilk derste öğrencilerine “Fıkıh ince anlayış sahibi olmaktır” diye söze başlayacaksın sonra da onlarca yıl aldatılacaksın. Buna inanalım mı yani? 

Bugün durum ne? Konuyu araştırırken şöyle bir göz attım son zamanlarda yazılıp çizilenlere. Ağrı valisi açıklama yapıyor. “Esas paralel din kurdular, din. Biz göremedik maalesef. Bunlar bu dine ne ihanetler yaptılar” (3 Ağustos 2016 tarihli gazeteler) Ama benzer bir açıklamayı o gün aldatılmış olduğunu iddia eden zevattan henüz duymadık. 

Devlet ricalinin yeni farkına vardığı hocaların ise farkına varıp varmadığı şüpheli olan bu tehlikeye karşı rahmetli Ali NAR hocamız ve birkaç Hoca efendi yıllarca mücadele ettiler. Hatta Ali NAR hocamız “Dinler Arası Diyalog Fitnesi” ismiyle hazırladığı ve bu paralel din fitnesini söndürmeye matuf kitabını yayınlayacak yayıncı bulamadığı için kendi maaşından ücretini ödeyerek bastırdı. Yine bu fitnenin tehlikelerini anlatmak için çıkarmaya başladığı “Doğru Yorum” isimli gazetesini reklam alamadığı ve destek bulamadığı için kapattı. Aynı dönemde bazı uyanık din profesörleri ise diyalogcuların televizyonlarında –dolarlı maaşlarla- danışmanlık yapıyorlardı. 

Tehlike geçti mi, hayır. Bugün dünden daha fazla dinin köküne kibrit suyu döken sapkın ve azgın ilahiyatçılar türemiştir. Dikkatler yalnız bir noktaya teksif edilmişken, alanı boş bulan, hadis inkârcıları, fıkıh ve mezhep düşmanları, Rabbani ulemayı aşağılama hastalığına yakalanmış olanlar dinin altını oymaya devam etmektedirler.