Ülkemizde “dalgasına siyaset” yapan bir parti var: CHP… Hani dükkânlarda asılı meşhur bir tablo var. “Peşin Satan”, “Veresiye Satan” diye. “Peşin Satan” yazısının altında ense kulak yerinde, kalantor bir tip var. Ayak ayak üstüne atmış, geriye yaslanmış, ağzındaki puroyu keyifle tüttürüyor. Açık kasası ağzına kadar parayla dolu. “Veresiye Satan” yazısının altında da sıska, pejmürde giyimli bir adam var. Elini şakağına dayamış, kara kara düşünüyor. Onun açık kasasında ise örümcekler yuva yapmış. Dalgasına siyaset yapan CHP de işte bu resimdeki “Peşin Satan” adama benziyor. Adamlar Tek Parti-Tek Şef devrinde temeli atmış, istenildiği kadar seçim olsun, istenildiği kadar hükümetler değişsin, CHP zaten iktidarda… Yani, “peşinen” kazanmışlar… Peki, 1950’den sonra gelen iktidarlar neci oluyor? Onlar sadece ve sadece CHP iktidarının hamallığını, ya da taşeronluğunu yapıyor / Yapmaya mecbur bırakılıyor. Bir de o totaliter idare devrinin gevşemiş cıvatalarını sıkıyor, yerinden çıkmaya başlamış çivilerini çakıyor. Haaa bir de böyle yapmayıp, “Bu devran böyle gitmez. Ülkemize yazık oluyor, bu millete yazık oluyor!” deyip ülkemizdeki sancıların kaynağı o Tek Parti rejimini değiştirmeye çalışanların ise bir şekilde icabına bakılıyor. 27 Mayıs, 12 Mart, 28 Şubat, 17 / 25 Aralık, 15 Temmuz darbelerinin perde gerisindeki sâik işte bu düşüncedir.
CHP’nin ise her dem keyfi yerinde, her dem işleri tıkırında. Nasılsa koca İş Bankası’na ortak. Nasılsa hazineden yüklü para alıyor. Harca harca bitmez. İster görkemli genel merkez binası yaptır, ister lüks araçlar satın al, ister aile boyu “inceleme gezilerine” çık. Yapacağın tek şey, Salı günleri esip gürlemek, laikliğe, yani CHP iktidarının yerleştirdiği temel ilkelerden birine dil uzatanlara öfkeli bakışla birlikte tehdit kokan parmak sallamak…
Bir de Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na 7 mi, 11 mi her neyse “şu kadar seçimi kaybetti” deniliyor. Yahu Beyefendinin zaten “kazanma” derdi yok ki. Dediğimiz gibi, zaten peşinen kazanmış. Kendi yükünün hamallığını yapacağına başkasına yaptırıyor, fena mı?.. Kendisi de o kurulu düzenin bekçiliğini, sözcülüğünü, koruculuğunu yapıyor. İşte o kadar…
İşin CHP açısından emniyetli ve keyifli tarafı şu: Kimse CHP’nin tek başına iktidar olduğu, daha doğrusu ortada CHP’den başka parti bırakılmadığı o devreyi doğru dürüst sorgulayamıyor oluşu. Arşivler kapalı. Araştırmacıların girmesi yasak. O devre ile ilgili on binlerce belgenin kamuoyuna açıklanması yasak. O devredeki icraatları tenkit eden yerli ve yabancı kitapların neşri yasak. Sebep? 5816 sayılı kanun var. Hani şu dünyada bir benzeri daha olmayan kanun…
Bakınız şimdi –hakâret olmamak kaydıyla- mevcut iktidar ve iktidar mensupları tenkit edilebiliyor. Cumhurbaşkanı ve Başbakan bile tenkit edilebiliyor. Ama gel görelim ki “Tek Parti-Tek Şef Devri” icraatları her yönüyle ele alınıp tenkit edilemiyor. Sebep? 5816 sayılı kanun var. Nice kalem erbâbının, düşünce sahibinin canını yakan, Demokles’in Kılıcı gibi başlar üzerinde sallanan kanun… Tek Parti-Tek Şef devrinin, bir başka deyişle CHP iktidarının başlama tarihinden bugüne 92 yıl geçmiş. Bir asra yakın zaman… Bu zaman zarfında köprünün altından çok sular akmış. Hemen hemen o rejim ile yaşıt olan Komünizm çökmüş, Komünist blok paramparça olmuş. Nice diktatörlüklerin yerinde yeller esmiş. Ne var ki, Tek Parti devrinin bütün icraatları yerli yerinde duruyor.
Ülkemiz şimdi tarihî bir dönemeçte bulunuyor. Sancıları sıralamaya gerek var mı? İşin doğrusu milletçe keyfimiz yok. Şehitlerimiz gözümüzün önünde resm-i geçit yaparken nasıl keyifli olalım… Yetmiş iki buçuk düvel ülkemiz üzerine hesaplar yaparken nasıl rahat olalım.
Öyle yağma yok. Madem aynı gemideyiz. Kemal Ağa, biraz da sizin keyfiniz bozulsun. 92 senelik saltanat ve keyif yeter. Öyle değil mi?..