Bakalım daha ne kadar dayanacak ormanlar gazabımıza. Bu ülkede ormanlar üvey evlat.

Önce onlara gözlerini dikerler; “Bir an önce burayı terk et; ben evimi, otelimi, holdingimi, AVM’mi kuracağım” derler.

Ya gizliden açıktan ağaçların boynunu vurup ormanı yok ederler.

Ya da bugünlerde olduğu gibi topyekûn savaş ilan edip yakarlar.

Ormanlar her zaman fazlalık görülmüştür bu ülkede.

O rezil sitelerini, lağım kokulu yazlık villalarını, irin tadında otellerini dikmek için gözden çıkarılacak en değerli hazinedir ormanlar.

Yakanlar komşu düşman devlettir, demekte biri.

Zira dünya güzeli beldeler; Didim, Marmaris, Bodrum, Alanya, Manavgat, Muğla ateşlere atılmıştır.

Birkaç satılmış fonlanmıştır düşmanlar tarafından.

Diğeri terör örgütüdür demekte.

Öldürecek insan bulamadığında, en yakın arkadaşlarımızı ağaçları katletmesine şaşmamaktayız.

Kayseri, Adana, Osmaniye, Mersin, Kütahya, Kocaeli ormanlarına musallat olmaktalar.

Fakat ormana en fazla zarar veren açgözlü, doymak bilmez rantiyedir.

Ülkemizin milli hazinesi, cevher sandığı ormanlar, güzeller güzeli seyretmeye doyamadığımız zümrüt gerdanlıklar.

Akdeniz’in, Ege’nin denizi olmayan orta Anadolu’nun yeşil okyanuslarına açılan savaş hepimizi can evinden vurdu.

Görüntüler savaş sahnesi gibi.

Zaten aşırı sıcaklardan başımıza ateş yağmaktaydı bugünlerde.

Bu kez yangınlarla cehennem köylere geldi; evleri, meraları, ağılları yuttu alevler.

Dört canımıza kaybettik.

Ahırlarda koyunlar, keçiler, inekler vahşice yakıldı.

Tarlalarda mahsuller, buğday başakları, yoncalıklar, hububat, sebzelikler, muz seraları, arı kovanları kavruldu.

Orman sakini kuşlar, kaplumbağalar, karıncalar, kirpiler, kertenkeleler kömür oldu.

Asırlık çamlar, ladinler, meşeler, çınarlar, ıhlamurlar, çalılar, fundalıklar, dağ laleleri, kekikler, lavantalar yandı bitti, kül oldu.

Ve yüzleştiğimiz acı gerçek.

Yangın yerleşim yerlerine sıçradığında, çaresizliğimiz.

Yangın söndürücü uçaklarımızın yetersizliği karşısında kahroluşumuz.

Bakan Pakdemirli, “ THK ile problemimiz yok, olmaz da. Bizim uçakla problemimiz var. Uçacak durumda değil, uçsa bile verim verebilecek durumda değil. Hâlâ antikacı dükkânı gibi 1960’lardan kalan uçakları kullanalım deniliyor.”

İnsanlar ceketleriyle, pet şişelerle, sopalarla alevleri döverek söndürmeye çalışmaktalar.

Yangın söndürmeye çalışanlara su taşıyan fedakâr gencin yaşamından oluşu.

Felaketten iklim etkilendi, böğründen derin yara aldı.

Artık esmeyecek rüzgâr, küstü.

Yağmurlar yağmayacak, ağaç dostlarından ayrı kalışına yanıp.

Zaten depremler diyarıyız; sellerle, salgınlarla sarsılmaktayız.

Küresel ısınmanın darmadağın ettiği ülkemizde dereler, göller, çaylar kururken, çeşmeler akmaz, ekinler sulanamazken.

Yangınlarla, yeşil okyanuslarımızı çöle çevirip iklimi cehenneme dönüştürmekteler.

Artık nefes almak daha fazla zorlaşacak.

Orman kesenler, lütfen yangına bizimle birlikte ağlamayın.