Orhan Buyruk İsrail’de gözaltına alındı.

Neden gözaltına alındı? Sorunun cevabı yok!

Tamamen keyfi, tamamen ‘canım öyle istedi, gözaltına aldım’ jandarmalığı!

Buyruk, geçen ayın (Eylül) 28’inde Tel Aviv’e indiğinde havaalanında “ajan” suçlaması ile alıkondu.

Oysa daha önce  gittiğinde hiçbir sorun çıkmadan Mescid-i Aksa’yı ziyaret ederek memleketine dönmüştü. 

İki kez mahkemeye çıkarılmasına rağmen hakkında somut bir delil ortaya konamadı.

O halde neden hala gözaltında tutuluyor, anlamak mümkün değil!

Bir Turizm firmasının sahibi olan Orhan Buyruk, gözaltına alındıktan on gün sonra mahkemeye çıkarıldı ve avukatı ile ancak o zaman görüşebildi.

‘Ajanlık’ suçlamalarını reddetti.

Savcı ise ülkede Yahudi bayramlarından dolayı tatil olduğu için delil toplayamamasını gerekçe göstererek ek süre istedi ve duruşma 20 Ekim’e ertelendi.

Bugün 17 Ekim. Anlayacağınız 3 gün daha gözaltında Orhan Buyruk. 

Orhan Buyruk’un özgürlüğü 28 Eylül’den bu yana elinden alınmış durumda.

İki hususu anlamakta zorluk çekiyorum;

1) Bir kedi ağaçta mahsur kalsa -elbette o da önemli- birinci sayfalarından nal kadar yer veren iri iri gazeteler bu konuya neden duyarsız? Özgürlükler noktasında hassasiyet gösterdiklerini allandıra ballandıra köşelerinden anlatan “böyükböyük!” yazarlar, size sesleniyorum; Orhan Buyruk’un suçsuz yere gözaltına alınması sizi hiç mi rahatsız etmedi/etmiyor?

2) İsrail’le Mavi Marmara ile bozulan ilişkiler normalleşmişti (!) ya, hani! Karşılıklı büyükelçilerin atanması için mutabakat sağlanmıştı ya, hani! Peki, ama bizim Başbakanlık’tan, Dışişleri Bakanlığı’ndan konu hakkında neden duyulacak bir ses çıkmadı/çıkmıyor?

Bu feryadı duyan var mı, acaba?

BAŞKANLIK SİSTEMİ ASKERİ DARBELERİ ÖNLER Mİ?

Başkanlık Sistemi tartışmaları yeniden alevlendi.

İktidar zaten dünden razı; “MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin son açıklamaları ise iktidarın bu umudunu yeşertiyor” yorumları yapılıyor, şu aralar.

En kritik soru şu; bu yönde atılacak bir adım parlamentoda 330 parmağın desteğini bulur mu?

Bu sorunun önemi şurada; Meclis’e gelecek olan düzenleme, TBMM’de 330 milletvekilinin desteğini bulduğu takdirde referandum yolu açılmış oluyor. O zaman top halkta olacak… Halk nasıl bir irade ortaya koyar? Allah-u âlem!

***

Prof. Dr. Nur Vergin, siyaset sosyolojisi üzerinde yıllardır üniversitelerde ders veren, konuya kafa yoran isimlerden.

Geçmişte, Başkanlık sistemi tartışmaları gündeme geldiğinde uzun bir söyleşi yapmıştım. Şu soruyu sordum; “Parlamenter sistemin gediklerle dolu olduğunu ‘makinenin ikide bir tıkandığını’ belirtiyorsunuz. Peki, Yarı Başkanlık sisteminde askeri darbeleri engelleyici bir denge, önlem var mı?”

Cevabı şu oldu;

* “Askeri darbeler sadece bu nedenlerden olmaz. Fakat bizim parlamenter sistemimizin bizzat işleyişinde bir aksama vardır. Çünkü iki de bir arızaya geçiyor ki, bu müdahaleler olabildi.”

* “Yalnız ordunun askeri darbelerinde başarılı olması için başka faktörler de var. Dış faktör çok önemli. Bazı darbeler yapıldığı halde dış faktörler tarafından desteklenmediği için başarılı olamamıştır.”

* “Şimdi Yarı Başkanlık sisteminde askeri darbeler olur mu onu düşünmeye çalışalım. Denenmemiş bir sistem hakkında bir sonuca varmak zor tabii. Fakat kuvvetli bir yürütmenin bulunduğu bir sistemde bu tür pürüzlerin giderileceğini sanıyorum.”

* “Bu sistem halk oyuyla seçilmiş bir cumhurbaşkanına Meclisi feshetme yetkisi veriyor. Karşı imza kuralı işlemeksizin. Belki de 12 Eylül’den önce o hiçbir yasa çıkaramayan Meclisimiz, Cumhurbaşkanı seçemeyen Meclisimiz feshedilebilir Meclis olsaydı, -çünkü gayet tabii ki milletvekillerimiz kendi kendilerini feshetmezler- 12 Eylül askeri darbesiyle karşı karşıya kalma durumunda da bulunmazdık. Dolayısıyla sistemin kendi fren ve denge mekanizmaları var.”

***

Merak ettim; Prof. Nur Vergin, son “Başkanlık” tartışmalarıyla ilgili ne düşünüyor, acaba?

Özellikle 15 Temmuz kanlı darbe girişimi çerçevesinde…

NURETTİN ALBAYRAK’A RAHMETLE…

Vefat haberi ulaştığında dudaklarımdan ilk şu cümle döküldü; “Erzincan, derviş ruhlu yazarını, edebiyatçısını, kültür araştırmacısını yitirdi.”

Nurettin Albayrak, çok sayıda esere imza atan kültür insanıydı.

Erzincan İmam Hatip Lisesi’ni bitirdikten sonra, Erzurum Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümü’nü (1972) ve İstanbul Atatürk Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Eğitimi Bölümü’nü bitirdi (1985).

Lisansüstü eğitimini Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde tamamladı (1993). Uzun yıllar özel eğitim kurumlarında Türkçe ve Edebiyat dersleri okuttu.

Kocaeli Üniversitesi Türk Dili okutmanlığı görevinde bulundu. (2002- 2005). İstanbul Kültür Üniversitesi’nde Türk Halk Edebiyatı okuttu. (2007-2008).

İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi’nde Türk Halk Edebiyatı ve Türk Dili dersleri okutmaktaydı.

Kuruluşundan itibaren Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi Türk Dili Ve Edebiyatı İlim Heyeti içinde müellif-redaktör olarak yer aldı. Yüze yakın makalesi ve ansiklopedi maddesi, yirmi beşi aşkın eseri bulunmaktaydı.

“Büyük, köklü ve medeni milletler kendi kimlikleri üzerinde büyür, gelişir ve devamlılık sağlar. Evrensel olmanın yolu, milli olmaktan geçer. Kendi kendiniz olamıyorsanız, başkaları da sizi kendiniz kabul etmeyecektir. Bir milletin milli kimliği, onun kültür temellerinde gizlidir. Milli kimliği ve kültürünü kaybeden milletlerin güçlü olmalarına imkân yoktur... Dünyayı silahlı savaşlardan ziyade kültür savaşlarının sardığı günümüzde aydın kimliğine sahip olacak insanlar, mutlaka klasiklerimizi tanımak ve eski harfli (Osmanlıca) kültür hazinelerimizden istifade etmek zorundadır” görüşleri merhumu özetleyen cümleler…

Kendini tasavvufa vermişti… Nazik, kimseyi kırmayan, incitmeyen bir kişiliğe sahipti. Türünün son örneklerindendi…

Dün, Üsküdar/Şakirin Camii’nden ebediyete uğurladık, Nurettin Albayrak’ı…

Sevenlerinin başı sağ olsun. Allah rahmetini esirgemesin. (Âmin).

PROJE OKULLARI DA NE Kİ?

Resmi Gazete’nin 1 Eylül 2016 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe giren ‘proje okulu’ projesi…

Eğitimle ilgili meseleler, çıkmazlar bir yana ama dikkatinizi çekiyor mu, bir bardak suda fırtına koparılmak isteniyor…

Mesela deniyor ki, “Yönetmeliğin şu maddesi dikkat çekici…” Neymiş o madde diye bakalım; “Gerekli görülmesi halinde bünyesinde ortaokul bulunan proje okullarına öğrenci alımı, okul yönetimince yapılacak yazılı veya yazılı sözlü sınava sonucuna göre belirlenebilir.”

Ne var bu maddede Allah aşkına!

***

Ben, Erzincan İmam Hatip Lisesi mezunuyum. İHL’ye girdiğim yıl (1977) kontenjan sınırlıydı. Olağanüstü bir başvuru vardı. İHL ortaokul birinci sınıfta 5 sınıf açıldı, o yıl. Bir sınıfta 50 kişi olsa, 250 öğrenci demek. Oysa 500’den fazla başvuru vardı. Çok iyi hatırlıyorum; okul yönetimi yazılı ve sözlü sınav yaparak eleme yapmak zorunda kaldı.

O dönem Erzincan İmam Hatip Lisesi Müdürü olan Beşir İnanç hayatta. Ankara’da yaşıyor, kendisine de sorabilirsiniz.

Aynen “proje okulu” yönetmeliğinde olduğu gibi…

Meğer ben de bir “proje okulu” mezunuymuşum da haberim yok!