Demokrasi, yüzyılımızın dokunulmazlarından ve vazgeçilmezlerinden. Genel kabul böyle. Müslüman bir milletin, toplumun yönetiminde en çok zorlandığı konu. Batıcı ruhun egemenliğinde, milletin değerleriyle açılan savaşta böylesi bir yapı asıl çatışma alanı. İnsanların hayatına müdahale ve yönlendirme aracıdır da demokrasi. Batı ruhu, yaşama tarzı, alışkanlıklarının da mücadele alanı. Müslüman milletin kendi öz çizgisinden bir başka alana taşıma çabasının yöntemi.
Filistin’de demokrasi İsrail’in ve Yahudilerin insafına, isteğine odaklı. Onların anlayışlarının dışında hiçbir eğilime izin verilemez. Hamas ile el-Fetih arasında kalıyor. Hamas demokrasinin olanaklarından asla yararlanamaz, onu araç olarak kullanamaz ve iktidara gelemez.
Krallıklara karşı bir mücadele alanı olarak da görülür demokrasi. İngiltere krallığı sembolik olarak varsa da tepe noktada krallık en saygın kurum. Demokrasi ise onun altında kalıyor.
Mısır’da halkın tercihlerine ve kabullerine asla izin verilemez. Müslüman Kardeşlerden Muhammed Mursi’nin başkanlığındaki demokratik çıkış kabul görmedi. Alaşağı edildi askeri bir darbe yapıldı, halkın belli kesiminin tercihi kabul edilmedi. Yerine getirilen asker, kanlı bir darbe ile yönetime geldi. Bir süre sonra seçim yapıldı. O seçimde halkın diğer kesimine izin verilmedi. Batı’nın egemenleri de buna onay verdi, rıza gösterdi.
Mısır’da ister Muhammed Mursi isterse Sisi iktidar olsun, orada belli bir kesim kabul görecek, diğerleri devre dışı kalacak. Bir taraf iktidar olmanın olanaklarından sonuna kadar yararlandıkları hâlde diğer kesim mahrum kalacak. Bu örneği Türkiye için de verebiliriz. Demek ki demokrasilerde bir ülke sınırlarındaki insanları mutlu etmek huzurlu kılmak zor.
Batı toplumlarında ise durum farklı. Kilise ile sınırları belli. Kilise de buna razı. Müslümanların hayat ilkelerinde olmazsa olmazları bulunuyor. Zekât ile faizli bir hayatı, , alkol ile helâl olanı, haramlar ile olmayanları, sapkınlıkları bir arada düşünmek mümkün değil. Neden olsun? Çünkü bir Müslüman’ın dini kuralları, bütün hayatını ve geleceğini de ilgilendiriyor
Demokrasi kurallarını belirliyor. Bunlar genelde dokunulmazdır. Özellikle Müslümanların yaşama biçimlerine engel oluyor sınırlamalar getiriyor. Yakın zamandaki uygulamaları bunu gösteriyor. Üstelik Müslüman bir toplumun kendi kurallarıyla yaşamasına da izin vermiyor.
Bir milletin değişimine nede olan veya araç olarak kullanılan kimseler sembolleştiriliyor. O kişi tanrı konumuna getiriliyor. Batı ruhundan devşirdiği ilkeler ve yeni hayat anlayışı o dinin kuralları oluyor. Kimi zamanla eskise de yerine yenilerini getiriyor ama öz asla değiştirilmiyor.
Müslüman bir toplumda ise İslâm’ın kavramları kendilerine ait kılınıyor dönüştürülüyor veya Müslümanlar da zamanla söz konusu kavramlarla sisteme adapte ediliyor.
Allah’ın dininin hayat ilkeleri, uygulamaları belli ölçüde devre dışı kalıyor. Laik, demokratik sistemde faize asla dokunulamaz. Çünkü yapı onun üzerine inşa edilmiş oluyor. Faiz demokrasi dininin bir farzı konumunda. Böyle bir sistemde, Müslüman halkın değerleri, hükümleri asla geçerli olamaz.
Şu yakın zamanda, demokrasinin kurtarılması adına verilen mücadelede, muhafazakârlar “hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir” sloganına sarıldılar. Laik sistemin kabul görmesi, Müslümanların ise kendi değerlerinden uzaklaşması adına verilen bir mücadele idi bu. Muhafazakârlar böylece buna adapte oldular. Oysa eğer darbe başarılı olsaydı bu sefer batının arzularına uygun kişilerin gelmesiyle gene demokrasi dini kazanmış olacaktı. Jakoben laiklik yerine, Anglosakson laikliği ile yola devam edilecekti. Önemli olan sistemin öyle ya da böyle ayakta kalmasını sağlamak. Ve tabiî demokrasi dininin banisi ve onun etrafında oluşan yapılar gene olduğu gibi duracaktı. Sonuç gene de aynı değişmiyor. İnsanların kılık kıyafetlerinin Müslüman’ca oluşu sisteme çok da zarar vermiyor. Ilımlı, laik demokratik hayat ile jakoben olanı arasında sadece ton farkı var. Hepsi bu. Bu, din yeri geldiğinde rol değiştirebiliyor.