Yaşamayan yazamaz... O halde ölenlerin yazması gerekir ölümü… Maalesef. Bu bile denendi. Ama tutmuyor. Belki de o son nefesini verirken kendi gırtlağı sancıyacak kadar yakını ölenlerin yazması gerekir. Mesela bir morg kapısında… Gurbet çaresizliğinde bir cenazeye yetişmeye gayret ederken… Geçerken yeni kapatılan bir mezarlığın yanından…

Yazmamız neyi değiştirir? Ölüm hariç her şeyi… Ölüme giden yolun başından başlayarak her şeyi değiştirebilirsiniz. Okumak… Öğrenmek… Anlamak… İdrak etmek… Çocukken bir şiir okuyabilirsiniz mesela bir salon programında… Lisede haram olan her şeyin peşine takılabilir, üniversiteyi tövbekâr bir yiğit olarak tamamlayabilirsiniz. Yazacak kadar idrak etmek, doğru bir eş seçiminde yardımcı olabilir. Ama yüzde yüz başarı imkânsızdır.

Çok güzel evlatlarınız olabilir. Kafanıza göre idealist adamların, hanımların adlarını verebilirsiniz onlara… Bir kamu kurumunda itaat etmeyi, yahut özel sektörde çocuklarınız için sabretmeyi, belki de bir esnaf olarak rızkın her türlüsüne şükretmeyi öğrenebilirsiniz. Düşebilirsiniz. Okumak, yazmak kaldırabilir. Daralabilirsiniz. Bunalabilirsiniz. Tükenebilirsiniz. Tüketebilirsiniz. Okumak, hele ki Kur’an-ı Kerim okumak… Toparlar… Ferahlatır…

Okumak, yazmak, estetik bir duruş katar hayatımıza… Okuyup çok büyük adam olabiliriz. Gelecek vaat eden pırlanta gibi talebeler yetiştirebiliriz. O öğrenciler dünyanın akıbetini yönlendirebilir. İyi veya kötü anlamda… Yahut bir fabrika kurabilir, okuyan bir adam… Erbakan Hocamız gibi… Ya da çok zengin olabilir başka bir adam… Ama sağlıkla da imtihan edilebilir tabii…

Ancak… Okumuşu da ölür. Yazarı da ölür. Anlayanı da ölür. Anlamayanı da ölür. İdrak edeni de ölür. İdrak kelimesinin anlamını bilmeyeni de ölür. Bakkal da ölür. Öğretmen de ölür. Akademisyenler, siyasetçiler, iş adamları hele çok güzel ölür. O kadar güvendikleri nefisleri alaşağı vaziyette; acziyetlerini, çaresizliklerini iliklerine, kemiklerine kadar hissederek ölürler… Hanımlar ölür. Erkekler ölür. Çocuklar ölür. Yaşlılar ölür. Mardin’de yaşayanlar da ölür. Papua Yeni Gine’de yaşayanlar da ölür. Ölmek için uygun zaman, mekân, insan diye bir şey yoktur. Her şey ölmek için yaratılmıştır. Her şey Rabbe dönmek için yaratılmıştır.

Hasılı

Tam yazı yazmaya başlayacağım sırada, anneannemin vefat haberini aldım. Gurbetten, cenazeye yola çıkmadan önce yazılacak bir yazının konusu olsa olsa ölüm olmalıdır dedim. Kendi kendime… Tüm acizliğimle… Tüm ahmaklığımla… Sonra durdum. Dedim ki ölümü yazmak neyi değiştirir? Sen kimsin ki ölümü yazacaksın?

Ölüm yazılmaz canlar. Ölüm yaşanır. Hepimiz Rabbimizin isteği doğrultusunda doğduk. Yaşıyoruz ve öleceğiz. Sonra da ona geri döneceğiz. Allah’a emanet olunuz.