Çünkü kendi açlığından başka bir şeye odaklanamaz. Varsa eşinin, çocuklarının açlığından başka bir şeye odaklanamaz. Çocuğuna bez alamayan bir babanın, çok da umurunda olmaz D-8 İslam birliği, yeni bir dünya… Bizim teşkilatlarımızın ve diğer Müslüman mahallelerin en büyük yanılgılarından biridir. Bir açlık, fakirlik edebiyatıdır gidiyor. Samimi olan bir avuç genç kardeşimiz var zaten… Onlar da; eskinin sahtekâr mücahidi, şimdinin dolandırıcı müteahhidi olan tipleri göre göre kendilerini koruma iç güdüsü ile para düşmanı olmuşlar… Okul okumayı yahut bir ticaret ile uğraşmayı dünyaya meyletmek gibi kodlamışlar, dünyadan tamamen kopuk intihar bombacıları gibi geziyorlar ortalıkta… Günün sonunda dünyayı kurtarmayı bırak, aileleri ve güvenilirlikleri başta olmak üzere, her şeylerini kaybediyorlar. Dünya mazlumlarını kurtarmak için çıktıkları yolda, kendilerini kaybediyorlar…
Peygamber Efendimiz, canımız, cananımız… Anamız babamız sana feda olsun ya Rasulullah! Kâinatın yüzü suyu hürmetine yaratıldığı Hz. Muhammed’in yoluna ilk yardımcı olanın bir tüccar, yani Hz. Hatice validemiz olduğunun kimse farkında değil. Yahut zekâtın, sadakanın genel olarak infakın, dinimizde ne denli bir öneme sahip olduğunun… Selahaddin Eyyubi Mısır zenginliklerine sahip olmasaydı, fethedebilir miydi Kudüs’ü? Yahut Osmanlı’nın fetih ganimetlerinden elde ettiği maddi kuvvet olmasaydı, Fatih bir çağ açıp, bir çağ kapatabilir miydi? Belki de Platon’u Platon yapan, varlıklı bir ailenin içerisinde büyümesiydi. Erbakan Hoca’mız dahi maddi durumu iyi olan bir ailenin imkânları ile yetiştirilmedi mi? Fuat Sezgin hocanın hayatını inceleyenler bilirler. 1940 yıllarında ilk ilmi çalışmalara başladığı zaman, maddi herhangi bir desteği yokken mi daha kapsamlı akademik üretim yapabilmiştir? Yoksa maddi anlamda desteklendiği sonraki dönemlerde mi?
Hâşâ!
Ne yani bu insanlar fakir olsalardı hiçbir şey başaramazlar mıydı? Bu kâinatta sadece zengin olanlar mı bir şeyler başarabilir? Soruları, tam da mevzunun kırılma noktası… Hâşâ… Bu düşünce insanı maddeperest hale getirir. Kişiyi, dünyeviliğe, kibre, menfaatçiliğe sevk eder. Tavizler verdirir. Yoldan çıkarır. Hakkı değil de kuvveti üstün tutar hale getirir. Kastımız asla böyle bir şey değildir.
Sadece, maddiyat olmadan insan fıtratının maneviyatını geliştirme noktasında zorlanacağını izah etmeye gayret ediyorum. Kontrol edilebilen, sağlam bir iman ile sahip olunan mal, mülkün, gücün kişiyi Hz. Süleyman yapabileceğini anlatmaya gayret ediyorum. En asgari düzeyde yaşam standartlarına sahip olmanın kişiyi dinden çıkarmayacağını izah etmeye gayret ediyorum.
Kendine faydası yok!
Yıllardır fakirim. Allah’a hamd olsun şu an maaşım var. Ama hâlâ da fakirim.J Şikâyetçi değilim. Elhamdülillah her halimize… Ancak şöyle bir gerçeklik var. Ekonomik özgürlüğümü kazandığımdan beri maddi manevi teşkilatıma, davama daha faydalı olduğumu hissediyorum. Evlatlarıma karşı sorumluluklarımı yerine getirebiliyor olmanın huzuru ile yapıyorum cihat çalışmalarımı… Yıllarca o bahsettiğim sahtekâr, dünyaperest abilerden olmamak adına kendimizi kapattık dünyaya… Okul okumayı fuzuli gördük. Memurluğu düşman belledik. Tüccarların infak yapmayanlarını hain, yapanlarını kahraman ilan ettik. İtidal yolunu tutturamadık. Sonra bir baktık ki Allah bizden bunu istemiyormuş… Biz kendimizi haşhaşiler gibi şartlamışız. Niyet Allah rızası olduktan sonra kişinin mesleğinin ifası için ayırdığı her anda cihat sayılıyormuş. Tam aksine maddi sıkıntıların çekildiği bir noktada yapılmaya çalışılan dernek vakıf çalışması, çevremizdekileri dinden, bizi davadan soğutuyormuş. Çünkü herkes cümleye aynı veciz ifade ile başlıyor bir yerden sonra… “Kendine faydası yok… Dünyayı kurtarmaktan bahsediyor!”
Sokrates savunması mübarek!
Kardeş okulu bitirmen lazım, diyorsun… Abi Gazze’de bombalanan çocukların ahı ne olacak, diyor pek muhterem kardeşim benim… Hâlâ atanamadın, evdekiler çok huzursuz değil mi? Bir süre teşkilattan müsaade alsan otursan çalışsan, atandıktan sonra çok daha iyi çalışmalar yaparsın, diyorsun. Ya köprüyü geçerken ölürsek diyor, aslan parçası… Bak dükkâna hiç uğramıyorsun. Çoluk çocuğun rızkını heder etmeyesin, diyorsun. “İstemez misin ya Ömer, dünya onların ahiret bizim olsun!” Diyor iki gözümün çiçeği… Rahmetli Oğuzhan ağabeyimizin her teşkilat eğitiminde ısrarla altını çizdiği önemli bir konu vardı. “Hamaset türküleri ile yürümeyeceğiz!” derdi. Ana düşman… Beddua ediyor… Baba düşman… Beddua ediyor… Çoluk çocuk aç… Hanım boşanmakla tehdit ediyor… Böyle bir adamın yapacağı bu tutarsız edebiyat ancak karakterini münafıklaştırır. Çok net söylüyorum. Ana kutsaldır. Baba kutsaldır. Aile kutsaldır. Kendi kalbine, hanesinde, mahallesinde İslam birliğini kuramayan bir adam, D-8’i, D-60’ı rüyasında bile göremez!
Hâsılı
Paraya tapalım demiyoruz. Hurma ağaçlarının altını havalandıracağız diye cihattan geri durarak, kendimizi tehlikeye atalım da demiyoruz. Rasulullah’ın önerdiği gibi Pazartesi, Perşembe orucu tutalım diyoruz. Her gün oruç tutmaya çalışmak tüm dengeleri alt üst ediyor. Kaş yapalım derken göz çıkarıyoruz, diyoruz. Kendi derslerinde başarısız, beş kuruş etmeyen bir ilmi birikimi ile sene uzatan öğrenci müsveddeleri bizim teşkilatlarımızdan uzak dursun, diyoruz. Kendi maddi manevi düzenini oturtmayan bir adam mümkünse bizim teşkilatlarımızdan uzak dursun, diyoruz. İnsanın hayatını mahveden bir İslam olabilir mi? İnsanın çocuklarını helak eden bir İslam olabilir mi? Senin iyiliğin için seninle dahi kavga eden insanların, kalbini kırmaya teşvik eden bir İslam olabilir mi Allah aşkına! O mübarekler bizden uzak dursun ki… Bari ailesi, çevresi, mahallesi bize düşman olmasın… Rabbimize hesap verebilelim… Bugüne kadar yeterince dava adamının kellesini aldı bu yanlış uygulamalar… Bari bundan sonra dikkat edelim. Haydi Allah’a emanet olunuz canlar.