Akılcı olursa, Müslüman olamaz. Başka bir inanca sahip olabilir. Özgür bir dünyada yaşıyoruz sonuçta… Çünkü Müslümanlık yüksek oranda teslimiyet, yeterli miktarda akıl dinidir.

Bu kimine göre radikal, kimine göre rijit gelebilecek girişi yaptıktan sonra, açıklama babından kısa bir tefekkür yapabiliriz diye düşünüyorum.

“Size zor geldiği halde savaş üzerinize farz kılındı. Hakkınızda hayırlı olduğu halde bir şeyden hoşlanmamış olabilirsiniz. Sizin için kötü olduğu halde bir şeyden hoşlanmış da olabilirsiniz. Yalnız Allah bilir, siz bilmezsiniz.” (Bakara-216)

Bir ayete inanmamak ile ayetlerin tamamına inanmamak aynı kapıya çıkar. Bu yüzden sadece Bakara suresi 216.ayetin son kısmını ele alsak bile derdimizi izah ederiz diye düşünüyorum. “Yalnız Allah bilir, siz bilemezsiniz.” bu ifade geçtiği anda modern bilimin ürettiği tüm putlar yerle yeksan olur! Deney… Gözlem… Duyular… Dipnotlar… Kaynaklar… “Yalnız Allah bilir, siz bilmezsiniz!” Neyi? Nerede? Ne zaman? Bilemediğinizin veya bilemeyeceğinizin bir önemi kalır mı bu hükümden sonra?

Akılcılık; modernizmi, modern bilimi referans alır. Sen herhangi bir şeyi, “Yalnız Allah bilir, siz bilmezsiniz!” ayeti ile ele alacak olursan bu modern olmaz, bilim hiç olmaz. Bilim dediğin dinin tanrısı insandır. İnsanın sebebini, hikmetini bilemeyeceği herhangi bir “şeyin” var olması ihtimali bile, modern dünyanın akademik sabiteleri ile çatışır. Deneyimlenemeyen şeyler yok sayıldığı gibi, deneyimlenemeyen şeyleri varlığını iddia eden her şey de yok sayılır. Haliyle Kuran-ı Kerim’de buna benzer Rabbimize üstünlük atfeden, akademik ölçülere göre “muğlâk” sayılabilecek ifadelerin çoğunlukta olduğunu hesap edersek… Kur’an-ı Kerim’in; akademiye, modern bilimlere göre bir değeri, bir geçerliliği yoktur. Maksimum metafizik alanında bir kılıf uydurulabilir…

Şimdi İslami ilimler fakültesinde bulunan hocalar, öğrenciler bize kızabilir. Nasıl ya Kur’an-ı Kerim bizim alanımızın ana kaynaklarından… Pardon da siz kimsiniz ya? Düne kadar Müslümanların üniversitelere dahi alınmadığı bir ülkede, siyasilerin iki dudağı arasında varlığını sürdürmeye mahkûm poşet bilimler… İslami ilimlerin, günümüz akademi dünyası için bir esprisi olduğuna inanıyor musunuz gerçekten? Körler sağırlar birbirlerini ağırlar…

Bazı Müslüman abilerimiz, ablalarımız akademinin temel felsefesinde var olmayan “teslimiyet” kavramını sonradan eklemlemeye çalışıyorlar… Müslümanca bir akademi için çabalıyorlar. Boş uğraş… Siyonist, Batı üretimi bir eğitim sisteminden akılcılığı çıkaramazsınız! Sidik ile abdest alınmaz…

Akılcı olma, akıllı ol Müslüman!

“Onlara: ‘Şu müminlerin iman ettiği gibi siz de iman edin!’ dendiği zaman: ‘Şu aptal ve akılsızlar gibi mi iman edeceğiz?’ derler. Şunu bilin ki, asıl aptal ve akılsız olan kendileridir; fakat bunu da bilmezler.” (Bakara-13)

Hadi bakalım… Yine “bilmezler” hükmü… Kaidesi… Kanunu… Ne diyor ayet? Akıllı olmanın ölçütü iman etmektir diyor. “Asıl aptal ve akılsız olan kendileridir” diyor. Akıllı olmak; aklı bir yaratanın, donatanın, yaşatanın olduğunu unutmamak demektir. Akıllı insanlar konuşma sırasında sık sık “Allah-u âlem” ifadesini kullanırlar. “En iyisini Allah bilir” anlamına gelir.

Hâsılı

Akılcılık kibirdendir. Kibir şeytandandır. Akılcılık insanı tanrılaştırır. İnsanı dinden imandan eder. Kendi duyu organları ile deneyimleyemediği her şeyi yok sayan varlıklar, zamanla birbirlerini de yok saymaya başlar ve ortaya nemrut gibi firavun gibi ahmaklar çıkar. Tanrıya ok fırlatırlar… Hâşâ… Müslüman akılcı değildir. Akıllıdır. Aklın imandan kaynaklandığını bilir. Akılcı olan teslim olmamış demektir. Teslim olmayan Müslim olamaz! Haydi Allah’a emanet canlar…