Acaba geçmiş dönemlerde de, eski nesillerde de ne varsa

eskilerde var şeklinde bir iç geçiriş, bir hayıflanma var mıydı Nasıl ki,

zamane gençleri adam olmaz klişesi ve önyargısı eski zamanlarda da var

idiyse, muhtemelen eski adamlara duyulan hasret de sözkonusuydu. Bu durum,

belki de insanoğlunun yaşını başını almasıyla, artık kendi devrinin geçmesiyle

ilgili gibi gelse de, aslına bakılırsa var olan bir aksaklığı anlatma

ihtiyacını yansıtıyor. Maziye durulan özlemden çok bir yerde bir terslik var

demek gibi bir şey aslında.

Eski den kasıt, yeni yetme veya türedi olmayan aslında.

Tabir-i caizse, kemale ermiş, olgunlaşmış. Mevlana nın hamdım, piştim, yandım

ifadesi tam da bunu anlatıyor. Duyulan özlem, iyi veya kötü yanmış olana veya

ham olmayana, çiğ olmayana yani. Gençlerin heyecanı ve istekli halleri,

kaynayan kanları, akıl-mantıktan çok duygularıyla bir şeyler yapma gayretleri

zaman zaman hoş görünse bile çoğunlukla tecrübe nin ve görmüş geçirmişliğin

devreye girmesi gerekiyor.

Eski tabiri, yeninin karşıtı olarak algılansa da, aynı

zamanda klasik olana bir vurgudur aslında. Elbette eski olan mutlak bir doğruyu

yansıtmaz ama bir birikimin, bir tecrübenin eseridir. Aslında yeni derken de,

eskinin yenilenmişini kast ederiz. Tamamen sıfırdan müteşekkil bir yeni değil

de, eskinin gelişmiş halidir yani kast edilen.

Bilimin ilerlemesiyle ve teknolojik gelişmelerle her

geçen gün daha da ileri noktaya giden ve insanlık tarihinin en müreffeh devrini

süren modern insan, bir yandan da köreliyor aslında. Bilgi çağıyla beraber

bilgiye ulaşması çok kolaylaşan, iletişim ve ulaşım olanaklarıyla herkese ve

her yere en kısa zamanda ulaşabilen insanoğlu, sahip olduğu bazı hasletleri de

yitiriyor mu acaba Misal, cep telefonları olmadığı dönemlerde herkes iyi veya

kötü belli miktarda telefon numarasını ezbere bilirken (yani hafızasını

kullanırken), bugünün insanın kendi numarasını bile hatırlayamıyor bazen.

Klasik olanla bağımız kesiliyor ister istemez. Mesela

bizden birkaç kuşak öncesi okuyup yazmaya bizlerden daha fazla vakit ve emek

harcıyorlardı. 30 sene önce ezberlediği bir şiiri ezberden okuyabilen insanlar

yerlerini sabah okuduğu haberi bile hatırlayamayan kişilere bırakıyor.

İnsanoğlu, müthiş bir teknolojik bombardımanla tarihin en müreffeh devrini

yaşarken, aynı zamanda da korkunç bir bilgi bombardımanına maruz kalıyor.

Bilgilenmek kötü değil elbette. Ancak bu bombardımandaki

bilgilerin çoğu niteliksiz ve resmen çöp hükmünde. Elbette bu teknolojik

cangıla (internet vs) giren ve ne yapacağını bilmez şekilde dolanan (şuursuz)

bir kimse, bu niteliksiz bilgi bombardımanına maruz kalacaktır. Bu modern çağ

insanının, oturup da bir şiir ezberlemesi, Google a bakmadan herhangi bir şeyi

hatırlayabilmesi, hele ki bu çöp bilgilerle dolmuş kafayla, çok mu çok zor

olacaktır haliyle.

Her şeyi Google a sorup kopyala-yapıştır bir

kolaycılıkla güya öğrenen, hiçbir bilgi birikimi ve görgüsü olmadığı halde

facebook ve twitter da allame-i cihan kesilen bir kuşak yetişiyor demek önyargı

olabilir belki. Ancak hatırı sayılır bir kitlenin bu yolda olduğunu da görmek

gerekiyor. Elbette ki, bu müthiş bilgilenme ve iletişim imkanını hakkıyla

kullananlar da var, ancak vasati insanı kuşatan bir kolaycılığı da görmek

gerek. Çünkü bu kolaycılık giderek büyüyebilir ve çok şey bildiğini sanan zır

cahillerden geçilmez olabilir her yer.

İnternetten arayıp bulmak, kopyalayıp-yapıştırmak varken,

bir kitabı açıp okumak (yani bir emek sarf etmek) birçoklarına zor geliyor.

Kolay elde edilenin kolay tüketilmesi de kaçınılmaz oluyor, emek sarf etmeden

elde edenlerin gözünde. Bilgiye erişim hiç olmadığı kadar kolaylaşırken, çöp

yığınları arasında gerçek bilgiye ulaşmak ise zorlaşıyor.

Günümüz insanına okumaz ama yazar desek yeridir. Birkaç

ay önce, bir yarışma programındaki yarışmacının hali, bu durumu özetleyebilir.

Kendisini twitter fenomeni olarak tanımlayan genç vatandaş, kaynağı belirsiz

bir cesaret ve özgüvenle (cahil cesaretine nazire yaparcasına) hiç kitap

okumadığını, ancak genel kültürünün çok iyi olduğunu söylemişti. Kerameti

kendinden menkul bu fenomen in çok çok basit bir soruda elenmesi de, duvara

asılacak bir ibret vesikası olarak gerçekleşmişti.

Bu basit örneğin bize anlattığı mevcut bir gerçekliktir

aslında. Elinin altında dünyanın bilgisi olan insanların, eski insanlara

nazaran bir bilgilenme tembelliğine sahip olması üzerine düşünmek gerekiyor. Bu

durum giderek zincirleme bir cehalet ve bilgi fukaralığını yaygın hale

getiriyor. Bu gidişat, kendisini allame-i cihan gören, 140 karaktere dünyanın

görmediği bir bilgeliği sığdırdığını sanan ve asıl önemlisi de okumadan

(internette sörf yaparak) bilgi sahibi olduğu iddiasındaki bir insan tipini

önümüze koyuyor. İnsanlık, okumaz ama yazar bir tiple imtihan oluyor.