Günlerden beri televizyon ekranlarına yansıyan minicik

yavruların cesetleri başında ağlayan anne ve babaları gördükçe bende

dayanamayıp ağlıyorum. Buna rağmen yüreğimdeki acı hiç hafiflemiyor. Hâlbuki

Kılıçdaroğlu na bakarsanız, ağlamak değil çözüm bulmak gerekirmiş. Ağlamak

biçarelik ve zavallılıkmış. Elbette sorunlara çözüm bulmak gerekir. Bu konuda

herkese konumuna göre görev düşer. Ancak, çoğu zaman insanların elinden fazla

bir şey gelmez. Söz gelimi Suriye de zehirli gazla hayatını kaybetmiş iki yavrusunu

kucağına almış babanın ağlaması karşısında yüreği yanan ve gözyaşı döken

insanları Biçare, zavallı diye nitelendirmek doğru olur mu Diyelim ki o

babanın elinden bir şey gelmiyor ve Kılıçodaroğlu na göre Çaresiz, biçare ve

zavallı diye nitelendirmek doğru ise, insanları kimyasal silahlarla

zehirleyenler o babadan çok daha biçare, zavallı ve şerefsiz değiller mi

Gelelim bir babanın şehit edilen evladının ardından

yazdığı mektup okunurken gözyaşı döken Erdoğan a yönelik Kılıçdaroğlu nun

nitelendirmelerine. Elbette Başbakanlık makamında oturan kişinin ülkemizdeki ve

çevremizdeki olaylara çözüm üretmede sıradan bir vatandaştan çok fazla

sorumluluğu vardır. Bu doğru. Ancak, Mısır daki darbe ve arkasından gelen

katliamlar konusunda Türkiye nin daha doğrusu Kılıçdaroğlu nun Başbakan

Erdoğan ın meseleye nasıl bir çözüm bulması gerektiğini toplumla paylaşması

gerekmez mi Muhalefet görevini yerine getirmek bakımından doğru olan davranış

biçimi çözüm sunmayı gerektirmez mi İktidarı ve Başbakan ı iç ya da dış politikaya

yönelik uygulamalarını eleştirmek mümkündür. Zaman zaman biz de eleştiriyoruz.

Özellikle dış politikada ABD ye bağımlı politikaların yanlışlığını dile

getiriyoruz. Ancak, Mısır da yaşanan katliam karşısında gözyaşı dökmesinin

eleştirilmesini şahsen insani bir yaklaşım bulmuyorum. Bir zamanlar bu köşede

toplumumuzda yaygın olan, Erkekler ağlamaz şeklindeki anlayışın yanlışlığı

üzerinde durmuş, ağlamanın sadece hanımlara ait bir duygu dışa vurumu değil,

insana has bir özellik olduğunu belirtmiştim. Kısacası insan olan yeri

geldiğinde güler, yeri geldiğinde ağlayarak duygularını ifade eder. Hatta çoğu

zaman ağlamak kontrollü bir duygu dışa vurumu değil, elde olmadan dökülür

gözümüzden yaşlar. Şahsen sadece petrole bulanmış kuşlar yüreğimi titretmez,

dünyanın neresinde olursa olsun zulme uğrayan insanların acılar karşısında bir

şey yapamamanın verdiği duyguyla da gözyaşı dökerim. Bunu birileri Kılıçdaroğlu

gibi çaresizlik, biçarelik ve zavallılık olarak nitelendirebilir ama bana göre

bu duygu patlamasını gözyaşları olarak ortaya koymaları insanlıklarını

unutmamış olduklarını, hâlâ başkalarının acılarını paylaşabilenlerin

bulunduğunu gösterir. Bu bakımdan Başbakan ın gözyaşlarını iç siyasette

istismar malzemesi yapmak, siyasilerimizin içine yuvarlandığı çukuru gösterir.

Kaldı ki, dökülen gözyaşlarını toplumu kandırmak için bir istismar malzemesi

olarak nitelendirmek niyet okumak anlamına gelir ki, insanları niyet okuma

yoluyla yargılamaya başlarsanız, ortada suçsuz kimse kalmaz. Çünkü siz

sevmediklerinizi niyet okuyarak mahkûm etmeye başlarsanız, yarın benim de

başkalarını niyet okuyarak mahkûm etme hakkım doğar.

Siyasilerin ve topluma hitap edenler birilerini suçlarken

daha dikkatli olmak durumundadırlar. İtham, hakaret ve aşağılamak için

kelimelerin seçilmesinin eleştiri olmadığını bilmek durumundadırlar. Söz gelimi

ana muhalefet lideri Başbakan ı ağladı diye eleştirirken seçtiği kelimeler

eleştiri sınırını aşar, suçlama ve mahkûm etmeye varırsa bilinmelidir ki, bu

suçlamalar kendisine değil suçladığı kimseye toplum nazarında avantaj sağlar.

Yani Kılıçdaroğlu Başbakan ı eleştirerek siyasi prim yapmayı düşünürken pirim

tersine döner. Böyle olunca da Başbakan Erdoğan ın bir zamanlar söylediği, CHP

muhalefeti bizim işimize yarıyor mealindeki cümlesi haklılık kazanır. Kaldı ki

ağlamasını bilmeyen gülmesini de bilmez. Sürekli gülenler de toplumda fazla

ciddiye alınmaz.