Okulların bu sıcaklarda, 8 Eylül de açılmasına imkân yok. Ama siz diyorsanız biz öğrencileri güneşte pişireceğiz.

Zaten gestapo ordusu gibi kalın formaları içinde yakacağız.

Körpe dimağlarının suyunu çıkaracağız.

Açabilirsiniz.

Oysa en uygun tarih 15 Eylül.

Hem öğretmenler lise bütünleme sınavları ile başlarını kaşıyamıyorlar.

Okulların boya badana işleri bile bitmedi.

Mektep binaları ağustos un son günleri gelmiş eli fırçalı boyacılarla, tamircilerle dolu.

Çocuklar o tiner ve bezir kokusu arasında mideleri bulanıp, sağlıklarını bile yitirebilirler.

Durun biraz serinlik olsun.

Siz sadece kar tatili yapmayı biliyorsunuz.

Başka milletler sıcak tatili de yapıyorlar

Gelecek nesillerinin sağlığına çok önem veren uluslar sıcaklık biraz artınca hemen okulları kapatıyorlar.

Haziranın ilk haftası Berlin de idim.

Adamlar havalar sıcak diye okulları tatil ettiler.

Çocuklar sevinçle çantalarını kaptıkları gibi okul binalarını terk ettiler.

Bizim çocukların canı çok mu değersiz

Bu baskın sıcaklar altında eğitim olmaz.

Bakın çarşıya pazara, insanlar daha tatillerinden dönmediler.

Köylerinden, yaylalarından inmediler.

Hem kültürel zenginliğimiz olan Ramazan, sıcak eylüllü günlere denk geldi.

Dindar bir milletiz, açığımız kapalımız Allah a çok şükür oruç tutmaktayız.

Bu ailelerin oruç tutan çocuklarının daha serin ev köşelerinde ya da bahçelerindeki hamaklarda sallanarak oruçlarını daha az eziyetle tutmaları; sanırım laiklik ihlali sayılmaz.

Hem durun ayın on beşi gelsin, babalar maaşını alsın, hem Ramazan alışverişi hem okul masrafları çoğu ailenin bütçesini de sarsacak.

Bir hafta daha bekleseniz ne olur.

Niye böyle yalvarıyorum.

Bu benim okul fobim mi

Yoksa çocuklarından ayrılmak istemeyen bir anne mızıkçılığı mı

Ama empati yapıp kendimi onların yerine bırakıyorum. Yok, bu havada okul ve dersler çekilmez. Sıcak ve oruç birleşince asabi tansiyonlar da fırlayacaktır.

Durun, bünye biraz oruca alışsın.

Hem tatilden henüz kopamamışlar için bir de depresyon söz konusu.

Ayrıca eylüllü bir Ramazan a, Bursa gibi Osmanlı dekorlu bir şehir ne kadar iyi fon olur.

Tıpkı otuz yıl önce aynı günlerde anneciğimle yaptığımız Bursa ziyaretlerinde mahallelinin, Çınar altı nda aydınlık bir eylül akşamı açtığımız iftar ne muhteşemdi.

Ulu Camii bahçesinde içtiğimiz baldan tatlı sular cennetten gönderilmiş sel sebillerden daha serindi.

Aynı mutlu bir fotoğrafı çocuklarıma bırakmak için ne kadar çırpınmaktayım.

Öldüğümde baktıklarında, "biz annemle ne kadar mutluyduk" cümlesini benim gibi kurmaları için.

Şemsli, Mevlanalı, Konyalı bir Ramazan akşamı da var eylül planlarım arasında.

Sonra dede topraklarım olan doğuya uzanıp, ay çekilirken gölün üzerine; bostandan kopartılmış bir karpuz ya da bağdan getirilmiş bir hevenk üzümle birlikte teravihten çıkıp da.

Güneş altında parlayan kabir taşlarının yosunlu silinmiş yazıları yanı başında, kurbağa konserleri arasında, rüzgârda dalgalanan üzerlik tohumlarının hışırtılarında.

Kalan son yaşlıların taptaze hatıraları arasında.

Lütfen, hayat zaten bir okul.

Bu küçücük bedenleri okul denen hapishanelere tıkmayın hemen.

Bekleyin biraz. Yine erken ama ayın yarısı bari olsun. Eylülün ilk haftasında çocuklara bu sıcak işkenceyi çektirmeyin.