Olmazsa olmazımız alışveriş.
İnsanların hevesle koşturmaları.
Yiyip içmek için ömürlerini adamaları.
O gün baktım da, küçük bir karınca kendisinin üç katı büyüklüğünde ölü bir atlı karıncayı adeta sırtına bir koyun gibi vurup götürerek yuvasına sevinçle taşımakta idi.
İnsanları mutlu etmek de alışveriş.
Hayatını idame ettirebilme, namerde muhtaç olmama, evladı ıyalinin geçimini sağlama; insana tarifsiz huzur vermekte.
İşlerin iyi gitmemesi, yuvasına ekmek götürememesi, çocuklarının ihtiyacını görememesi, bu kez insanoğlunu yıkmakta, hüsrana uğratmakta.
Bütün bu hayati alışveriş trafiğine karşın bedbahtça, başkalarını düşünmeden bir çöp bidonu gibi midelerine yığınak yapanlar, herhalde kaybın en büyüğünü yaşamaktalar.
Marka takıntısı, her şeyin en iyisini tüketme arzusu, haz için yaşama, yemekleri hayatının başköşesine yerleştirme, lüks ve konfordan vazgeçememe aslında insanî olana aykırı bir hastalık.
Geçtiğimiz günlerde bir profesörün utancı yansıdı gazetelere. Ameliyat yapacağı hastalarından yüksek para isteyen cerrah, kabul edenin ameliyatını öne çekmekte, aldığı parayı ise karısını hemen Kapalı Çarşı’ya gönderip en pahalı pırlantaları almaktadır. Bir hastasının daha canını yakınca şikâyet edildi, konu yargıya taşındı, kutsal bir mesleği olan o insana; lüks yaşama arzusu, büyük zarar verdi.
Kimi yüksek vicdanlı, bir tişörte iki bin lira vereni görünce; asla böyle bir alçalma yapamayacağını anlatmakta. Etrafı, onun yüce gönlünün şifresini anlamadığından, alay edip, “Trilyonları var ama parasını yemeyi bilmiyor” diye akılsız bulmakta.
Fakat hayattan hep alan, kendi arzularının sonsuzluğunda boğulanlar için bir de manevi alışveriş bulunmakta işte bu hep göz ardı edilmekte.
“De ki: ‘O, iman edenler için yol gösterendir ve şifadır. İman etmeyenlerin kulaklarında ağırlık vardır. O (Kur’an) onlara körlüktür (Hakkı göremezler). Onlara (sanki) uzak bir yerden bağırılıyormuş gibi (duymazlar).” (Fussilet-44)
Ruhun açlığını doyuran ibadetlerin sahiline uğramadan sürdürülen bir yaşamda, mutluluk aramak beyhude fakat bir türlü görememekte, duyamamaktadırlar.
İhtiyaç sahibi insanın derdine çözüm bulmak, mağdurların durumu ile empati kurup şükrünü onlara el uzatarak göstermek böylece yaşadığı mutluluğun paha biçilemez olduğunu anlamak.
İsraftan aklı çıkmak. Abdest aldığı suyu ip gibi açarak bunu ihsan edeni gücendirmemeyi baş göz üstü bilmek, ekmeğinin kırıntısını, pirincin tek tanesini atmayı küstahlık görmek. Yıllarca aynı giysileri giymek. Sevdiği pahalı yiyeceklerden, yoksullar alamıyor diye vazgeçmek.
Bahçeli evi olan bir arkadaşım, kendisine gelen misafirlerin mangal istediğini özellikle akrabalarının bu konuda kırıldığını, onlara bir türlü laf anlatamadığını vurguladı.
Mahallesinde durumu iyi olmayanlara, kirasını ödeyemeyenlere, bakkala borç yazdırarak hayatını güçlükle sürdürenlere o mangal kokusunu duyurmanın yüreğine bir hançer gibi saplandığını, çocukları istese de asla yapmadığını anlattı.
Bir oruç mevsiminde, günün yarısını aç kalmakla, ibadetini yaptıklarını sananların yanılgısı.
O açlık esnasında yoksul ile empati kurabilmek.
Rahman’ın insanları düşünmeye, şefkate, merhamete, sevgiye, saygıya yöneltmesini gözden kaçırmamak.