22-Ramazan ve İzler

Ramazan’a dair belki de en eski hatırlamalarım üç dört yaş civarına denk geliyor. Tekne orucu diye tuttuğumuz oruçların zamanı. Hayal meyal hatırladığım bu zaman diliminde gece sahura kalkıp bütün aile fertleri ile sahur yapıp yarısında uyuya kaldığım, gün içerisinde birkaç kez iftar ettirildiğim ve de akşamında aferinleri toplayarak büyük bir kıvançla oturduğum iftar sofralarının neşesini düşününce aradan geçen yıllara rağmen gülümsemesi, sıcaklığı yüzüme halen yayılır. Yine ilk teravih maceralarımız ve camiden sebepsiz bir şekilde kovulmalarımız, sonrasında gece yarısına kadar harabeliklerde saklambaç oynayıp, korkup ama oyundan vazgeçmediğimiz o yaz akşamları hatıralarım arasında ilk sıradadır. Tabi yaz sıcağı oyun arasında gölbaşına kadar inip aldığımız dondurma ve gazozları büyük bir neşe ile yiyip, içişimiz.

Bir de Aziziye tabyasının altındaki çeşmeden iftar için gidip soğuk göze suyu getirmemiz ve her iftar öncesi biz çocuklar için büyük bir eğlenceye dönüşürdü. Bu su taşıma işi ve gözeden kana kana içtiğimiz suların gün batımının en güzel haline selam durduğu o küçük masum zamanları hatırlıyorum. Belki de çocukluğumun en etkili ve de iz bırakan Ramazanları, dağ mahallesinde geçen o ilk Ramazan anılarına denk geliyor. Üzerimizde halen o derin yaşanmışlığın izleri duruyor. Doğal bir akışın içerisinde akıp giden ve kendi gündemini oluşturmakta hiçbir yapay etkiye ihtiyaç duymadan ilerleyen zamanın ruhuna ne kadar sofistike bilinç eklemeye çalışırsak çalışalım bir daha o yalınlığı ve doğallığı yakalayamadığımızı üzülerek idrak ediyorum. İzleri takip ettiğimizde bize insana dair ve insanın değişen dünyasına dair birçok farklılığı görebiliyoruz.

Tabi bunda şehrin kendi doğası ve o doğadan nefeslenen insanların varlığı da etkili olmuştur. Bir şehir düşününki o şehirde sanki ta üç aylardan başlayarak Ramazan bütün şehri kuşatmakta, varlığı ile sarıp sarmalamaktadır. Üç ayların başlangıcını o kadar güçlü ondan sonraki zamanlarda çok duyamadığımı üzülerek söylemem gerekiyor. Alvarlı Efe merhum ne güzel ifade etmiş bu hissiyatı, “Ramazan’da Al-i Şan ederler / O şehr-i siyami zişan ederler / Fukara gönlümü gülşan ederler / Mevla’ya emanet olsun Erzurum.” Çocukluk, izlerin belki de en kalın örüldüğü çağdır. Bizim çağımızın çocukları doğal olarak Ramazan ile erken tanışıp, oruçla daha erken kavuşurlardı. Bu yaşanılan iklimden ve o günkü toplumun hayatı algılayış biçimi ile alakalı olduğunu düşünüyorum. Bugün daha bilinçli olduğunu ifade eden ebeveynlerin çabaları takdire şayandır ama hayatı biraz da sokak ve mahalle belirliyor. Onun için evdeki gayret belki de dışarıdan yeteri kadar beslenemediği için eksik kalıyor.

Hele şu izolasyon günlerinde bunu daha çok hissediyoruz. Her Ramazan’ın ayrı bir güncesi ve ayrı ayrı izleri var. Kim kimi tuta ki! Hoşça bakın zatınıza…

***

Notlarım:

*Savaş Talha’nın yeni teklisi “Sensizlik” sosyal paylaşım mecralarında yerini almış isterseniz buradan dinleyebilirsiniz. https://www.youtube.com/watch?v=m8CIAdcKWjk

**Sevgili Ali Düğdü’nün bir evladı dünyaya gelmiş. Ömrü bereketli olsun. Allah İslam’a hadim eylesin.

*** Ramazan’ın en güzel yolculuklarından birisi Sezai Karakoç’un “Samanyolunda Ziyafet” isimli eseridir. Her Ramazan bir şekil dillendirilir ama kanaatimce iyi bir yol arkadaşı olur.

****Mahmut Toptaş okumak dinlemek hep böyle bir şifa ve gönül genişliğine vesile oluyor. Allah ondan razı olsun. Son yazılarından biri de yine aynı etkiye vesile oldu. Tekrar okumak isteyenler için; “https://www.milligazete.com.tr/makale/4310800/mahmut-toptas/yalniz-degiliz.”

*****“N’olmuş devrem?” YouTube kanalında iyi işler oluyor. Bir atılım var ve omuz vermek gerekiyor. YouTube’da dolaşırken uğrak yerlerinizden biri olabilir. Muhabbete ortak olmak için uğrayın!