Bir gazeteci katıldığı turun acentasını paylaştı,

Z. Arapkirli, gittiği yerlerin reklamını yaptığı için meslektaşını eleştirdi.

İtalya tatili dönüşünde turizm firmasının reklamını yapan gazeteci,

“Keyif aldığım bir Sicilya turu oldu. Kafile ile gitmek yerine bireysel turla seyahat etmek işime geliyor. Ne ben birini bekletiyorum, ne birilerini bekliyorum. Özgürce, ruhuma ve kafama buyruk takılıyorum… Uçak, kalacak yer, araç kiralama, titizlikle halletti… Çok başarılıydı. Şunu hep dedim, “helal olsun güzel yerden ayarlamış, bizi anlamış.”

Burada gazeteci, turizm firmasının ismini vermekte.

Lakin benim takıldığım, zaten kafilelerle yapılan turlar pahalı fakat bireysel turlar iyice yüksek fiyatlı, gazeteci arkadaş demek bayağı yüksek maaş almakta ki bireysel turla seyahat edebilmekte.

Ne ki beni bu turlarda asıl bir başka konu endişelendirmekte.

Bu gezilerde, bizim ahalinin dikkatini müzeler hiç çekmemekte.

Euro henüz 2,5 lira iken katıldığım yurt dışı gezilerde kafilenin tamamı eğitimli kişilerdi; öğretmenler, profesörler, hekimler, hukukçular, gazeteciler…

Tur görevlisi müze gezmek ister misiniz diye her sorduğunda, koca kafilenin tamamına yakını istemezük derdi, en yüksek ses de profesörlerden ve gazetecilerden gelirdi, ne yapacağız müzeyi diye söylenirlerdi de.

Bir ulusun sanat eserlerini, yaşama biçimini, kültürel yapısını görmeyi istemezlerdi.

Kadınların çoğu alışveriş etmek isterdi, birkaç kişi bedava olduğunu duydukları şarap tatmaya giderlerdi, koca kafilede yanıma arkadaş bir kişi bulup, 100 Euro verip taksi ile gidip müzeyi görüp kafileye yetişirdik.

Sorarlardı, müze güzel miydi, “elbette” derdim “aman bunlar ne ki müzeleri ne olsun” diye küçümserlerdi. “zaten biz de onu görmeye gittik, gümüş kemerli has ipekten kaftanları olacak değil ya”, diyen arkadaşım,

“Peki, siz ne aldınız” diye sorduğunda, pazarcı çantası gibi tıka basa doldurdukları neydi biliyor musunuz?

Buzdolabına yapıştırılan 1 Euro’luk eşe dosta verecekleri magnetler, o plastik uyduruk şeyler için müzeyi istememişlerdi.

Çok şükür kültürel dokuyu gezmeyi seven gençler öyle kalacak yeri bariyer görmeden, en ucuz hotellerde, en basit yemeği yiyerek, hatta sabah kahvaltıda yediği ekmeğin yarısını sırt çantasına alarak dünyayı gezmekte, tanımakta, bilgi ve birikimlerini artırmaktalar.

Ne yazık ki doğduğu şehrin asıl orijini olan mıntıkayı bile gezip görmeyen tanıdıklarım var, Elazığlı hekim Harput’ u görmemişti, Konyalı avukat da Sille’den habersizdi, ne büyük cehalet.

Muallim Cevdet, 1928’de yazdığı “Askerî Din Dersleri ” isimli kitabında, İstanbul’a gelenlerin nasıl gezeceğini anlatmakta. Sıhhiye Müzesi’ni önermekte,” Firengiden burunları çökmüş, gözü çıkmış biçarelerin resimlerini gör, ibret al… Büyük camilerin resimlerini satın al. Eşe dosta hediye et. Evinde bir odaya da as. Süleymaniye’nin, Ayasofya’nın, Fatih Camii’nin… Arkadaşlarınla güzel yerlere git. Çamlıca’ya, Yuşa Tepesi’ne, İcadiye’ye, Beşiktaş’a, Rumelihisarı’na… Yalnız kışlasını tanıyanların, bir yer görmeyenlerin zihni pek açılmaz. Evkaf müzesine mutlaka git. Askerlere bedavadır. Orda altınla yazılmış Kur’an-ı Kerim’ler, hayret edeceğin güzel yazılar ve gümüş firuze yakut renkli resimler ve nakışlar göreceksin. Okmeydanı’na arkadaşlarınla beraber git. O dikili ve yazılı taşları gör. Sinan Usta’nın Süleymaniye’sine, Rüstem Paşa için yaptığı camiye, Davut Usta’nın Yeni Camii’ne, Mehmed Emin Usta’nın Ayasofya Çeşmesi’ne dikkatle bak. Ayasofya’da büyük levhaları oku. Beyazıt’ta Eski Serasker Kapısı’nda altın suyuyla yazılmış ve taşa kazılmış yazıları gör. Bunlar Mustafa İzzet Efendi’nin yazılarıdır. İftihar et.”

Merhum Muallim Cevdet, Anadolu’dan gelen askerlere, eğitim vermeye çalışmış.

Bugün eğitimlilerimiz gittikleri yurt dışında, kaldıkları otelin perdeleri, banyodaki mermerleri ile övünmekteler.

Aslında yüz yılda pek çok şey değişmiş değil hatta daha da kötüye gitmiş,

Eğitimlilerimiz, magnet almak uğruna müzeden vazgeçecek kadar cahilleşmiş.