Tarih; 1 Şubat 2013.
Saadet Partisi ile seçim ittifakı yapan eski Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Mustafa Destici, TRT İstanbul Radyosu Radyo1’de, bu satırların yazarının hazırlayıp sunduğu ‘Dört Dörtlük Portreler’ isimli canlı yayınlanan programa katıldı.
Programda, Destici’nin pek bilinmeyen bir yanı ortaya çıktı. Neydi bu;
İmam Mustafa Destici.
Destici, İmamlık yaptığı dönemi şöyle anlattı.
“Bayramlarda evin bahçesinde 40-50 kişi oluruz. 9 çocuk, 7 erkek, 7 gelin. İki kız, damatlar, torunlar… Öyle aileler vardır ki tek çocuğu vardır. Bayramlarda anne baba gözü yaşlı beklerler ki işte çocuğum gelsin… Bu çocuğunun yolunu gözler. Gelmez, adam tatile başka yere gider. Bizde tam tersine, 4’ünüz bir gün sonra gelin derler. Ama nimetler külfetlerin üstüne çıkıyor. Kavgacı bir aile değiliz ama gençlik yıllarımıza baktığımızda işin doğrusu biraz uğraşmışlığımız var. Ama biz genelde kavgayla değil de uzlaşmayla çözerdik işlerimizi.” “1976 yılında Eskişehir Sivrihisar İmam Hatip Lisesi’nde okumaya başladım. 1978 yılına babam beni tahta bir valizle Ankara Merkez İmam Hatip Lisesi’ne getirdi. O zaman yatılıydı. Ankara İmam Hatip Lisesi o zaman 4 bin öğrencisiyle Türkiye’nin en büyük okuluydu. İmam Hatip Lisesi bana çok şeyler kazandırdı. 1982-1983 döneminde 220 mezundan 200’ümüz üniversiteye yerleştik.…”
“Benim de puanım Hukuk, Siyasal tutmasına karşılık babam özellikle İlahiyat Fakültesi okumamı istedi. O zaman Türkiye’de 7 tane İlahiyat Fakültesi vardı, 7’sini de tercihe yazdım, birini kaçırırsam ötekini kazanayım diye. İmam Hatip Lisesi’ni bitirdikten sonra Kayseri’nin Merkez Kızık Köyü’nde bir süre İmamlık yaptım. Burada ilginç anılarım var. 25 sene sonra da o köye uğradım. Ömer amca vardı, Ömer Öztürk, dinliyorsa buradan da saygılarımı gönderiyorum. Gerçekten beni kucakladılar. Dini ve milli yönleri ağır basan bir köydü. Gelenekleri görenekleri olan bir köy. Yaz tatilinde köy çocuklarına Matematik, İngilizce dersi veriyorum, takviye anlamında. Daha 18 yaşındayım. Kaldığım lojmana bazı köylüler geldi. ‘Hocam hastamız var, okur musun ” dediler. Gittim baktım herkes yığılmış hastanın çevresine. Sedir dediğimiz yere uzunda yatırmışlar. Baktım adam hareket etmiyor, nabzına baktım, kalbine baktım, adam ölmüş. “Allah rahmet eylesin, ölmüş” dedim. Herkes birden feryat etti, farkında değillermiş meğer. O cenazeyi yıkadık, defnettik.
Derken yakın bir köyden geldiler, “Hocam bizim de cenazemiz var” diye. Gittim, adam birkaç kez ameliyat olmuş. Hatta kanlar sızıyor vücudundan. Çevreme baktım bir kişi bile kalmamış...”
zzzzz
Nasıl, ama. Gerçekten ilginç değil mi
Hatırlayacaksınız; Saadet Partisi Genel Başkanı, İstanbul milletvekili adayı, Anayasa Profesörü Mustafa Kamalak ve eski Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkanı, Ankara milletvekili adayı Mustafa Destici’nin yakın geçmişte birlikte namaz eda ederken fotoğrafları yayınlandı.
7 Haziran 2015 seçimlerine giderken bu “iki Mustafa”, bu yönleri ile de daha çok gündeme geleceğe benziyor.
Siz ne dersiniz
Görmezden gelme!
Yazımı yazarken iki seçim otobüsünden yükselen sesler dikkatimi çekti;
1) Mustafa Sarıgül: Bilmem kaç dönem Şişli Belediye Başkanlığı yaptı. Baykal’ın “kanlı-bıçaklı”sı… Şişli Belediye Başkanlığı yaparken ülke geneline hitap etti, Türkiye’nin farklı illerinde açılışlara katıldı, organizasyonların içinde oldu. Ufaktan “global” takıldı. Bu özelliği onu geçen mahalli seçimlerde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adaylığına kadar taşıdı. Ama orada kaldı. Seçimi kaybetti. Yerine aday gösterdiği ve Şişli Belediye Başkanı seçilen Hayri İnönü’ye yönelik farklı planlar içinde olmakla, “İnönü’yü makamından uzaklaştırmak istemekle” suçlandı, mahkemelik oldu. Çok yıprandı. Ve 7 Haziran 2015 milletvekili seçimlerinde İstanbul 2. Bölge 9. sıradan milletvekili adayı oldu. İşi zor.
Az önce seçim otobüsü bulunduğum yerden geçti. Sarıgül seçim otobüsünün üzerinde idi. Ama “eski”lerden eser yoktu. Şişli halkının büyük çoğunluğu pencerelerden dışarı bile çıkmadı. Oradan birisi, “Keşke belediye başkanlığına devam etseydi” dedi. Ne demek istediyse…
2) Metin Şentürk: Görme engelli şarkıcı Metin Şentürk de İstanbul’dan bağımsız milletvekili adayı. İstanbul 2. Bölgeden aday olan Şentürk, “Eğer seçilirsem bu kadar görmeyen insan arasında bir gören olacağıma söz veriyorum.” sloganını kullanıyor. Seçim şarkısında kullandığı ana argümanı da buradan yola çıkarak belirlemiş; “Görmezden gelme!” Bu iki kelimeyi duyunca gülümsedim; Zira, okurlar iyi hatırlayacaktır; Milli Gazete bundan bir süre önce “Görmez’den gelemedik”manşetiyle çıkmıştı. Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez’le alakalı bir haberdi.
Manşetin mucidi, bizim Muhammed Altındal bu şarkıyı duyunca ne hissetti, acaba
“Derdi olan” söylesin!
Mısır Seferi’nden sonra fethettiği beldede Yavuz Sultan Selim’in otağ-ı hümâyunu kurulur. Sultanın çadırını temizlemekle vazifeli kadınlardan biri, akşamları çadıra dönen Yavuz’u o gün ilk defa yakından görür ve o andan sonra onun sevgisi bir sevda olur.
Bir cuma günü Koca Yavuz çadırdan çıktıktan sonra bir tanıdığına yazdırdığı kâğıdı, sultanın yastığının yanına iliştiriverir. Kâğıtta; ‘Derdi olan neylesin ’ yazmaktadır. Sultan, yastığının yanında bulduğu kâğıttaki bu ümitsiz cümleye, ‘Derdi olan söylesin!’ yazıp bırakır. Bu defa kadın, ‘Korkuyorsa neylesin ’ yazılı bir kâğıt daha bırakır sultanın yastığının altına. ‘Hiç korkmasın, söylesin!’ yazısını görünce kadının ümidi biraz daha artar.
Kadıncağız akşam çadırın girişinde bekler. Birazdan Koca Yavuz, bütün haşmetiyle görünür. ‘Söyle!’ der kadına. Kadın titremeye başlar. Yavuz, gür sesiyle ikinci defa ‘Söyle!’ deyince, kadın, heyecanından sadece; ‘Efendim!’ der ve gerisini getiremez, ruhunu oracıkta Rabb’ine teslim eder.
Gözler Koca Yavuz’dadır. Yüreği yanar, gözleri dolar ve şöyle der: ‘Hakîkî âşık odur ki, sevdiği uğruna kalbi dursun!”
***
Bu anekdotu neden anlattım
Olur ya; belki bir alıcısı bulunur…