Aklın, izanın, düşüncenin, fikretmenin devrede olmadığı
bir zamandayız. Müslümanların ipleri kopmuş, tespihin tanelerinin her biri bir
tarafa saçılmış, dağınıklık almış başını gitmiş. Âdeta yeryüzüne saçılmış olan
bilyelerin üzerinde duruyor Müslümanlar. Ayaklarını basacakları sağlam bir
düzlemde değiller gibi. Oradan araya savrulup duruyorlar.
Binbir başlılık, milyon kez karmaşıklık ve büyük bir
başıboşluk var
Kimse kendi medeniyet düzleminden, sorumluluğundan hayata
bakmıyor. Hemen herkes haklı, hemen herkes yapıp ettiklerini Kur an a ve
sünnete dayandırıyor ve hemen herkes kendisinden başkasını görmüyor. Kimse
ortak paydada, düzlemde, noktada buluşmanın yollarını aramıyor. İnsanlar
birbirilerinin kusurlarını gözetiyor, birbirlerinin açıklarını kolluyor ve
saçıyor. Birbirinin kuyusunu kazıyor. Bunu kendilerine görev belliyorlar.
Artık emperyalist haçlılardan söz etmeye gerek yok.
Uzantıları ve ruhu içimize sinmiş bulunuyor. Bizi kurt gibi kemiriyor. Kendi
kendimizin ilacı olmadıktan sonra başkalarından yardım ve medet ummanın hiçbir
anlamı yok.
Fitnenin kaynadığı yerde huzur olmaz, kargaşa olur.
Büyüklük ve asalet olanları sabırla karşılama, işlerini yoluna koyma, sağına
soluna ve ardına bakmadan yoluna devam etme, yolculuğunu sürdürmededir.
Sorumluluk, kötülüklerin giderilmesi için çaba göstermek, iyilikleri gözetmek
ve yaymak, davranışlarda güzel, içten ve sevgi dolu olmakla olur. İyi ve güzel
unsurlar Sevgili Efendimizin bize gösterdiği yol üzeredir. Bize düşen
olumsuzluklardan, olumsuz ortamlardan, dedikodulardan, laf taşıyıcılıklardan
uzak durmadır.
Müslümanlar; kavmi, mezhep, klik, her türlü hemşerilik ve
çıkar duygusundan uzak ideal insanlarla birlikte olmakla yükümlüdürler. Bu zor
yolculuğun elbette çileli yanları var, elbette zorlukları yaşanacak ve elbette
çıkarlar geri planda olur. Ümmetin birliği, bütünlüğü Müslümanların
geleceğidir. Müslümanların iyi ve güzel geleceği dünya insanlığının
geleceğidir. Müslümanlar huzur içinde olurlarsa insanlık huzur içinde olur.
Müslümanlar ruhta ve kalpte birdirler. Birbirlerini
aslında çok rahat anlayabilirler. Yeter ki şu yaşanan kırılmaları giderseler,
uçları törpüleseler, nefislerini köreltseler, hırslarını dizginleseler,
ufuklarını açsalar ve sabırlı olsalar. Olumsuzluklar büyüdükçe önüne geçilemez,
aşılamaz ve bir daha da bir araya gelinemez. Sevgili Efendimiz, amcası Hz. Hamza yı
katlettiren Hinde, katleden Vahşi ye tahammül gösterdiyse, nasıl onlara gönül
kapılarını açtıysa ve nasıl en azılı düşmanlarına bile sabır gösterdiyse bizler
de öyle olmak durumunda değil miyiz Önderimiz, örneğimiz, yol göstericimiz
Efendimizin yolunda olduğunu iddia ediyorsak neden onun hâl, huy ve ahlâk
davranışlarını kendimize örnek almıyoruz.
Bizi kuşatan yabancılıkların, soysuzlukların,
kirliliklerin, fitnenin üstesinden gelemiyoruz, neden onları ayaklarımızın
altına almıyoruz Neden böylesi zamanlarda akıllı, uslu, izanlı ve sabırlı
olamıyoruz. Öfkeyi körüklemekten elimize ne geçer
Neden yabancılara bel bağlıyoruz, neden onlarla olmaktan,
onların yurtlarında ve mekânlarında yaşamaktan ve onlar gibi olmaktan haz
alıyoruz Ateşi harlandırmak, yangını körüklemekle bir süreliğine sadece
bulunduğumuz mevzileri koruruz. Güç yitirince onlardan da oluruz. Geriye bir
yıkıntı kalır. Oysa sabırla, sevgiyle, güzellik ve iyiliklerle aşılamayacak bir
engel göremiyoruz.
İslâm ın gelişiyle dünyanın karanlıkları dağıldı. Ortaçağ
Avrupası karanlıklar içinde boğulurken Müslümanlar aydınlık bir dünya içinde
yaşadılar. Onlar Müslümanlara özendiler karanlıklarını dağıttılar, özlerinden
ve ruhlarından kopmadılar. Bizler onlara özendikçe tam tersi bir durumda iyice
dağılıyoruz, boğuluyoruz. Hayırlı, iyi ve güzel olmayan örnek alınırsa eğer o
zaman biz onların karanlığında boğuluruz.
Tarihte ve ötede bunların hemen hepsinin hesabını
taraflara sorulur, altından kalkılamaz. Sorumluluğumuz ve vebalimiz çok büyük.