TÜİK geçen Salı günü Aralık ayı enflasyon rakamlarını açıkladı. Buna göre, Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE), Aralık’ta yüzde 1,18 artarken, Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) yüzde 0,24 azalış gösterdi. Yıllık enflasyon da tüketici fiyatlarında yüzde 64,27, yurt içi üretici fiyatlarında yüzde 97,72 oldu.

Açıklanan bu rakamlar aynı zamanda milyonlarca memur ve emeklinin 2023’ün ilk 6 ayında alacağı maaş zammı açısından da önem taşıyor. Nitekim önce açıklanan enflasyon rakamlarına göre memurlara yüzde 16,47, emekliler için ise yüzde 15,4’lük zam yapılacağı belirtildi. Daha sonra ise, Cumhurbaşkanı Erdoğan, katıldığı bir programda memur ve emeklilere yüzde 25 oranında zam uygulanacağını duyurdu. Ve beklendiği üzere bu oran anında “müjde” diye takdim edildi. Özellikle sosyal medya mecralarındaki yoğun tepkiler üzerine ertesi gün yüzde 25’lik zam da revize edildi ve yüzde 30’a yükseltildi.

Senenin ilk gününden geçerli olmak üzere hayatın birçok alanında “devlet kaynaklı” fiyat artışları yapılmıştı bile. Vergi, harç, cezaların yüzde 61 artan MTV haricinde yüzde 122,93 zamlanması, vatandaşa “ilk dakika golü” oldu zaten. Buna rağmen, “2023’te yüzde 20’lik enflasyona göre hesap yapın” deniyor, ki hayli enteresan.

“Patronların kesesinden” asgari ücrete yüzde 54 zam yapmakla övünen siyasi iktidarın, iş kendi memur ve emeklisine maaş zammı vermeye gelince, üstelik enflasyonun yüzde 64 açıklandığı gün, önce yüzde 25 zammı, sonra da yüzde 30 “müjde” olarak duyurması ve buna birtakım sivil toplum kuruluşlarının da “coşkuyla” iştirak etmesi, yorumu beyhude kılmaktadır bile.
Duyurulan “müjde”nin ardından aile yardımı ödeneği dahil en düşük memur maaşı 11 bin 837 TL’ye, en düşük memur emekli aylığı 7 bin 901 TL’ye çıktı. En düşük SSK ve BAĞ-KUR emekli aylığı ise 5 bin 500 TL’ye yükseldi. “Yükseldi” ifadesi, burada çok iğreti durmakta. Yükseldiği tutar asgari ücretin 3 bin TL altında! Herhangi bir maaş zammından bahsetmek abesle iştigal sanki.

En düşük memur maaşı, asgari ücretin yaklaşık olarak 1,4 katı mertebesinde bulunuyor, ki 2015 yılında bu oran 2,2 katıydı. Aynı şekilde 2015 yılında asgari ücretin 3 katı olan öğretmen maaşının bugün bu hesaba göre 25 bin TL olması gerekirken, 13 bin TL düzeyinde bulunuyor. Diğer ücretler asgari ücrete doğru yakınsıyor, alım gücünün düşmesini zaten temel ihtiyaç olan barınmanın bile lüks olmasından, arabanın hayal bile edilemez olmasından, market alışverişinin veya doğalgaz faturalarının taksitle yapılması gibi günlük örneklerden görüyoruz. Ortada bir reel gelir artışı söz konusu değil. Reel gelirlerin “baz ücret” seviyesine doğru indiği bir atmosferde ancak fakirleşmeden bahsedilebilir.

Bu arada, şunu da hatırlamak gerek. Şayet ücretlere yüzde 64 oranında bir artış yapılsaydı bugünün koşullarına göre “enflasyona denk” bir artış olacaktı, ilave bir ödeme değil! Dolayısıyla bu rakamın altındaki ücret zamlarının reel geliri erittiğini tartışmaya bile gerek yok. Vatandaşın bire bir muhatap olduğu “gerçek” enflasyon rakamını yansıtma konusunda hayli tartışmalı olan “resmi” enflasyon rakamının bile hayli altında bir ücret artışına sevinmek, gerçekten de akıl alır gibi değil.

Bu arada Hazine ve Maliye Bakanı Nebati’nin, memur ve emeklilerin enflasyon karşısında ezilmelerinin mümkün olmadığını savunması da gözlerden kaçmamalı. Nebati’nin, “Enflasyonu çözdük. Yıl ortasında asgari ücrette artış ihtiyacı olmaması lazım. Bu Cumhurbaşkanımızın takdirinde olan bir konu” açıklaması da enflasyonun düşeceği varsayımına dayanıyor. O halde vergi, harç, cezalara yüzde 123’lük artışın mantığı da ortadan kalkmıyor mu? O zaman bu artış neden yapıldı?

Sonuç olarak, ortada müjde diye bir şey yok ama halkı kandırmaya yönelik organize bir çalışma var. Meselenin tarafları belli ki kendi aralarında önceden anlaşmışlar ve milyonlarca memur ve emekliye yapılan komik artışı müjdeye(!) dönüştürmeye böyle bir formül bulmuşlar.

Neyse ki sandık yaklaşıyor ve hakları gasp edilen milyonların da söyleyecek bir sözü vardır elbet.