Heraklit: “aynı suda iki kez yıkanılmaz” demişti,
Bizde “aynı delikten yılan tarafından iki kere ısırılmaz” diye benzerini bulmuşuz.
Tekrarlamaması içindir hataların, bu ikaz cümleleri.
Ne ki bazı hırsların tekrarlamaması mümkün değildir.
Çok farklıymış anne sizin döneminiz demekte, kızım.
Galiba bizden daha yalnızlar şimdi ki gençler.
Öyle kafalarına buyruk, pek kimseyi dinleyecek gibi değiller.
Bizim zamanımızda diyorum, yarı havari görülürdü, din büyükleri, hoca hanımlar.
Fikir danışılan, sevilen sayılan, azarladıklarında bile gül değmiş gibi kızaran yüzlerin gülümsediği idi büyüklerimiz.
Şimdi gençler pek saygı seline kapılamamaktalar, ulu zatlara, yarı havarileri ne kadar boşaltmışlar kabuklarından.
Siyasete bakışları da bizlerinkinden çok farklı.
Yanlış gidişi değiştirmeye o kadar baş koymuştuk ki, evlerimizi çoluk çocuklarımızı ihmal edecek kadar, siyasilere destek verebilmiştik.
Anlatsam da anlayamamaktalar.
Anne ve babalarımızı sarsan idamlarla çocuklukları geçmediğinden mi ya da daha baskılı ortamlarda kalmadıklarından mı, bakış açıları olabildiğince farklı, hataları bulup çıkarışları da.
Kim bilir onların çocukları kendilerini, neyle nasıl hangi argümanlarla eleştirecekler.
Aslında her devirde eleştiri, baştakileri beğenmemezlik, avam ile zengin sınıf arasındaki çelişkiye, tarihçilerin düştüğü notlar arasında rastlamaktayız.
Ki Kanuni nin oğullarından daha fazla karizma idi Mihrimah Sultan.
Halk da biliyordu ki,ihtirası da serveti de büyüktü kardeşlerinden.
Zamanın medyası halk ağzında, uzun kış gecelerindeki sohbetlerde, en evvel eleştirilen kişi idi.
Tarihler de kaydetmişti, bir devlet hazinesiyle yarışacak servete sahipti Mihrimah. Dönemin gençlerinin hınçla andığı haksız kazançlar da eklenmişti bu servete; rüşvetler, kocası Rüstem Paşa ile çok uyuşan görkem düşkünlükleri
uzak eyaletlerin bütün kürklerini mücevherlerini getirmekte idi ayakuçlarına.
Şehsuvaroğlu’nun anlatımı ile:” Mihrimah, devirler görmüş ve hanedan arasında “hala sultan” diye şöhret almıştı. Bayramlarda hünkârdan sonra küçük şehzadeler ve sultanlar onun ziyaretine giderlerdi. Büyük sarayında akıllara sığmaz ziyafetler çekilir ve hediyeler dağıtılırdı. Baki de bir saray şairi olarak, halk gibi uzak durmaz saygıyla yaklaşır Mihrimah’a:
“Hala Sultan! deyu şehzadeler ikbal etsin
Gelsün ol lütf-i kerem kânına şâd ü handan”
Bu yüzden erkek kardeşlerinden çok zengin bu kız, kardeşi Selim tahta geçtiğinde yardımını esirgememiş,ilk cülûs masraflarını karşılamak üzere binlerce altın vermişti.
“İktidar parasız olmaz” sözü o günden mi bu zamana kalmıştı acaba.
Fakat dünyanın geçiciliği gibi saltanatın da geçiciliğini, insanlar çok tecrübe etseler de vazgeçemeyecekler asla.
Sultan Mahmud’un defnedildiği yağmurlu gün.
İhtiras, heyecan gömülmüyor.
Herkesin aklı Mühr-i Hümâyûn”da.
Denildiğine göre, taht heyecanı, hırsı, bedenleri o kadar sarmış, yürekleri o kadar sıkıştırmıştır ki; Bayezid taraftarları ve Cem dostlarının kıyasıya mücadelesi, Fatih’ in yıkanmayı bekleyen cenazesini bile unutturmuş, mevtanın
kokmasına sebep olmuşlardır.
Kokmuş ceset ne denli ürpertici de olsa, çok bedenleri baştan ayırsa da; iktidarın cazibesi sonsuza dek beşerin aklından çıkmayacaktır.