O denizin dalgaları neleri anlatmaktaydı oysa.

Herkes farklı baksa da, mübadele öykülerindeki ortak acı.

İki yakanın mübadillerinin anlatıldığı o aile heykelinde.

Elinde tahta bavulla hayata umutla bakmaya çalışan erkek, yine de güçlü durmaya çabalamışsa da.

İlle de kadın ve çocuğun gözlerindeki hüzün.

Giderlerken arkalarında bıraktıkları hayatları, anıları, toprakları, birikimleri, bahçelerinden görünen deniz, zeytin ağaçları, tandır, taş evlerinin sundurması, taşlıkta sağılan keçiler, ahşap sahanlıkta yenen kahvaltılar.

Hasat edilen ürünün döküldüğü taş değirmende yağlık ve sofralık zeytinlerin taşındığı arklarda.

Alın terini koyacak tas bulamadıkları günlerdir.

Irmak gibi akmakta demiştir çocuklar, zeytinyağının sızdırıldığı arklara.

Köyün tozlu yollarında akşam getirilirken koyunlar.

Çoban Mehmet’e vurulmuştur, döşemeci Yorgi’nin kızı.

Köyün medyası zeytinliklerde konuşulmuştur bu sevda.

Zengin adamın kızıdır, Mehmet’teki de şanstır demiştir, dirgenden başakları geçiren köylü kadınlar.

Yaşanmamış sevdaları da silip süpürmüştür savaş.

Bizden tek kişi koymayın diye emir gelmiştir, büyüklerden.

“Ne olursa olsun sağ teslim olunmayacaktır düşmana.

Bizimkiler Türklere eziyet yaptı şimdi sıra onlarda, yakaladıklarının başına aynısı gelmesin diye aile üyeleri birbirlerine ölüm biçecek.”

En yakın sırdaş madem deniz.

Ayaklarına taş bağlanan kızlar, denize atılacaktır.

Yaradan’ın rahmetinden sual olunur mu?

Taş bağlanan bedenler çökerken dibe.

Birini vurmaktadır sahile.

Sanki sana ölüm uzak der gibi.

Sonunda vicdan sahibi bir Müslüman bulur kızı.

Evinde saklar, kimselere söylemez, savaş biter, yaralar kabuk bağlar.

Emanet canı evladı bilir Hacı Hasan Ali, oğlu ile evlendirir.”

“Dönme Hatçe”ye çıkar ismi, “Harorotçu’nun kızı”nın adı unutulur.

Beş vakit namazındadır gayrı, hacca gitmiş kalabalık torun torba sahibi olmuştur Harorotçu’nun kızı.

“Dönme Hatçe”, köyün çocuklarına iyi kalpli bir nine olup, gençlere temiz bir sevda olarak miras kalmıştır.

Bütün o yaşanan acılara Dönme Hatçe, evlatları, torunları, asra yaklaşan ömrü ile bir mutluluk molası yaşatmıştır.

Bu yüzden yıllar yıllar sonra o meydana çay içmeye gelenlerin gözleri mübadele heykelindeki erkekten çok çocuğa ve kadına takılır.

Bir müddet yerlerine mıhlanırlar, o çökük omuzların acı ile önüne bakan gözlerin gizemini çözmeye çalışırlar.

Kaybettiklerinin nasıl dağlar kadar büyük olduğunu anlarlar.

Şimdiki zamana uygulayamaz o yaşanmış kederleri, yine de çoğu.

Günümüz göçmenlerinin da aynı acılarla uykularının bölündüğünü, küçücük çocukların arkalarında bıraktıkları zeytin ağaçlarını, sınıflarındaki sıra arkadaşlarını, ağıldaki koyunlarını, köylerinin ovaya bakan manzarasını nasıl özlediklerini.

Sabah yabancı bir şehirde metroda kendilerine nefretle bakan insanların gözlerinden kaçmak için nereye saklanmaları gerektiğini bilemeyen çocukların hüzünlerini, o heykeli çözümlemeye çalışanlar asla anlayamıyorlar işte.

Taziye: Milli Görüş’ün öncülerinden Oğuzhan Asiltürk, Hakk’a kavuştu; kendisine Rabbimizden rahmet, ailesine, sevenlerine, camiamıza başsağlığı diliyorum.