Başbakan Davutoğlu, Süleymaniye Camii nde düzenlenen
Medeniyetimiz Mimarı, Sinan ı Anlamak isimli programda konuşmuş. Davutoğlu,
İstanbul un silüetini korumak konusunda herkesin bir muhasebe yapması
gerektiğini belirtmiş. Bir vatandaş söylese sorun yok ama sorumluluk
noktasındaki bir idareci söylediğinde biraz işler karışıyor.
Bu muhasebeyi bütün bir toplum olarak yapmamız gerek
muhakkak, ancak ilk sıraya sorumluluk noktasındakileri, yani yerel ve merkezi
idarecileri yazmak gerekmiyor mu Özellikle de uzun bir zamandan beri
İstanbul u yönetenlerin, toplumu bir muhasebeye çağırmadan önce bu muhasebeyi
en acil tarafından yapması gerekmez miydi
Davutoğlu, çok güzel söylemiş aslında: Eğer bir gemi ile
İstanbul a yaklaşıyorsanız bir tarafta Süleymaniye, diğer tarafta da Gökkafes
adı verilen bir ucube yan yana durduğunda biz Mimar Sinan dan hiç mi ders
almamışız diye insan kahroluyor. Gökkafes, Özal döneminden miras bir
kepazelik numunesi olarak inatla yükseliyor hala. Davutoğlu bunda haklı, ancak
Mimar Sinan dan hiç ders almadığımızı söylemek için mevcut siyasi iktidar
döneminde girişilen konut projelerine de bakmak gerekiyor sanki. Bilhassa
TOKİ nin kimliksiz ve kişiliksiz, hiçbir estetiği ve özelliği olmayan kibrit
kutularını da bu sınıfta görmek gerekiyor. Öte taraftan, devlet destekli
müteahhit projelerinin saçma sapanlığı, yapaylığı, şehirlerimize uymayan
taraflarını da konuşmak gerek.
Davutoğlu devam ediyor: Tarihi yarımadaya şirk koşan, o
yarımadayı tahakküm eden ne eser varsa bu şehre ihanettir. Aynı şeyi
Zeytinburnu kuleleri için de söylerim, başka şeyler için de. Hep beraber Mimar
Sinan ın huzurunda bütün yerel yönetimlere, başta Çevre ve Şehircilik Bakanı
olmak üzere bütün bakanlara talimatımız bundan sonra bu şehre hançer gibi saplanan
hiçbir eser yapılmayacak.
Çok güzel söylüyor, işin içine Zeytinburnu ndaki 16-9
kulelerini de katıyor. Hakkında fazla katlarının yıkılması için mahkeme kararı
olan 16-9 kulelerini yani Aslında Sayın Başbakan, kendi partisinin
belediyesine, neden mahkeme kararını uygulayıp fazlalıkları yıkmıyorsun diye
hesap sorma, gerekli talimatları verse bundan şikayet etmesine bile gerek
kalmayacak. Yerel yönetimlere, Mimar Sinan ın huzurunda hançer gibi saplanan
eser yapılmayacak talimatına önce bu emirle başlasa gerçekten inandırıcı
olabilir. Hem de hukukun gereğinin yapılmasına vesile olur. İşte o zaman, bu
şehirle ilgili sözlerinin halis olduğuna dair şüphe duyacak kimse kalmaz.
Sayın Başbakan, Mimar Sinan dan bu derece utanıyorsa,
TOKİ ye hem işlevsel hem de estetik binalar üretmesi emrini de verebilir
pekala. Ayrıca, kentsel dönüşüm adı altında yeni ve lüks gettolar oluşması
yerine, şehrin tarihi, kültürel kimlik ve dokusuna uygun eserlerin
üretilmesine de önayak olur belki. Ve en önemlisi, kentsel dönüşüm denen
şeyin bu ülke insanının menfaatlerini öne alarak gerçekleşmesini sağlar.
Şu anda uygulanan kentsel dönüşümün vatandaşa faydası mı
zararı mı olduğu tartışmalıdır çünkü. İnşaat firmalarını, müteahhitleri
önceleyen bir anlayışla şehrin merkezindeki vatandaşın çevreye sürülmesi ve
merkezdeki pahalı arsaların müteahhitlere devri yaşanıyor halihazırda. Merkeze
yapılan lüks konutlara ise zenginler ve yabancılar yerleşiyor. Yapılan bu yeni
ve lüks konutların, sitelerin, rezidansların İstanbul un tarihi kimliğine
hiçbir şey katmadığını da eklemek gerek. Yabancıya satış diyerek inşaat
firmalarının ihya edilmesi, öte taraftan ise sürekli yükselen fiyatlar ve
kiralarla vatandaşın mağdur edilmesi Yaşanan budur. Keşke sayın Başbakan
bunları da dile getirseydi.
Bu şehrin sakinleri olarak Mimar Sinan dan utanmalıyız
elbette. Ancak Sayın Başbakanın İstanbul ve genelde de medeniyetimizin
şehirlerine ilişkin kaygıları, öncelikle kendi iktidarlarının yanlış ve rantı
önceleyen şehirleşme politikalarıyla besleniyor, bunu da belirtelim.