EŞYALAR kullanıma müsait olabilmek için nasıl belli bir
mekâna yaslanmak zorunda ise kelimeler de herkesin zihninde yerleştirdiği yerle
kaim olurlar. Bütün şeyler kelimedir, ama zihnimiz onları araçsallaştırıp
kullanıma elverişli hale getirir. Malum olduğu üzere eşya kelimesi şey
kelimesinden neşet eden çoğul bir kelimedir ve şeyler demektir. Sözcüklerle
ilişkimiz eşya ile ilişkimiz gibidir. Onları bir yerden başka bir yere yerleştirir.
Bazen kırıp döker kimi zaman biriktirip yığınak yaparız. Evimizdeki her bir
eşya mutluluğa dair kurduğumuz cümleyi teşkil eden kelimelerden oluşur. İhtiyaç
fazlası bir eşya, aynı zamanda cümlenin anlamını bozan ya da yoran bir sözcük
kabul edilebilir. Günlük hayata düşen kelimeleri belli bir dil ve gönül
tesviyesinden geçirerek mutluluğumuzu anlamlı hale getirebiliriz. Haydi, o
zaman.
Su: Üzerinde hiç düşünmediğimiz, düşündükçe
katılaşacağını sandığımız sıvı.
Abdest: Eşyaya değme şartı. Eşyadan su yoluyla arınma.
Namaz: Onun uğradığı yerlere modern zamanların sözü
geçmez. Modernizmin hükmedemediği zaman mekân kardeşliği.
Kısa Film: Ömrümüz ve apansız geçen hayatımız.
Şiddet: Yumruklamaya duvar bulamayanların sık sık
başvurduğu, hiddetin ağabeyi.
Kültür ve Turizm: Biri yoksa diğerini verelim.
Gençlik ve Spor: Yaşlılık ve Stop un zıttı olmalı.
Talim ve Terbiye: Açlıkla, susuzlukla ve uykusuzlukla
terbiye etme biçimi.
Sigara: Ormanların yandığı bir dünyada tutunacak tek dal.
Cami: İçine kapanık, dışına açık.
Yeni Devir: Gündüz görülen hayale sığmayan rüya.
İsmail Kıllıoğlu: Felsefe bahçesine edebiyat çitleri
çeken münzevi adam. Sussanız duyar.
Ali Haydar Haksal: Adı samimiyet ve sorumluluğun özeti
hikâyecimiz.
Hikâye: Zamanın ayak izlerini hissettiğimiz okunaklı
satıh. Yeryüzü nefesimizin kalbimize akseden sesi.
Çocuk: Âdem (a.s) ın serçe parmağı, Havva annemizin düş
gölgesi.
Köy: Orada uzaklarda bıraktığımız. Yıpranmasın diye
ismini semtimize taktığımız; Alibeyköy gibi
Kazan: Kaldıramadığımızdan içinde haşlanmaya razı
olduğumuz ömür törpüsü.
Kastamonu: Anadolu desenli gömleğin şehre inmesi. Fötr
şapkanın takke ve sarıkla ile ayaküstü sohbeti.
Çikolata: Huzurun yerini alsın diye uydurulan avutucu
çeşni.
Peki: İpek dokunuşlu en anlayışlı sözcük. Hesap sormaz,
boyun eğer; yumruk yapmaz, el uzatır.