AŞEVLERİNDEN BELLİ OLUR İLÇELERİMİZ

Şu şunu yapsın, bu bunu yapsın, Körfez ülkelerinden para aksın, Kılıçdaroğlu uzaktan baksın ve benzeri emir kipli cümlelerden başka konusu olmayan iktidar medyasının müseccel elemanlarına bir sorumuz olacak:

“Muhalefetten ne istiyorsunuz?”

İkibinli yılları seçim kazanmakla geçirmiş ve son kazandığı seçimin kırkı ancak çıkmışken, yazılacak hiçbir şeyini bulamıyor musunuz, taraftarı olduğunuz bir iktidarın?

Muhalefetten yeni dizayn isteyenler, neden iktidardan isteyemiyorlar, hem ekonomik, hem yeni olacak buluşları mesela?

2020 yılının Ekim ayında “Askıda ekmek” fikriyle, yahut icatçıların ifadesiyle yazarsak, geleneğiyle, “Ekonomik durumu yetersiz ve fakirlik içinde olan insanlara” çare bulan Cumhur İttifakı’nın diğer partisi MHP’nin seçim başarısı ortada iken, bugün benzer buluşlara yönelinmemesini, illa muhalefetin mi tenkit etmesi gerek?

İktidarcı kalemler, dış seyahatler ötesinde, ülke içinde de güzel işlerin başarıldığını neden yazmıyorlar? Ya da bu görevi sadece Yavuz Donat ustalarına bırakıyorlar?

“İyilik Gemisi Türk Kızılay yeni ufuklara yelken açıyor” diyerek yazmasa (27 Temmuz 2023 – Perşembe – Sabah) bizim de haberimiz olmayacaktı.

Gerçi o, usta gazeteciliğin gereği, devir alan yönetimi, “Türk Kızılay... Bizim Kızılay’ımız” diyerek sahiplendirme maksatlı başlamış olsa da...

Fakat sonraki itirafı daha önemli. “Dün, bazı yöneticilerin hataları oldu. Eleştirildi.”

Dün, dünde kalsın. İlerlemesine, yükselmesine destek olmalıyız. Gibi öğütlerinden sonra, övünülecek bilgiler veriyor Sayın Donat, Kızılay’ımızdan. Bir ara düşen desteğin artışa geçmesini, kan bağışında hiç aksama, eksilme olmamasını da not ediyor.

“Büyük Değişim” dediği bir bölüm var Sayın Donat’ın Kızılay tanıtımı yazasında.

Muhalefetten ne istiyorsunuz? Diye sorduğumuz basın elemanları da yazmalı bu başarıları. Mademki, en iyi bilen yine seçildi ve seçimi bir daha kazandı.

Sayın Donat alt alta yazmış.

“Türkiye’nin 973 ilçesi var... Hedef...

Her ilçede bir Kızılay aşevi...

İhtiyaç sahiplerine sıcak yemek.

Kızılay’ın Büyük Değişim Projesi.”

“Askıda ekmek” günlerinde “Nerde bizim Kızılay’ımız?” diye sormayan muhalefet, “Bazı yöneticilerin hataları oldu”ğunu, Sayın Donat yazdığı için henüz öğrenen muhalefet, “Her ilçede bir Kızılay aşevi–Sıcak yemek” projesini biz düşünüyorduk, biz gerçekleştirecektik; iktidar öne geçti” mi demelidir bugün?

Muhalefetten bunu mi istiyorsunuz?

İktidardan istemeyenler, görevlerini eksik yapanlardır. İktidar icraatlarında Sayın Donat benzeri yazı konuları bulamasalar da muhalefeti değil, hep iktidarı yazmalılar. Bunu biz değil, yönetimini, iktidarın birçok atanmışının yıllardır örnek aldığı İsmet Paşa söylüyor. Tanık gazetecinin ağzından aktaralım.

1950 yenilgisi sonrasındaki bir gün, dediler ki: İsmet Paşa, Ulus gazetesini ziyaret edecek. Yazı işlerinde bir telaş. Herkesi uyarıyorlar: Gidin partiye üye olan. Paşa’mız sorarsa, sevinsin!

Biz iki arkadaş gitmedik diyor anlatıcı. İsmet Paşa geldi. Hoşbeşten sonra sordu: Arkadaşlar partimize üye mi? Yönetici kuvvetli bir evet efendimin ardından bizi işaret etti. Bizde olmadığımızı söyledik.

Herkes ortamın gerilmesini beklerken, İsmet Paşa, “Ne güzel” demesin mi? Sizin üye olmamanız ne güzel. Arkadaşlarınız üye oldukları için partimizi tenkit edemezler. Fakat sizler rahatça bizim eksikliklerimizi, hatalarımızı yazabilirsiniz. Böylece bize yol göstermiş olursunuz!”

İlk 14 Mayıs’tan sonraki bu yaşanmışlığa, ikinci 14 Mayıs’tan sonra bir paralellik olur mu, oluşturulur mu?

Neden iktidardan isteyemiyorlar, diye sorarken kastettiğimiz bu durumdur. Bir Yavuz donat olmasa ne olacaktı?

Kimin haberi olacaktı, tüm ilçelerimizin bacası tüten aşevlerinden?

KUTUP AYILARI NEDEN BEYAZ*

“Siyaset güzel şey. En azından memleketiniz için kafa yormaktasınız. Lakin son yıllarda o kadar çirkin ve o kadar süfli bir hal aldı ki, siyaset nefrete dönüştü.

İftira, yalan, tehdit, şantaj, hata ihanetle donandı. Bereket, hâlâ temiz kalmış kısımlar var.”

Bu satırları da iktidarın usta kalemlerinden Rauf Tamer yazmış; Posta gazetesine, 26 Temmuz 2023 Çarşamba günü, “Mal Ortada” başlığıyla.

Mal diyor beğenmediklerine, daha doğrusu muhalif bildiklerine; “Elimizdeki malzeme bu” diyor, Sayın Rauf Tamer.

Siyasetin son yıllarından müşteki olurken diyor bunları. Neden acaba? Son yıllarda farklı olan ne; belirsiz bıraktığı ve fakat mukayese ettiği ilk yıllardan? Geçen asrı anlatmış olamaz herhalde. Olsa olsa, iktidarın yirmi küsur sene önceki halini akıllara düşürüyordur.

İlk ve son yılların arası niçin bu kadar açıldı? İlk yıllarda da, son yıllarda da kazananlar belli ve aynı isimler, partiler olduğuna göre.

“İftira, yalan, tehdit, şantaj, hatta ihanet” nerede üredi, boy attı, taraftar buldu? Türkiye Cumhuriyeti’nin yasalarını uygulayan kurumlar, görevlerini yapmadılar mı?

Sayın Tamer’in bir işi de kovalamakmış. “Memleketine ve devletine düşman insanlar, siyasette yer bulduğu sürece, biz onları kovalayacağız..”

Birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz şu günlerde... Diye uzatmamış Sayın Tamer, ama anlaşılıyor görevinin kutsallığı. Hem erkeklik, mertlik, yiğitlik gösterisi de var. “Kaçacakları yere kadar.”

Kaçmak sinmek, korkmak, kamufle olmak, saklanmak fiillerini de kucakladığından icabında, Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın “Giderlerse gitsinler” anlatımıyla ilişkilendirilmemeli Sayın Tamer’in niyeti. O hem “Kaçacakları” diyor açık açık; “Gidecekleri” demiyor.

“Bereket, hâlâ temiz kalmış kısımlar var.”

Sayın Tamer’in ülkemizi, memleketimizi, vatanımızı, Türkiye’mizi anlatırken sevindiği yerlerin (hâlâ) olduğunu veya kaldığını da anlatması böyle.

Siz kimlerdensiniz?

Biz, Altay’lardan gelen erlerdeniz. Tanrı dağlarından, Ergenekon’dan...

Yok yok öyle değil? Hangi kısımlardan sınız diye soracaktık.

Temiz kalmış kısımlardanız!

Bilmem, yanlış mı hatırlıyorum. 70’li yıllarda Tercüman Gazetesi’nde yazdığını sandığım, Rauf Tamer üretimi bir fıkra var aklımda. “Hâlâ temiz kalmış kısımlar var” cümlesi çağrıştırdı.

Batı ülkelerine tahsile gitmiş bir çocuğumuz, sosyetemize mensup bir ailenin çocuğu, dönüp geldiğinde evinde bir parti düzenlenir. Önceki arkadaşları, sonra arkadaş olacakları hep davetlidir. Güler, eğlenir herkes.

Evin büyük annesi eğlenenlere ve kendi torununa bakar, bakar sonra gider bir soru sorar, kenara çektiği ciğer paresine...

Kadıncağızın merakı, Sayın Rauf Tamer’in “Hâlâ temiz kalmış” anlatımındaki acılığı ve iç yanmasını içerir.(O kısım ve orası paralelliği kurulmasın lütfen.)

“Hâlâ sünnetlisin değil mi?”

Bir iktidar yazarının yazdıklarını “Malzeme” bilerek emek verdiğimiz bu satırlara “Memleketimden yazar manzaraları” başlığını koymamız hoş görülsün.

Lakin Sayın Tamer’in bahis mevzuu yazısının son cümlelerini de okumalı herkes.

Hasretini yazmış; memnuniyetinizi dostlarınıza bildirin hesabı.

Deprem bölgesindeki bir ‘’Halay’’da bir Rauf Tamer görürseniz, sebebini işte buradan biliniz...

‘’Kutuplaşmaymış, iyi ki öyle.

Yoksa birileriyle aynı kutupta yaşamak ne büyük eziyet olurdu.’’  

*İsmet Özel ‘’Milli Şef’in treni neden beyaz’’ diye sormuştu.