Dünkü yazıma olumlu eleştiriler aldım.

Bir okuyucum ise neden Kur’an, cariyeliği kaldırmadı diye sordu.

Devir, dünyanın her yanında işçi sınıfının olmadığı zamanlar.

Tarlalar kazılacak, ekinler ekilecek, odunlar kırılacak, ev içi temizlikler derken dünyanın her yanında esirler, köleler, cariyeler; işçi sınıfı olarak bu işleri görmekte idiler.

Bugün bütün fabrikaları kapatıp işi robotlara bırakalım diyemiyorsak, o zaman da bu sınıfların kaldırılması kademeli olarak gerçekleşti.

O dönemde onbeş yirmileri bulan kadınlarla evliliklere bir kademe getirilip, dörde kadar sınırlandırıldı.

Fuhuş bataklığını kurutmak, toplumu irinden arındırmak için, yeter ki zina etmeyin dörde kadar evlenebilirsiniz dendi.

Fakat adaleti sağlayamayacağınız için, tek eşte hayır vardır, ilkesi dikte edildi.

Mehmet Akif de, Köse İmam şiiri ile 2. eşe olan mesafesini açıklar.

Üstad Akif, baba dostu imamı ziyaretinde, gelen bir kadının çaresizliğini ve aydın bir din adamının tavrını şiire yansıtır.

Kadın kocasından feci bir dayak yemiştir.

Sebebi kadının üzerine kuma getirilmesini istememesidir.

Üç çocuklu, emzikli, çaresiz, tek başına kadına, boşama tehdidi, dayak.

Köse imam kocasını, bekçiyle çağırtır.

Hoca ile cahil, kaba, edepsiz koca tartışır.

Neden dövdün der.

"Edemem, üstüme evlenme!" dedi, dörde kadar evlenir erkek, demeye kalmadan başladı şirretliğe... “Kızmaz mı kafam?”

Köse İmam cahil ve şedit kocaya nasihat eder. Edepsiz koca ise yaptığı yanlışları İslâm’a mal etmeye çalışır.

Adam, dinin, dört kadın almaya cevaz verdiğini söyler. Kulaktan dolma bilginin verdiği cehalet içindeki kocaya, hoca kızar; “Bu kimin harcı, a sersem, hele bir kerre düşün! Tek kadın çok sana emsal olan erkekler için. Hani servet? Hani sıhhat? Ne ararsan mefkuud; Tam takır bir kese var ortada, bir sıska vüciid! Sen dua et ki ‘şeriat’ demiyor evde karın! Yoksa boynunda bugün zorca gezerdin yuların” derken senin anlamadığın şeriat demekte ki; karın evde iş yapmaya, çocuğunu bakmaya zorunlu değil, çamaşır, tahta, yemek, ateş yakmak onun değil senin işin şer’an.

Köse imam, neredeyse kimilerine nikâh kıymaktan kaçmak istediğini zira sonunda ayrılık, hırgür olacağını bildiğini anlatır.

Değil iki kadın böyle kaba, bencil, cahil adamlara tek eşi çok gören Akif, başka şiirlerinde de bu konuya değinir.

O, anneciklere yüreği parçalanan bir şairdir.

Mehmet Akif, evliliği iyi gitmemesine rağmen, eşinin maddi ve ruhsal hastalığına karşın beş çocuğunun bakımını çoğu zaman kendisi yapmış, eşi İsmet Hanım’ın üzerine ikinci kez evlenmemiştir.

Akif’in can dostu ünlü İslam mütefekkiri Babanzade Ahmet Naim, çocuğu olmamasına karşın eşi üzerine evlenmemiştir.

Osman Yüksel Serdengeçti de, evladı olmamasına rağmen, eşi üzerine evlenmemiştir.

Sanırım bu konuda en büyük ironiyi, Erzurum mebusu Yeşilzâde Mehmet Salih Efendi yapmış.

Ulemadan Salih Efendi’nin "Taadüd-i Zevcat" ve  "Mecburi İzdivaç"a dair hazırladığı kanun teklifleri tartışılır, kanunlaşmaz. Bu konuda makaleler yazar ancak kendi evliliğinde çok sevdiği eşi üzerine evlenmez. Sadece 12 yıl evli kaldığı eşini kaybettiğinde de evlenmez, tek kızını büyütür, evlendirir, evladının 32 yaşında vefatı onu ciddi biçimde sarsar.

Mahmut Efendi, 25 sene felçli olarak yaşayan eşinin bakımını yapar fakat üzerine evlenmez.

Hz. Ali de, bölgesinin çok evlilik geleneğine uyup eşi Hz. Fatıma’nın üzerine evlenmek istemiş fakat peygamberimiz izin vermemiş, “Kızımı üzen, beni de üzer” demiştir.

Böylece bu konuda, en fazla kız babalarının üzüleceğini anlatmıştır.