Siyasi iktidarın eylem ve söylemlerini tenkit etmenin

vatana kast etmek olarak değerlendirildiği bir garip dönemdeyiz. Türkiye, hem

içeride hem de dışarıda fazlasıyla netameli ve sıkıntılı bir vaziyetteyken,

yapılan yanlışların söylenmesi, nedendir bilinmez, neredeyse hain likle

eşdeğer tutuluyor. Halbuki bugüne kadar yapılmış olan eleştirilere samimiyetle

kulak verilse, gerekli dersler çıkarılsaydı bugünkü durumdan daha iyi bir halde

olacaktık evelallah.

Çözüm süreci sürerken, terörle müzakere değil mücadele

edilir şeklinde eleştiriler getiren herkesi en ağır yaftalarla etiketlemekten

çekinmeyenler, bugün o eleştiriler doğrultusunda hareket etmiyor mu 5 sene

önce yapılan uyarılara kulak verilseydi, bugünkü sıkıntılı durumun olmayacağı

açık değil mi

Yine çözüm süreci devam ederken, meseleyi ısrarla terör

sorunu değil de Kürt sorunu diye niteleme yanlışına giren siyasi iktidar,

bu iş silahla çözülmez diye tutturmuştu. Bugün gelinen noktada ise yine

kendisine yöneltilen eleştiriler doğrultusunda hareket ediyor. Bunun adı doğru

yolu bulmak değil. Doğru, zamanında yapılırsa anlam taşıyor. Buna olsa olsa

treni kaçırmak denebilir.

Hiçbir görüşü ve eleştiriyi dikkate almamanın neticesi

olarak sıfır komşu , bolca düşman önümüzde duruyor artık. Bu bolca düşman

olmasını, 7 düvel Türkiye ye karşı diye yorumlayanlara hatırlatmalı; önceki

dönemlerde de dış mihraklar , dış güçler aralıksız olarak Türkiye aleyhine

çalışıyorlardı. Bu döneme has bir şey değil ki bu!

1 Mart tezkeresini hatırlayalım. Yapılan onca uyarıya,

eleştiriye rağmen ısrar edildi ve Allah ın bir lütfu olarak ABD işgaline destek

tezkeresi çıkmadı. Aradan geçen 13 yıla ve Irak işgalinin vahim sonuçları

ortada olmasına rağmen bugün yapılan açıklamalara bakınca ders alınmadığını

görüyoruz yine. ABD işgaline keşke destek olsaymışız! Özal ın Körfez Savaşı ndaki

meşhur 1 koyup 3 alacağız sözünü de bilmiyorlar herhalde.

Suriye meselesinde baştan beri siyasi iktidara yol

gösteren uyarılar ve eleştiriler vardı. Bu meselenin Batı yı, ABD yi bu işe

bulaştırmadan çözülmesi gerektiği söyleniyordu. Ne yapıldı Suriye deki iç

savaş körüklendi, Ortadoğu da yeni bir kaos adası oluşmuş oldu. Ortadoğu da tek

bir taşın oynamasının bütün bir bölgeyi ve İslam alemini yangın yerine

çevireceği uyarıları dikkate bile alınmadı. Sonuç ortada.

Bugün de Suriye meselesi kişisel bir Esad düşmanlığı

üzerinden değerlendiriliyor. 5 sene önce kardeşim denen bu adam, o zaman da

diktatördü. Hatta babası da diktatör değil miydi bunun Bugün Suriye ye üşüşen

dünyanın bütün emperyalistleri, zannediyor musunuz ki Esad vs derdindeler!

Mesele, çok daha girift ve derin bir hal almışken bunu bile kavrayamıyoruz.

Bugün dost dediğimiz ülkelere laf anlatma telaşında

değil miyiz Kim o dost dediğimiz ülke ABD. ABD ye bu kadar angaje

olunmaması, mevcut ABD üslerinin kapatılması ve dengeli bir siyaset güdülmesi

eleştirilerine hiç kulak asan oldu mu ABD ye o denli kendimizi kaptırdık ki,

stratejik ortak , model ortak , ebedi müttefik olduğumuzu anlattık gururla!

Yetmedi, daha birkaç ay önce ABD yle ortak çıkarlara sahibiz bile diyebildik.

Bir emperyalistle, bir işgalciyle nasıl oluyor da aynı çıkarlara sahip

olabiliyoruz, cevap veren olmadı.

Bugün de niye YPG ye terörist demiyorsun , neden beni

YPG ye tercih etmiyorsun   diye

sızlanıyoruz. İşin vahim tarafı, Türkiye nin terörist bir örgüte karşı ABD gibi

yılların terör destekçisi ülkeden medet ummasıdır. Dost edinilen, müttefik

sayılan ülke ABD iken, bu sonuç da normaldir. 

Türkiye nin bugünkü zaafı, devlet olma bilincini

yitirmesi, diplomasi ve dış siyaseti kişisel ve duygusal düzeye indirgeyip

gücüyle orantısız hayallerin peşinde koşmasıdır. İşin acayip tarafı, bu

hayallerini de dost bellediği ülkelerle yaslanarak gerçekleştireceğine

inanmasıdır. Geldiğimiz noktada, müttefik saydığımız Suud bile Esad ı değil,

IŞİD i hedef alacağız demektedir. Yapılan uyarıları kulak ardı edip dost

diye ABD nin peşinde gitmeye devam ettikçe bunları daha çok görürüz. Mecbur

muyuz yahu  ABD ye