Verilen bir haberde, İslami bilimler alanında uzmanlığı olan birinin; ABD Başkanı’nın bazı Arap yönetimlerini ziyareti, “cizye toplama” şeklinde nitelendirildiği bildirildi. Haberin kaynağını ve nitelendirmeyi yapan kimsenin adını, ne yazık kaydetme imkânı bulamadım. Bir önceki yazıda “mandat” kavramı üzerinde durmuş, bir süredir kullanımdan kaldırılmış olsa bile, uygulamaların aynı mahiyette sürdürüldüğüne işaret edilmişti. “Cizye toplama” nitelendirmesi, bir bakıma, “manda devlet” sorununun tartışılması gereğinin bir başka açıdan ifade edilmesi olarak düşünülebilir.
“Cizye” İslam hukukunun bir kavramı ve kurumudur ve Müslüman olmayan, ama kabul edilmiş bir inanca mensup olanların yükümlü kılındığı bir vergi türüdür. Daha geniş bilgi hukuk kaynaklarından elde edilebilir ve gerek duyulacak tartışmalar yapılabilir.
ABD Başkanı’nın bazı Arap yönetimlerini ziyaret sürecinde yaptığı ticari anlaşmaları, “cizye toplama” şeklinde nitelendirme, aradaki ilişkiyi bir açıdan belirleme olarak görülebilirse de, ilişkinin içeriğini tam olarak tanımlamada yeterli görülemez. Hatta hâlihazırdaki ilişkinin dayandığı konumu doğru bir şekilde tespit edebilme imkânını ortadan kaldırıcı sayılmasa da, önemli ölçüde gölgeleyici bir niteliğe bürünebilir. Hukukun ve belli bir hukuk kuralının doğru olarak geçerlilik ve uygulama imkânı kazanabilmesinin vazgeçilmez şartı, “hukuki olay”ın da doğru tespit edilmesidir. “Cizye toplama” nitelendirmesinde “hukuki olay”ın doğru tespit edilmesi bir sorun olarak hemen kendini göstermektedir. Çünkü söz konusu Arap yönetimlerinin gerçek statüsü, varlık şartları bütünüyle ayrı bir konum oluşturmaktadır. Kullanımdan bilinçli olarak kaldırılan “manda devlet”, içerik ve uygulama gerçekliği olarak anlamını sürdürmektedir. “Manda devlet” sistemi, koloni sisteminin “emperyal” sisteme geçiş sürecinde oluşturulmuş ve uygulamaya konulmuş bir kurumdu. Uygulamalar ve farklı düzlemde ortaya çıkan gelişmelere bakılarak, emperyal sistemin, en azından kendine belli bir çeki düzen verdiği, geçmiş yüzyıllardaki anlayış ve uygulamaları terk ettiği yolunda bir algı doğurduğu ileri sürülmektedir. Ne var ki, araçların değiştirilip çeşitlendirilmesi, var olan ve uygulamada sürdürülen amacın/amaçların da benzer değişime uğradığı sonucuna vardırmamıştır.
Sömürgeci politikanın bir gereği olarak manda sistemini ifade eden “mandater devlet”, yani egemen güç hâlâ hâkim konumunu korumaktadır. Başta Ortadoğu’nun Arap yönetimleri olmak üzere, Afrika’da, Uzak Doğu’da, sayıları azalmış görünse bile, sömürgeci politikalar varlığını, etkisini, yıkıcı niteliğini sürdürmektedir.
Bu bağlamda, özellikle halkı Müslüman ülkelerin ve halklarının, başlarında bulunan iktidarları ortadan kaldırıcı niyet, karar, girişim ve çaba içinde olmaları, dünden daha fazla bir zorunluluktur. Varlıklarını, onurlarını, maddi ve manevi değerlerini, barış ve huzurlarını, kalkınma ve refahlarını, güvenlik ve adalet içinde yaşamalarını sağlayabilmelerinin ön ve zorunlu şartı, başlarındaki “manda devlet” yönetimlerini yıkmalarına bağlıdır.