Reklamı Kapat

Hicret yurdu olarak Medine’nin seçilmesinin hikmetleri

Bugün 1 Muharrem 1443. Muharrem ayının ve hicri yeni yılın ilk günü. Bu gün itibarı ile 1442 hicri yılından çıkıp, 1443’üncü hicri yıla girmiş bulunmaktayız. Yani ömrümüzden bir yıl daha geçmiş bulunmaktadır. Rabbim, İslam yolunda harcayacağımız daha nice yıllara -sağlık, sıhhat ve iman selameti içerisinde- kavuşmayı cümlemize nasip eylesin. Allah Teâlâ’nın Medine’yi hicret yurdu ve davet (devlet) merkezi olarak seçmesinde buranın halkına olan ikramı dışında Allah Teâlâ’dan başka kimsenin bilmediği çok sayıda hikmet bulunmaktadır.

Medine-i Münevvere, Arap Yarımadası’nın batısında Hicaz bölgesinde Kızıldeniz kıyısına yaklaşık 130 km. uzaklıkta, Mekke-i Mükerreme’nin 350 km. kadar kuzeyinde yer alır. O dönem burası, savaş bakımından doğal koruma alanları ile diğer şehirlerden ayrılırdı. Arap Yarımadası’nda o devirde Medine’nin bu özelliklerine yakın hiçbir şehir bu hususta onunla yarışmamaktaydı. Doğusunda Vâkım harresi (volkanik lav akıntısı), batısını Vebere harresi kuşatıyordu. Bu bölgeler sivri volkanik kayalar, taşlarla kaplı olması sebebiyle askeri bir operasyonun icra edilmesine izin vermiyordu. İbn Kesîr’in verdiği bilgiye göre 19 (640) yılında ve Hz. Osman zamanındaki lav püskürtmeleriyle 654’te (1256) “Hicaz ateşi” olarak tarihe geçen volkanik faaliyetler, Medine ve çevresindeki bu volkanik etkinliklerin o dönemde henüz tam olarak sona ermediğini gösterir.

Medine’nin güney tarafı ise, sık hurma ağaçlarıyla çevriliydi. Dar yolların dışında ulaşım alanı yoktu. Askerlerin o yollardan düzenli bir şekilde geçmesi ve askerî saf düzeni alması mümkün değildi. Oraya yerleştirilecek çok küçük bir kaç askerî müfreze, düzenli büyük bir orduyu bozguna uğratmaya ve ilerlemesini engellemeye yeterliydi. İbni İshak şöyle diyor: “Medine’nin içi evler ve hurmalıklarla sarılmıştı. Düşmanın oradan geçmesine imkân yoktu.”(1)

Medine’nin kuzey tarafı tek açık olan taraftı. Nitekim Resûlullah (s.a.v.) Hicret’in beşinci yılında, Ahzab (Hendek) Gazvesi’nde hendekle koruduğu taraftır. Belki de Hz. Peygamberin (s.a.v.) Hicret’ten önce ashabına söylediği şu söz de Medine’nin seçilmesindeki bu ilahî hikmete işaret etmektedir: “Hicret diyarınız bana rüyada gösterildi. Hurmalıklar sahibi ve iki harre arasındadır.” Bunun üzerine hicret etmek isteyenler Medine tarafına hicret ettiler ve hicret edip Habeşistan’da olanların tamamı Medine’ye hicret etmek üzere yola koyuldular.

Hicret yurdu olarak Medine-i Münevvere’nin seçilmesinin bir diğer hikmeti de Medine’de yaşayan iki Arap kabilesi olan Evs ve Hazrec’in bizzat kendileridir. Zira Medine ahalisi olan Evs ve Hazrec kabileleri; kahramanlık, izzet-i nefis, binicilik, kuvvet ve cesaret ehli idiler. Hürriyete alışmış, hiç kimseye boyun eğmemiş ve hiçbir kabileye veya hükümete vergi veya haraç vermemişlerdi. İbni Haldun şöyle diyor: “Bu her iki kabile eskiden beri Yesrib’e (Medine’ye) galip olmuşlardır. Orada iftihar, kuvvet ve izzet onlarla tanıyordu. Mudar kabilelerinden onlara mücavir olanlar onların dinine giriyordu.”

Diğer taraftan Neccaroğulları Hz. Peygamberin (s.a.v.) dayıları idi. Abdulmuttalib’in annesi, Adiy İbni Neccaroğulları kadınlarından biriydi. Haşim, Adiy İbni Neccaroğulları’ndan olan Amr’ın kızı Selma ile evlenmişti. Haşim’den Resûlullahın (s.a.v.) dedesi Abdulmuttalib dünyaya geldi. Haşim, Abdulmuttalib’i Medine’de onun yanında bıraktı. Abdulmuttalib ergenlik çağına yaklaşıncaya kadar annesinin yanında kaldı. Sonra amcası Muttalib onu alıp Mekke’ye getirdi. Arapların sosyal hayatında hısımlığın ve uzaktan olsa bile akrabalığın da büyük bir önemi vardı. Zira Araplar akrabalık ilişkilerinin korunmasına çok önem verirlerdi. Resûlullah (s.a.v.) Medine’ye hicret edince Medineliler ona yardım ettiler, bütün Müslümanlara kucak açtılar. Muhacir ve Ensar topluluğu İslam sancağı altında bir araya gelip tek vücut gibi oldular. Oysa cahiliye döneminde her ikisi arasında birbirine karşı üstünlük kurma ve hükmetme yarışı vardı. Ancak İslam onlar arasında öyle sıkı bir kardeşlik bağı oluşturdu ki artık şeytan cahiliye alışkanlığı ile; “Ben filanca kabiledenim” gibi fitneler sokmak için kalplerine giden hiçbir yol bulamadı.

Bütün bunlardan ötürü, Resûlullah (s.a.v.) ile ashabının oraya hicreti ve orayı yurt edinmeleri için Medine en uygun yer olmuştur. Ta ki, İslam güçlensin, ileriye doğru yol açsın, yarımadayı fethetsin. Sonra da dünyayı fethederek medenileştirsin.(2)

     Hicretin 1443’üncü yılının tüm İslam âlemine hayırlar getirmesini diliyor, tüm Müslümanların yılbaşını tebrik ediyor ve bu kutlu yürüyüşün -tıpkı bandan 1443 sene önce olduğu gibi- Müslümanların gücünün birleşmesine ve tüm cihanı kaplayacak bir İslam devletinin kurulmasına vesile olmasını Yüce Rabbimden niyaz ediyorum.

1) Es-Sire en-Nebeviye, Nedvi, 157

2) El-Esas fis-Sünne, Said Havva, 1/333

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Kasadar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT ve genel af çıkar mı?