Reklamı Kapat

İmam Hatipler, Hacı Veyiszade Mustafa, Arif Ersoy-2

Bu yazı, birinci yazıdaki girizgâh ile birlikte okunmalı… Bu vesileyle Arif Ersoy Hocamızı farklı şekilde anmaya devam ediyoruz… 1946 yılındaki Demokr...

Bu yazı, birinci yazıdaki girizgâh ile birlikte okunmalı…
Bu vesileyle Arif Ersoy Hocamızı farklı şekilde anmaya devam ediyoruz…
1946 yılındaki Demokrat Parti rüzgârıyla rahat bir nefes almış, bu partiye umutla bakmış, yeni medrese diye baktığı imam hatip liselerini açma heyecanıyla çalışmalarına başlamıştır. 1949 yılında hicaza gider, orada yeğeni Ali Ulvi Kurucu’yla karşılaşır. Ali Ulvi Kurucu amcasına memlekette olan biteni sorar. Hacı Veyiszade Mustafa Efendi de bir umut belirdiğini, imam hatip liselerinin açılacağını söyler. Ali Ulvi Kurucu ise, “İlerisi olmayan bir okula kim evladını gönderir ki?” der. Bunun üzerine Hacı Veyiszade Mustafa Efendi, “Haklısın evladım ama Allah, İslam’ın bütün dinlere olan hâkimiyetini göstermeyecek mi, bunu vaat etmiyor mu, Allah’tan daha doğru sözlü kim var ki?” deyince, Ali Ulvi, “Amcacığım memleketimizden haberimiz pek olmuyor, her şey battı, bitti biliyoruz. Bundan dolayı hayret etmiş bulunmaktayım!” der. Hacı Veyiszade Mustafa Efendi ağlayarak, “Batmadı da, bitmedi de elhamdülillah.

O devirler bir kefaret dönemleriydi, borcumuz vardı ödedik. Ödeyebildiğimiz kadarıyla ödedik… Kapı az aralanır gibi oldu, bir ışık gözüküyor. Bir damla ışık, bir sürü yeri ışıtır değil mi? Işıyacak, ışıyacak…” diyerek ümidini ortaya koyar. Daha sonra yeğeni Ali Ulvi’nin koluna girmesiyle Harem-i Şerif’e girer ağlayarak; “Ya selam, ya selam!” der ve dizlerinin üzerine çökerek, “Sana hamd, sana şükür, sana selam Allah’ım! Habibine olsun salatü selam Allah’ım! Halimiz sana arz edem, sana ya selam Allah’ım! Bize ihsan eyle artık sen selam Allah’ım!..» şeklindeki ilticasına devam ederken çok güzel bir yağmur inmeye başlar.

1950’de iktidar değişince halk rahat bir nefes alır. Halk akın akın Hacı Veyiszade Mustafa Efendi’nin yanına varır. Ve sorarlar: “Yıllarca dilsiz şeytanlık yaptık hocam! Bu günahın altından nasıl kalkarız biz?” Hacı Veyiszade Mustafa Efendi cevap verir: “Sadece namaz ve orucun kazası değil, geçmiş yılların da kazası olur. Kaza edeceğiz geçmiş yıllarımızı. Ama nasıl? Daha çok çalışarak, hizmet ederek, binlerce insanımızı yetiştirecek imam hatip mekteplerimizi açarak, kasanızı kesenizi açarak, bu geçmiş yıllarımızın kazasını yapacağız!” der. 1951 yılında çıkan kanunla imam hatip okullarının açılmasına izin çıkmıştı.
Hacı Veyiszade Mustafa Efendi imam hatip okulu inşaatında öyle çalışıyordu ki, Konyalılara müthiş bir örneklik sergiliyordu. Yeri geliyor amele gibi, yeri geliyor bir usta gibiydi.

Böyle inşaatta çalışırken Hacı Veyiszade Mustafa Efendiye, “Hocam, okulda bir derse de siz girseniz!” diye teklifte bulunan idarecilere şu cevabı veriyor: “Evladım, ben bugünler için geldim bu dünyaya, bir değil beş ders okutacağım inşallah. Ama bir müddet bana müsaade edin, yeni binamızı tamamlayalım, ondan sonra başlarız derslerimize. Şimdi derslere başlayacak olursak, sağa sola koşuşturduğumuz için, köy ve kasabaya gidip öğrenci ve yardım topladığımız için, dersleri aksatabiliriz. Herkesin bir tuğlası olsun istiyorum, herkes nasip alsın bu haseneden, hiçbir kimse mahrum kalmasın istiyorum…” der.

Öylesine bir bereketle okul tamama ermiş ve öğrenciler gelmişti ki, iki bin altı yüz (2600) civarında öğrenci kayıt olmuş, yer kıtlığı sebebiyle ancak sekiz yüz (800) talebe ise kayıt olamamış, ağlayarak evlerine gitmişlerdi. Halk, denize akan nehirler gibi özüne akıyordu. İmam hatip okulu Konya’da en çok talebesi olan okul haline gelmişti.

Öğrencileriyle ayrı ayrı ilgilenir, dertleriyle dertlenirdi. Talebeleri için etrafına şöyle derdi: “Bu çocuklar meleklerin kanatlarıyla korunuyorlar. Bu memleketi onlar ileriye götürecekler. Bu milletin sönen, söndürülen kandillerini onlar uyandıracak…”

Bazen kendisini şikâyet eden okul müdürü ve bazı art niyetli kişilere karşı bile hep sevecen olurdu. Bu hususta da şöyle derdi: “Bunlar beni talebe yetiştirmekten uzaklaştırmak istiyorlar, ama ben adam yetiştirme bahçıvanıyım. Bir talebenin yetişmesi için, bin münafığın kahrını çekerim. Bu uğurda yoluma çıkan engellerin kahrını çekerim, hem de seve seve. Bir bahçıvan bir gülü yetiştirirken elleri kan revan olur. Bizler de Gül-i Muhammedîler için bu kahrı çekeceğiz, çare yok bu bahçeye biz bakacağız…” derdi. (DEVAMI VAR.)

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Reşat Nuri Erol - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

01

Serkan - Allah razı olsun Allah’a emanet olun inşallah

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 16 Eylül 18:35


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Covid-19 aşısı bulunursa yaptırır mısınız?