İktidarın Tutumu, Tutu Mu?

Öteden beri “rehin” veya “ipotek” terimi kullanılırdı. Artık bu terimlerin “öz Türkçesi” olan “tutu” kelimesi kullanılır oldu. Biz de bu yazımızda o kelimeyi kullanmayı deneyeceğiz.

İsrail kurulduğundan beri aynı şeni fiilleri işliyordu ama yaklaşık bir aydan beri daha alçakça, daha sapıkça, daha kanlı, daha kapsamlı, daha kudurgan bir şekilde bombardıman ve katliam yapıyor.

Aldıkları mağlubiyetlerle daha da azgınlaştıklarını görmekteyiz. ABD ve Batılı sömürgecilerin de bu azgınlara tam destek verdikleri aşikâr olarak ortaya çıktı.

Batı ve ABD destekli bu katliamlarını da “muharref dinlerinin” bir gereği olarak yaptıklarını ve yapacaklarını artık saklamıyorlar. O gereklere baktığımızda da kanımız donuyor.

Diğer İslam ülkelerinin ne yaptıkları üzerinde durmayacağız. Asıl Türkiye olarak işlenmekte olan bunca savaş suçları ve katliamlar karşısında ne yapılıyor, birkaç cümle ile görüşlerimizi aktaracağız.

Türkiye’nin en etkili ve sonuç alıcı tutumunun, fiilen Müslümanların yanında İsrail’e müdahale etmesi olarak düşünülürse de böyle bir müdahaleyi konumu gereği kimse beklemiyor. Beklemiyoruz. Çünkü savaşa girmenin öncesinde yapılabilecek çok şey var.

Mesela Kürecik tesislerinin kapatılması gibi. İncirlik ve diğer ABD ve ABD’nin kendi malı gibi kullanmakta olduğu üslerin kapatılması gibi. Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan, “Gerekirse kapatırız, tepelerine bineriz, asarız, keseriz” türündeki tribünlere oynayan sözlerini bir tarafa bırakacak olursak, bu üsler ve tesisler konusunda; “ABD azar, NATO kızar, Avrupa bozar” türü mazeretler bir noktaya kadar mazur görülebilir. Çünkü bu üs ve tesislerin açılması ve kapatılması konusunda üye ülkelerin ve Türkiye’nin de tutumu konusunda bazı tutular verdiği düşünülebilir. Bu tür üs ve tesislerin kapatılması Erbakan gibi bir liderin yapabileceği hareketlerdendir.

Şimdi sayacağımız tutumlar konusunda ne diyeceğimize ve ne tahminler yürütebileceğimize karar veremiyoruz:

İsrail ile diplomatik ilişkilerin gözden geçirilmesi. Ticari ilişkilerin kesilmesi veya hayati gıda ve su konularındaki ticaretin durdurulması. İsrail savaş uçağı personellerinin topraklarımızda eğitilmesine son verilmesi. İşbirliği gerektiren büyük proje çalışmalarının kesilmesi, İsrail’e topraklarımız, tesislerimiz veya hava koridorlarımız kullanılarak yapılan akaryakıt veya askeri malzeme geçişlerinin yasaklanması. Turizm konusunda sınırlayıcı adımların atılması. Mavi Marmara şehitleri konusunda yapılan anlaşmaya uyularak Gazze ablukasının, hiç olmazsa ambargonun kaldırılması. Savaş suçları konusunda ilgili girişimlerin devlet olarak yapılması.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak alınabilecek başka tedbirler de elbette vardır.

Bütün bunlar devletimizin hür iradesi ile ve kolaylıkla yapılabilecek yaptırımlardır. AKP iktidarı bunların birini, birkaçını veya tamamını uygulamaya soksa bundan dolayı ne ABD kızabilir, ne NATO azabilir, ne de Batılı sömürgeciler bunu bozabilir.

Peki, AKP iktidarı bütün bunları neden yapmıyor?

Acaba bu yaptırımları devreye sokacak kadar ortada kâfi miktarda şeni ve feci cinayet ve insanlık suçlarının oluşmadığını mı düşünüyorlar? Bu olamaz çünkü ta uzaktaki millet ve devletler ayağa fırladılar. Yaptırım kararları almaktalar. Milletimiz bu olanlara artık tahammül edemez boyutta infial halinde. AKP iktidar yetkilileri acaba Filistin’de son Müslüman’ın da katliam veya sürgün edilerek bölgeden yok edilmesini bekliyor olabilirler mi? Olacak şey mi bu?

Acaba bunların yapılmasına Sayın Erdoğan’ın İsrail’e arka çıkmak babında yıllar öncesinden bizim bilmediğimiz kendisinin bildiği verilmiş sözleri mi mani oluyor? Bu olabilemez. Akla ziyan!

Acaba bu tutumu bir tutu mu? Yani irade kullanımı konusunu tutu vererek sınırlandırmışlar mı? Böyle şey olabilir mi? Neden tutu versinler? Böyle bir tutu verilmişse, ortada devletiz diyebilecek özelliklerimiz kalmaz ki? Kaldı ki AKP Genel Başkanı ve yetkilileri “devlet irademizin tam olduğunu” her vesile ile tekrarlayıp durmaktalar. O halde tutu verilmesi asla kabul edilemez ve de söz konusu değildir zaten.

Bir iktidar düşünün ki, dünyada kıyamet koparacak alçaklıklar işlenirken sadece ve sadece “miting” düzenleyerek ve “yas” ilan ederek ve bir de keskin, etkili, ileri dozda, sanki tepelerine binecekmiş gibi sözler söyleyerek durumu geçiştiriyor. Asla ve asla en hafif bile olsa fiili tepkisini göstermiyor.

Gerekli en hafif bir fiili tepkiyi ortaya koyamayanların “tepelerine binme” eylemini yapacağını kabul etmek de akla uymuyor.

İktidarın bu tutumu, irade konusunda “tutu mu var” diye bir soruyu akla getiriyor. Başka türlü bir izahını bulamıyoruz.

Başka makul bir izahı da yok zaten…

ŞU BİZİM KASABA

Gözler tuhaflıklara alışık,

Halkı büyülü bir kasaba!

Koyunlar sırılsıklam âşık,

Çobanlar rehindir kasaba!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ekrem Şama - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Erdoğan tarafından 'yüzde 5' ek zamla duyurulan 10 bin TL'lik emekli maaşı sizce yeterli mi?
Tüm anketler