Prof. Dr. Arif Ersoy’u -bu yazının önceki yazı ile birlikte “ Adil Düzen çalışmaları” açısından okunmasını tavsiye ederek- anlatmaya devam ediyor ama bunu 15 yaşında aramıza ve çalışmalarımıza katılan Kazım Erten arkadaşımızın bakış açısı ile yapıyorum…

“Arif Ersoy’u kırk iki sene önce İzmir›de tanıdım. Ege Üniversitesi’nin ve Yüksek İslam Enstitüsü’nün değişik bölümlerinde doktora ve doçentlik çalışmaları yapan bir grup akademisyen, Akevler Kooperatifi’nde, Fatih Sultan Mehmet’in hocası Şeyhülislam Molla Hüsrev’in ‘Mir’at-ul Usûl’ adlı Usul-u Fıkıh eserini Süleyman Karagülle ile birlikte okuyorlardı. İctihad ve metodolojisi üzerine bu eser üzerinden tartışmalar yapılıyordu. Kur’an, etimoloji, tefsir, İslam iktisadı, Faizsiz Ortaklık Sistemi üzerine ilmi çalışmalar birlikte yürütülüyordu...

Bu ortamı görünce, ben de Rize İmam Hatip Lisesi’nden kaydımı İzmir’e aldırdım. Henüz lise talebesiyken, üniversite okuyan, doktora ve doçentlik çalışmaları yapan, yurtdışında doktoralarını yapan gradesi yüksek, önyargıları olmayan, takıntıları olmayan, vizyonları yüksek bu ilim ehli topluluğa 15 yaşlarımda dâhil oldum... Arif Ersoy’u işte bu çalışmaların içerisinde tanıdım. Ege Üniversitesi döneminden sonra, Dokuz Eylül Üniversitesi kurulurken, akademisyen olan bu grubun üyelerinin çoğunu İzmir’e Arif Ersoy’un getirdiğini de sonradan öğrendim... Kırk sene boyunca Arif Ersoy’un bir defa olsun ‘sen’ diye hitap ettiğini duymadım; hep ‘siz’ diye hitap eder, kim olursa olsun saygı, nezaket, zarafet şartlarını muhafaza ederdi...

ESAM İzmir Şubesi’ni beraber kurmuş, bize göre çok önemli çalışmalar yapmıştık. Mesela, şube olarak İzmir’de üniversitedeki akademisyen 150 kişi ile iki gün boyunca “Adil DÜZENDüzen” üzerinde müzakere ve tartışmaların yapıldığı, ERBAKAN Hocamızın oturumlara başkanlık ettiği ilk faaliyetimizi birlikte gerçekleştirmiştik…

1994 yerel seçimlerinde memleketi Çorum’dan Refah Partisi belediye başkan adayı olması hususunda hemşerileri ve yakınları aşırı ısrarda bulundular. Teklif ve ısrarları kıramadı ve belediye başkan adaylığını kabul etti. Belediye başkanı seçildi, iki dönem çok etkili ve çok başarılı bir şekilde Çorum belediye başkanlığı yaptı. Ben Çorum’a belediye başkanı olmasına en başından karşı çıkmıştım. Espri ile karışık, “Arif abi, Refah’ın aksaçlıları seni Çorum’da kasabanın şerifi yaparak Millî Görüş, Adil Düzen ve Türkiye’nin genel siyasetindeki etkinliğine siyasi haciz, bloke koyuyorlar!” demiştim. Prof. Dr. Arif Ersoy, Millî Görüş ve Adil Düzen’in ilim adamı siyasetçi vizyonunun, Erbakan Hoca’dan sonra gelen rol modeliydi...

Prof. Dr. Arif Ersoy, dünyanın dört bir yanında Türkiye’yi, Millî Görüş ve Adil Düzen açısından, akademik olarak da temsil edebilen yegâne şahsiyetlerden biriydi. Millî Görüş, Prof. Dr. Arif Ersoy’un bu yönünden yeterince yararlanamadı. O 1990’lı yıllara kadar dünyanın her yerinde Adil Düzen’i anlatmak için toplantılara, konferans ve panellere katılıyordu...

Prof. Dr. Arif Ersoy, diğerleri gibi değildi. İlim adamını siyasetin emrinde gören etkin irade, Refah Partisi içerisinde Prof. Dr. Arif Ersoy gibi ilim adamı siyasetçilere geçit vermedi. Arif Abi ile özel görüşmelerimizde ben aşırıya kaçan eleştiriler yapardım, aşırı mütevazı duruşunda bir vebal olduğunu söylerdim. O, her defasında, “Allah ne isterse o olur, sen üzülme!” derdi. Oğlu Fatih’in düğününde, Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Arif Abi’nin AK Parti’ye katılması, Ar-Ge’nin başına geçmesi için teklifte bulunmak üzere hem Arif Abi’nin yakını hem de şimdi de Cumhurbaşkanlığında yanında bulunan ilim adamı siyasetçi bir abimizi Çorum’a göndermişti. (Kazım Erten burada ‘özel’ olarak kalması gereken yorumlar yapıyor! RNE) Bütün bu olanlara öfke ve eleştiri ile tepki verdiğimde o sükûnetinden zerre taviz vermezdi; “Bize düşen Hakkı söylemek ve daima Hakkı üstün tutmaktır” derdi.

Prof. Dr. Arif Ersoy ile Akevler’de, Refah Partisi’nde, Akdeniz Bilimsel Araştırmalar Merkezi’nde, her alanda ve her yerde birlikte çalışmalar içerisinde bulunduk. Çok daha fazla şeyler yazılabilir. Üniversite hocası olarak talebelerinin, arkadaşlarının, siyasette onunla çalışan arkadaşlarının söyleyecekleri ve yazacakları çok şeyler var… Âlimin kıymetini daha çok öldükten sonra bilen ve takdir eden bir geleneğin içerisinden geliyoruz... Hayattakilerin de değerinin bilinmesi dileğiyle, Prof. Dr. Arif ERSOY’u rahmetle yâd ederiz...”