Dün, Mısır’daki firavun, kavmine, “Ben sizin en yüce rabbinizim”/ancak benim sözüm/kanunum geçer...” diyerek, “rablık/ilahlık” iddiasındaydı. Ve yolunun/görüşlerinin yanlış değil, “doğru” olduğunu söylüyordu. (Naziat/24, Mümin/29) Bugünün firavunları (Netanyahu, Trump) ise aynı iddiadalar: “Dünyada bizim sözümüz geçer” diyerek, dünyayı kendi görüşlerine/inançlarına göre düzenlemek, insanları da köleleştirmek istiyorlar. Yani, ilahlık/rablık iddiasıyla azgınlaşıyorlar. Biz müminler de; tevhidimizle, namazımızla, bizim rabbimiz ancak ve sadece âlemlerin Rabbi olan yüceler yücesi Allah’tır (cc). Demeye devam ediyor, tağutları da reddediyoruz. Tağutların sonunun da, firavununki gibi, ibretle helak olacağına kesin inanıyoruz. Bir farkla ki, firavunun bedeni müzede, onlarınki ise tarihin çöplüğüne gömülecek, inşaallah.” La ilahe/rabbe/mabuda... illallah.”

Biz, kelime-i tevhidimizle/şehadetimizle, namazımızla/Fatiha’mızla, ezelde/ruhlar âleminde Rabbimize verdiğimiz söz üzerindeyiz; sürekli olarak, sözümüzü anıyor, yeniliyor, yineliyor, imanımızı korumaya çalışıyoruz. (Araf/172, Fatiha/5, Maide/1, 7)

La rabbe illallah, derken; tevhide aykırı/batıl bütün din ve ideolojilerin ve tağutların egemenliğini reddediyor, sadece Allah’ın (cc) iradesine/egemenliğine teslim olmuş/boyun eğmiş oluyoruz, elhamdülillah… Müslümanlardanız...

Allah Teala; gönderdiği kitap ve peygamberleriyle, insanları kendi dini İslam’a/tevhide çağırmıştır; yeryüzünde ancak ve sadece Allah’a kulluk/itaat edilsin, tağutlardan da kaçınılsın. (Nahl/36)

Allah Teala; ilahi mesajları (kitap ve peygamberleri) insanları tevhide, hak ve adalete, istikamete, dürüstlüğe çağırmış ve peygamberlerinin önderlik ve örnekliğiyle de dini/İslam'ı öğretmiş ve uygulatmıştır...

(Nisa/48, Hadid/25, Nahl/36, 90; Şûra/13, 15, 17; Hud/61, 112)

Müminlere; "tevhid" gereği olarak, sadece Allah'a (cc) boyun eğmek; tağutlara da baş kaldırmak yakışır.

Allah'a (cc) eğilmeyen, tağutlara kalkmayan baş neye yarar?

Haramların helal, helallerin de haram sayılmasının “rablık” iddiası/“tağut”luk olduğu, hem en büyük affedilmez günah/zulüm (şirk) hem de 73 fırkanın en zararlısı olduğu (sav) bildirilmiştir. (Nisa/48, Tevbe/31, Lokman/13)

Tek ilahi, hak, doğru, halis din İslam'ın; ruhu, özü, temeli de "tevhid" inancıdır. Allah Teala, şirk koşmayan tevhid ehline/müminlere cennetini vadetmiştir. (sav) Bu nedenle, "tevhid ve şirk" konusu en önemli ilim ve konusudur. Dünya ve ahiret hayatımızla doğrudan ilgilidir. Allah Teala; en büyük ve affedilmeyecek tek günah/zulüm olan şirkten hepimizi korusun. (Nisa/48, 116; Lokman/13) En değerli, önemli ilim "tevhid" olduğu için, iman esasları hakkındaki bilgilerimizin "vahy"e uygun/doğru/sahih olmasına çok özen göstermeli, şirke/ateşe düşmekten şiddetle kaçınmalıyız. Bunun için de, öncelikle Allah Teala ile ilgili bilgilerimizin doğru olması şarttır. Bu konudaki bir yanlış inanç, bilgi bütün din binamızı yıkar; iman nurunu söndürebilir, hafazanallah.

Biz Müslümanlar için şirkin en sinsi ve yaygın olanı, belki de ilahi irade/hukuk yerine, beşeri iradenin/hukukun, hayatımızı düzenlemesini tercih etmektir. Kâinatı/evreni yokken, en güzel, dengeli, ölçülü yaratıp şaşmaz kanunlarla düzenleyip yönetmekte/her an her şeyde tam tasarrufta bulunan Allah Teala'nın, teklif ve tavsiye buyurduğu emir ve yasaklarını beğenmemek, değiştirmek, ilahlık ve rablık iddiası kullara yakışıyor mu? Evimizin düzenine, dışardan müdahaleyi hoş karşılıyor muyuz? Geçici faydalandığımız dünya yurdunda kendimizi mülk sahibi sanıyor, evin gerçek Maliki'ni de tanımıyoruz(?!) Sen, işlerimize karışma diyorken, başka birisinin/tağutun egemenliğini de özgürlük sanıyoruz(?!) Hâlbuki hiçbir kimsenin, haramları helal, helalleri de haram kılma hak ve yetkisi yoktur. Bilgi ve bilincinden ne kadar uzakta ve bu nedenle de zilletteyiz. Kula, kulluk zilleti...

İmanlarımızı korumak, yenilemek, istikamette sebat için tağutlara/zulme karşı durmak/cihad etmek zorundayız.

“La rabbe illallah”… Vesselam...