Tüm insanlar gerçekte büyük bir aileyiz. Hepimiz topraktan yaratılan ilk insan atamız Adem (A.S.) ile ondan yaratılan Havva anamızın çocuklarıyız. Habil ve Kabil’in, Sam, Ham, Yam, Yafes’in çocuklarıyız.

Rabbimiz bir, atamız bir kardeşleriz.

Sorun üreten bir küresel zulüm/dünya düzeninin içinde, onun bir parçası, onunla uyumlu olmak için çırpınan bir ülke konumundayız.

Sn. C.B. de geçen gün “bizi yeni küresel düzenin dışına atmaya çabalayanların bunu başaramayacaklarını” söyledi. Batılılaşma hedefimiz/AB hukuku ve Batı siyasetimizle ne kadar bağımsızız ki?!

Dünyanın -ülkemiz de içinde olmak üzere- ne kadar karanlıkta olduğu, her çeşit sorunlarla bunaldığı da bir gerçek. Gerek tabii/doğal, gerekse sosyal, ekonomik, ahlâki, insani vb. sorunlarla/musibetlerle yüz yüzeyiz. Bunalıyor, boğuluyoruz... Yeryüzü zulmün karanlığında nefes nefese...

Sebepler âlemindeyiz. Her şey belli nedenlerle oluşuyor. Hiçbir şey sebepsiz, anlamsız, amaçsız değil. 

Osmanlı yüzünü Kur’an’dan Batı’ya döndü; parçalandı. Mirasçısı T.C. de aynı Batılılaşma yolunda... Yüz yıl sonra parçalar da parçalanıyor, çatışıyor... Resulullah buyurmuş: “Kur’an semadan yere asılmış Allah’ın ipidir. Tutanı yüceltir. Yüz çevireni, bırakanı da parçalar, zillete düşürür.” (Taha/124, Mücadele/5, 20). Osmanlı’nın İslami siyasetinde tüm farklı, zıt kimlikler barış içinde bir arada yüzyıllarca yaşayabilmişlerdir. Günümüzde kimlikler üzerinden savaşlar sürüyor.   

Bedenimizde hastalıklar neyse, toplumumuzdaki sorunlar da benzeridir. Toplumsal hastalıklar denebilir, toplumsal sorunlarımıza...

Nasıl ki, bedendeki hastalığımızın tedavisi için doğru teşhise/tanıya ihtiyaç varsa, bunun gibi tüm sorunlarımızın çözümü için de doğru tespitlere/teşhislere muhtacız. Yanlış teşhisler, tespitler bizi doğru sonuçlara götüremez. Götüremiyor.

İyi de bu sorunlara nereden, hangi konum veya pencereden bakmalıyız ki, doğru görebilelim? Her bakan göremez ki... Elbette mümin/Müslümanlardan olduğumuz için biz her olaya, insana, eşyaya, sorunlara da vahyin penceresinden/O’nun ışığıyla bakmalıyız ki doğru “oku”yabilelim... Bir “Kürt sorunu” varsa, bu soruna, çözümüne nereden bakmalıyız?! Bu sorunun “Sevr”, “BOP”, “Arz ı Mev’ud” projeleri çerçevesinde üretilmiş, hükümetlerce/devletçe uygulanagelen yanlış politikalarla da büyütülmüş olduğu görüşündeyiz. Türk, Kürt, Arap, Fars vb. Müslüman kimliklerin D-8’e/İslam Birliği’ne mecburiyeti/ihtiyacı vardır.

İmralı’dan mı, dağdan mı? Washington’dan mı, Brüksel’den mi? Hangisinden bakmalıyız sorularına da “vahiyden bakmalıyız” deriz. Çünkü Müslümanlardanız, elhamdülillah...

Son kitap Kur’an-ı Kerim sadece Araplara indirilmedi; tüm ırklara, alt kimliklere, herkese/tüm renklere, dillere, cinslere, özetle “tüm insanlara ilahi bir mesaj/bildiridir” (İbrahim/52).

Hz. Muhammed (S.A.V.) de sadece Araplara değil, tüm insanlara müjdeci ve uyarıcı gönderildi (Sebe/28). Ve O (S.A.V.) sadece insanlar için değil, tüm âlemler için de rahmettir (Enbiya/107). Kitaplar ve peygamberler güzel bir hayat, adalet ve huzurumuz içindir.

Kur’an her şeyin beyanı/açıklaması, doğru yol rehberi, bir rahmet ve Müslümanlara müjde olarak indirildi (Nahl/89).

“Kur’an’da insanların ihtiyacı olan her misalin açıklaması var” (Kehf/54, İsra/89, Rum/58). Tek hak din/İslam nimeti de ekmel/tamamlanmış; eksiği ve fazlası da yok (Maide/3).

Ve kitabı/Kur’an’ı da her şeyi de olayları, sorunları da, “Yaratan Rabbimizin adıyla oku”yalım (Alak/1). Şunu da biliyoruz ki, bir konuda Allah ve Resulü bir hüküm koymuşsa biz Müslümanların buna aykırı/farklı görüşleri olamaz (Ahzab/36). “Müminler ihtilaflarını Allah’a ve Resulüne (Kur’an ve sünnet) götürürler” (Nisa/59).

Çünkü biz, “İşittik, itaat ettik, lebbeyk/buyur Allah’ım” demişiz, elhamdülillah... Adalet için kitabı ve mizanı indiren Allah-u Teala’dır (Hadid/25).

“Hayra çağıran, iyilikleri emredip, kötülükleri yasaklayan bir toplumun (ulema, ümera) bulunmasını (Al-i İmran/104), “Dinini/şeriatını ikame etmeyi” emreden (Şura/13) Allah-u Teala’dır.