Ot bitmeyen, dünyanın en sapa yerinde, bedevi bir hayat yaşayan insanları, kıyamete kadar gelecek bütün insanlara örnek olacak şekilde yetiştiren ve medeniyetin zirvesine çıkaran Kur’an-ı Kerim, 

Yemen’den, Çin’den Viyana’ya kadar topraklar üzerinde nice devletlerin ve milletlerin rehberi olan Kur’an-ı Kerim,

Bütün hukukçulara, kahramanlara, sanatçılara, devlet başkanlarına, şairlere ilham kaynağı olmuştur.

Kur’an’ı bilmeden şiirleri anlamamız mümkün değildir.

Mesela Fuzuli’nin:

“Benim sırtımda öyle gam/keder yükü var ki, eğer benim bu stres yükümü bir devenin sırtına yükleseniz, cehennemdeki bütün kafirler cehennemden çıkar ve azab ehlinin hepsi sevincinden güler ve oynar” diye sadeleştirdiğimiz şu:

“Bu ğamlar kim benim vardır beîrin sırtına vursan

Çıkar kâfir cehennemden güler oynar azâb ehli”

beytini bugün okuyanın biri “Ben bu şiirde hiçbir derinlik görmüyorum” diyebilir.

Halbuki Fuzuli bu şiirinde Allah’ın ayetlerini yalanlayanların cehennemde ebedi kalacağını, deve iğne deliğinden geçerse, kafirlerin de cehennemden çıkacağını söyleyerek bunun olmayacağını ifade eden:

“Muhakkak ayetlerimizi yalanlayanlara ve onlara karşı kibirlenenlere göğün kapıları açılmaz. Deve iğne deliğinden geçmeden cennete giremezler. İşte suçluları böylece cezalandırırız.” (A’raf süresi ayet 40) ayetine işaret etmektedir.

Ayetten haberi olmayan bir şiir eleştirmeni ağzına geleni bu şiir için söyleyebilir veya Fuzuli’nin adından korktuğu için eleştirisini içinde tutabilir.

Sevgili Peygamberimizin müjdesine nail olmak için yürüyen ve İstanbul’u fetheden Fatih Sultan Mehmet han, kendisine nisbet edilen ve fakat divanında bulunmayan bir şiirinde

“İmtisâl-i “Câhidüfillah” olupdurniyyetim

Dîn-i İslâm’ın mücerret gayretidir gayretim.”  Derken, “Câhidüfillah” bölümünü:

“Allah (yolun) da, onun cihadına layık cihad ediniz. O sizi seçti. Dinde size hiç bir zorluk kılmadı….” (Hac süresi ayet 78) ayetinden iktibas etmiştir.

Mimarbaşı Mimar Sinan’ın birçok camisinin iç kubbesine baktığımızda

“Şüphesiz Allah, gökleri ve yeri yok olmasınlar diye tutuyor. Eğer bu ikisi yok olmaya doğru giderlerse, Allah›tan başka hiçbir kimse onları tutamaz, şüphesiz O Halim›dir, Ğafur’dur. (çok bağışlayıcıdır)( Fatır süresi ayet 41) ayetinin yazılı olduğunu görürüz.

Camide iç kubbe, Müslümanların üzerinde dururken gökyüzünün dünyamız üzerinde duruşuna benzediğinden, gökyüzündeki kandilleri/yıldızları Allah tuttuğundan, bu kubbede gökyüzünden ilhamla alındığına ve onun kurallarına uyulduğuna işaret ederek sanat eseri meydana geldiği vurgulanır.

Ahmet Rifat efendi, “Lügat-ı tarihiye ve coğrafiye” isimli eserinin 5/194 ncü sayfasında “Firdevsi” maddesinde, İmam-ı Gazali’nin “Keşke Firdevsi’nin (Hicri329-411-Miladi 940-1020) şu dörtlüğü gibi bir dörtlük yazabilseydim, bütün eserlerimi bu dörtlüğe değişirdim” dediğini yazar ve o dörtlüğün Farsçasını verir.

Ahmet Rifat beyin bu haberini, Google’nin Türkçe, Arapça, Farsça arama motorlarında ve MektebetüŞamile’de aramama rağmen bulamadım.

Farsçası bende bulunan bu dörtlüğün manası:

1- Adalet istemeyi ve Adil olmayı kendine iş edin

2- Gününü geçirebilme fikrinde ol

3-  Allah’tan mutlaka kork ve başka hiç kimseden korkma

4- Çünkü böylesi dosdoğru yol,  senin için kafidir.”

Manaya bakıp ta şiiri hafife almayın. Şiiri, Farsça söz diziminin musikisinden mahrum olarak okudunuz.

Akif merhumun, Safahat’ında “Yeis yok” başlığı altında:

«Allah’a dayan, sa’ye sarıl, hükmüne  râm ol...

Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol.”

Diye öylediği ile aynı şeyleri söylerlerken her kelimesinin Kur’an’dan iktibasla söylendiğini bilelim ve Kur›an bilinmeden İslâm medeniyetini anlayamayacağımızı iyice aklımıza nakşedelim.