Çağımızı tanımlamaya kalksalar özgürlük çağı derler. Fakat bu özgürlük tüm milletler veya tüm dinler için değil. Bir takım elitlerin özgürlüğü…
Öyle ki sizin özgürlüğünüzü kısıtlayacak, size hakaret edecek, size ne yapıp yapmayacağınıza karar verecek kadar özgür olabilirler. Öyle de olmakta! İsveç’te yaşananlar malumunuz. Her seferinde kendileri için saygıyı talep edenler ifade özgürlüğü adı altında ve polis korumasıyla önce inancımıza ve değerlerimize hakaret ettiler ardından yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’i yakmaya cesaret edebildiler. Yaşananlar bir kez daha gösterdi ki özgürlük ya da ifade özgürlüğü denilen şey biz Müslümanlara, İslam’a, değerlerimize karşı hakaret etme özgürlüğünden fazlası değil.
Tüm bunlar olup biterken elbette bizde bu olaya sessiz kalamazdık. Kınama mesajları bir bir gelmeye başladı. Üst düzey yöneticilerimiz de halkımız da bu çirkin hadiseyi kınadığını bildirdi! İnsan merak etmeden de edemiyor kınamak, kınadım seni demek midir diye? Zira şu güne kadar kınama mesajlarının bir karşılığını göremedik!
İsveç’in NATO’ya girebilmesi için Türkiye’nin onayına ihtiyacı olduğundan iki ülke arasında bir süredir görüşmeler gerçekleşmekteydi. Milli Savunma Bakanımız Hulusi Akar, bu yaşananlardan sonra İsveç Savunma Bakanı ile görüşmenin bir anlamının kalmadığını ifade ederek 27 Ocak’ta gerçekleştirecekleri görüşmeyi iptal etti. Olması gerekendi fakat biz bu olaylar yaşanır yaşanmaz en üst düzeyde bir tepkinin gösterilmesini beklerdik.
Nasıl ki İsveç başbakanı bu yaşananların ifade özgürlüğü olduğunu söyleyip ardından da biz Müslümanlara sempatisini gönderdiğini ifade ettiğinde biz İsveç’e ve İsveç başbakanına karşı bir sempati duyamıyorsak, Türkiye’nin yayınladığı kınama mesajları da İsveç için bir şey ifade etmemektedir. Halbuki bu olaylar olur olmaz en üst düzeyde Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın çıkıp tepki vermesi ve “Biz İsveç’in NATO sürecini gündemimizden kaldırdık” demesi gerekirdi. Biz gereken cevabı vermediğimiz için bugün hala bizim değerlerimize hakaret edebilme cesaretini gösteriyorlar.
Bugün hala inancımıza, değerlerimize hakaret edebilme cesareti gösteriliyorsa bunun iki nedeni vardır: En üst düzeyde verilmesi gereken tepkinin verilmemesi ve İslam’a gerçek manada sahip çıkmamamız…
Evet, İsveç’e kızalım hatta milyonluk mitingler yapalım fakat Kur’an-ı Kerim’e gerçek muhabbetimizin göstergesi bu değil. Bugün Müslümanlar Kur’an-ı Kerim’e gerçek manada muhabbet duymadığı, gerçek manada hürmet göstermediği için İsveç bugün bunu yapabiliyor.
Kur’an-ı Kerim’e gerçek manada muhabbet duymak demek Kur’an-ı Kerim ne diyorsa onu yapmak demektir. Osman Gazi anlatılırken odada Kur’an-ı Kerim varken uyumayan sultan olarak anlatıyoruz. Osman Gazi’yi sultan yapan sadece odada Kur’an-ı Kerim varken uyumaması değil, Kur’an-ı Kerim ne diyorsa onu yapıyor olmasıydı.
Kur’an-ı Kerim’e asıl saygı Kur’an-ı Kerim ne diyorsa onu yapmaktır. Biz bugün Kur’an-ı Kerim’in dediği gibi Müslüman kardeşimizi seviyor muyuz? İnancımızın bize bir vücudun azaları gibi olun emri gereği İslam birliği için mi çalışıyoruz yoksa Avrupa Birliği için mi çalışıyoruz? Bugün İsveç’te Kur’an-ı Kerim yakan zihniyet Avrupa Birlikçi, Türkiye’de Kur’an’ın yakılmasına tepki gösteren zihniyet de Avrupa Birliği’ne girmek için mücadele ediyor.
Biz bugün Kur’an-ı Kerim ne diyorsa onu yapıyor muyuz? Kur’an-ı Kerim bize faizden, zinadan, kumardan uzak durmamızı söylüyor, bugün bunlar Türkiye’de devlet eliyle izin veriliyor. Bugün İsveç’te Kur’an-ı Kerim yakan eller de bankadan gidip faiz alıyor, Türkiye’de Kur’an’ın yakılmasına tepki gösteren, öfkelenen eller de bankadan gidip faiz alıyor.
İsveç’te Kur’an-ı Kerim yakan zihniyet de küresel sistemin kölesi, Türkiye’de Kur’an’ın yakılmasına tepki gösteren zihinler de küresel sistemin kölesi haline geldi. Türkiye’de toplumun İsveç’ten farklı olduğunu kim söyleyebilir ki?
Onlar “gavurluklarını”, “kafirliklerini” yapıyor, peki biz Müslümanlar “Müslümanlığımızı” yapıyor muyuz?