Oğuz Tutay’ın Atanamayanlar kitabını ithaf ettiği güzide topluluktur. Ya da öyle bir yazar ve kitap olmadığı için kendilerine herhangi bir şey ithaf edilmeyenlerdir. Bu dünyaya akraba kontenjanından daire başkanı, mahdumun lise arkadaşı kontenjanından genel müdür, kısa pantolonla sokak arası top koşturulan ortaokul çağı tanışıklığı kontenjanından mafya, ataların aynı memleketten göçmesi itibariyle gayrı ihtiyarı tanışılan komşu kontenjanından müteahhit olarak gelemeyen kişilerden oluşur. Bunlar kısaca şanssız doğanlar zümresi diye de özetlenebilir. Yahut da zaten bu coğrafyada doğmuş olmak itibariyle özet geçilen kesimdir. Hayatları coğrafyanın, coğrafya hayatlarının ihtisarıdır.

Yıl boyunca hayatlarının yaşanabilir kısmından kısıp sınava çalışırlar. Öyle ki dışarıdan bakan, ders çalışmak onların vazgeçilmez tutkusu, hobisi, hevesi falan zanneder. Halbuki onlarınkisi bir yerde mukim olanın yaşadığı yeri sevmesi gibidir. İnsan yaşadığı yeri neden sever? Başka çaresi yoktur da ondan! İnsan her türlü hakkının yeneceğini bildiği, sırasında soruları çalınan, bazen tehir edilen, en olmadık zamanlara sıkıştırılan bir sınava neden çalışır? Başka çaresi yoktur da ondan! Çaresi olanlar özel okullarda bir müddet takılıp babasının sürekli katlanan sermayesinin başına geçerken, iş bu çaresizler olası hayat kurgularının tamamını muayyen kabul edilmeyecek bir zamana ertelemek zorundadır. Kimi saçlarını, kimi tam hayata atılacak zamanda depar atan yaşlarını, kimi de salt gelecek kaygısıyla değil cümle tanıdıklarının bunalıma sürükleyen baskısıyla gözyaşlarını feda eder. Sonuç sınava çıkar. Sınav sonuçlanır. Bir çıkar yol bulunmaz.

Sıfırından daha ucuza mal etmek için sosyal medya dedikleri platformlar üstünden el değiştiren, kılı kırk yaran fiyat hesaplamalarıyla kargo ücretini de bedavaya getirmeye çalışıp edinebildikleri az kullanılmış, özenli yıpratılmış, az işaretlenip cümlelerinin altı üstü az çizilmiş dokümanlar, itina ile ve en azından birkaç kez hatmedilir. Bir dershaneye gidilecek nakde sahip olunmadığından ya da zamanın dershaneleri kim bilir belki darbe girişiminde bulunurlar; sayısalcılar köprüyü, sözelciler tüneli, eşit ağırlıkçılar tatil beldelerini tutar diye önlem olarak kapatıldığından, muhtelif internet kanallarına dadanıp bol reklamlı, hızlandırılmış, goygoylandırılmış dersler izlenir. Yetmez, ucuza gelsin diye bir üniversite civarında fotokopiyle çoğaltılmış testler çözülür. (Mezkur üniversite elbette devlet üniversitesi diye tabir edilen türden olmalıdır… Zira gayrısı fotokopi dahil her şeyi ticari girişim diye değerlendirip köşesini dönmeye bakar.) Çözülen sorularla birlikte kalpler çözülür, akıl çözülür, zaman çözülür… Değirmen taşının altına sığınmış darılar gibi bilgi diye nesilden nesile tane tane aktarılan, ezberletilen ama nedense her nesilde değişen zırvalar çözülür, çözümlenir. Sonra yaz mevsiminin en sıcak günlerine denk düşecek şekilde organize edilen sınavın fahiş ücretleri yatırılır. Tek sınav belli bir meblağ tuttuğundan hepsi bir arada yapılamaz; ne kadar oturum o kadar ücret, ne kadar ücret o kadar ziftin peki bilgisi sınavı demektir. Gün gelir sınava girilir, sınavdan çıkılır. Rahmetli Müslüm Gürses’in ‘isyan ede ede oldum günahkar, mutluluk bizlere uzaktan bakar...’ dizeleri eşliğinde bozuk atan insanların cılız seslerine gark olunur. Hayata dair yapılan yanlışlar, insana karşı yapılamayan doğrular kontrolden geçirilir. Lakin çok da zaman geçmeden girilen sınav iptal edilir. Sınav düzenleyicilerin beceriksizliği, güvenilmezliği, ihmal yahut ihlali, hiç yoktan ahlaksızlığı sebebiyle yaptık falan denmez ama iptal edilir. Bezgin, yılgın, umutsuz aynı sınava bir daha girilir; iyi bir puan alınır. Artık zurnanın son deliğine gelinmiştir de işte orası parmakla, elle, kolla kapatılacak gibi görünmez. Aylar geçer, yıllar geçer, ömür geçer; atama denen şeyin lafı bile edilmez. Bir yıl sonraki sınav tarihleri belirlenir, asgari yaşam standartlarına itilenler için asgari olan bir ücret belirlenir, varsayılan bir seçimde cumhurbaşkanı seçilecek aday belirlenir, emekli milletvekili maaşları belirlenir, emekli olmak için birbirlerine yaş sorup duranların sorunları bile konuşulup, tartışılıp, yuvarlanıp ileri tarihlere atılır ama atama yoktur. Ne dost ne düşman ne de müttefik meclisinde sözü bile geçmez.

Atanmak bir tarikata, bir mürşide intisap etmek gibidir; herkese nasip olmaz! Mürit ruhlular ünsüz ve de halim selim takıldığından onu adanmak diye anlar. Atanamayanlar da adanmak suretiyle işlerini halledecekleri zehabına kapılır. Kapıldıkları her şey gibi yığıla döküle sürünüp giderler.