Kur’an-ı Kerim’de kâinat bir bütün olarak görülür, kâinattaki tüm canlıları bu bütünlük içinde Allah-u Teâlâ’nın nimeti olarak telakki etmemiz istenir. Kaldı ki bütün kâinat Allah-u Teâlâ’nındır; biz emanetçileriz.
Kur’an-ı Kerim’de, “Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah’ındır. Allah’ın ilmi, kudreti her şeyi kuşatıcıdır” (Al-i İmran Sûresi, 126), “O Rabbin ki, (her şeyi) yaratmış da düzenine koymuştur” (Âlâ Sûresi, 2), “O ki yarattığı her şeyi güzel yaratmıştır” (Secde Sûresi, 7), “Hayvanları da O yaratmıştır…” (Nahl Sûresi, 5) ve Nur Sûresi, 45’inci ayetlerinde bütün yaratılanların Allah-u Teâlâ’nın eşsiz eserlerinin birer parçası olduğu hatırlatılır.
Kâinatın her üyesi/parçası, mükemmel sanatın parçalarıdır. Bu gerçekten dolayıdır ki, ekolojik sistemin her bir üyesi/parçası Kur’an-ı Kerim’de “ümmet” olarak tanımlanmıştır. “Yeryüzünde yürüyen hiçbir hayvan ve (gökyüzünde) iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki, sizin gibi ümmetler olmasın. Biz kitapta hiçbir şeyi noksan bırakmadık. Sonra hepsi, Rablerinin huzuruna toplanıp haşrolunacaklardır” (En’am Sûresi, 38) ayeti tam da bunu ifade etmektedir.
Kur’an-ı Kerim’de bazı olayların da sebepler zinciriyle meydana getirildiği anlatılmaktadır. Yaratılan su marifetiyle bazı canlıların hayat bulduğunu, hayatiyetlerini devam ettirdiği anlatılarak şöyle buyurulmaktadır: “Gökten su indiren de O’dur. Onunla her şeyin nebatını çıkardık. Ve o nebattan bir yeşillik çıkardık. Ondan birbiri üzerine binmiş taneler çıkarıyoruz. Hurma ağacının tomurcuklarından birbirine yakın salkımlar, üzümlerden bağlar, (yaprakları) birbirine benzer (meyveleri) benzemez zeytin ve nar ağaçları bitirdik. Her birinin meyvelerine bakın! Bir, ilk meyve verdiği vakit, bir de olgunlaştığında bakın. Şüphesiz bu size gösterilenlerde iman edenler için birçok alâmetler vardır.” (En’am Sûresi, 99)
Kur’an-ı Kerim’de Allah-u Teâlâ’nın kâinatı yaratması hakkında önemli bilgiler verildikten sonra, kâinattaki nimetler sıralanmakta ve bu nimetlere karşı nankörlük yapmak ve nimetleri yalanlamaktan sakınılması gerektiği emredilmektedir.
Rahman Sûresi, 19-25’inci ayetlerde bir yaratılan nimetler övüldükten sonra nimetleri yalanlamak yerilerek şöyle buyurulmaktadır: “(Acı, tatlı) iki deryayı salmış, birbirlerine kavuşurlar. Fakat aralarında bir perde var; birbirine karışmazlar. O halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalan sayabilirsiniz? Onlardan inci ile mercan çıkar. O halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalan sayabilirsiniz? Denizdeki yüce dağlar gibi gemiler O’nundur. O halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalan sayabilirsiniz?”
Allah-u Teâlâ’nın her şeyi bir sebebe ve hikmete mebni yarattığı Kur’an-ı Kerim’de beyan edilmektedir. “Biz yeri, göğü ve arasındakileri oyun olsun diye yaratmadık. Eğlenme dileseydik, bunu yapacak olsaydık, şanımıza uygun şekilde yapardık; ama yapmayız” (En’am Sûresi, 16-17) ayeti Allah-u Teâlâ’nın bütün bir kâinatı kendisi için oyun olsun diye boş ve anlamsız olarak yaratmadığı, bu yaratılışta büyük hikmetler ve önemli faydalar olduğunu anlatmaktadır.
Kur’an-ı Kerim’de yaratılıştaki hikmet hakkında şöyle buyrulmaktadır: “O, güneşi bir ışık (kaynağı), ayı da (geceleyin) bir aydınlık (kaynağı) kılan, yılların sayısını ve hesabı bilmeniz için ona menziller takdir edendir. Allah, bunları (boş yere değil) ancak gerçek ile (hikmeti gereğince) yaratmıştır. O, âyetlerini, bilen bir topluma ayrı ayrı açıklamaktadır” (Yunus Sûresi, 5).