Bir şiir ateşle

Yaşadığımız hayatın kargaşasından bir an çıkıp bir şiir kitabının orta yerinde soluklanıyoruz. İntihar kusmayan şiir gönle inşirah veriyor. İşte bu yüzden en çok umudun şiirini seviyoruz: "Bakarsın kanadı kırılan kuşlar/Uçmaya başlar yeniden" Nurullah Genç

“Sevgili dost; yedi çift ayakkabım var ve ben nereye gideceğimi bilemiyorum” demişti Ali Ural. Her gün biraz daha haklı çıksa da, biz herkesin umutsuzluğa gark olduğu bu günlerde bizlere umut olacak şiirler okuyalım, beyaz haberler verelim istiyoruz: “Evet kimsesizdik ama umudumuz vardı/Üç ev görsek bir şehir sanıyorduk/Üç güvercin görsek Meksika geliyordu aklımıza” Turgut Uyar

Bir dosta sevgi göster

Kemal Sayar Hoca’dan kıymetli bir anekdot: ‘‘Merhum Teoman Duralı hocayı en son bir ay kadar önce küçük bir gruba yaptığı Zoom konuşmasında dinledim. ‘İnanmak insana güven duymaktır’ dedi, ‘Bin defa aldatılacağımı bilsem yine de insana güvenmeye devam ederim’. İyiler bu dünyanın gerçek soylularıdır. Rahmet olsun.’’

Sesini yükselt

Amerikan köpeklerinin dişlerini gösterdiği, salyalarını ziyadesiyle akıttığı günlerde Şilili şair Pablo Neruda’ya atfedilen söz yüreğimizden tutuyor: “Bizim kıtamızda umut, sık sık kan ve gölgeyle bastırıldı. İnsanlar tükendi, yürekleri terör dalgalarıyla paramparça oldu; biz yine de şarkı söyledik.” Kısık seslere, umutsuzluğa yer yok.

Bir kitap oku

Tam 15 yıl önce, 6 Ocak 2000 tarihinde ‘‘Bitirip şu kara kuru ekmeği/Göç etsem diyorum yar ellerine’’ diyen bir şair göçtü bu diyardan. Oturduğu koltukların ayağı kırık olduğu için ayakların altına tahtalardan destek koyan, cebindeki tüm parayı sendikasına harcayan soylu bir insan. İnandığı değerler uğruna madden, manen, bedenen, tüm fedakârlıkları yapan bir mücadele adamı.

“Anamı sorarsan büyük doğudur
Batı ki sırtımda paslı bıçaktır”

Hıdır Yıldırım’ın yayına hazırladığı bilge sendikacı Mehmet Akif İnan kitabı, onun mücadelesini etraflıca okuyabileceğiniz bir imkân tanıyor.

Bir damla gözyaşı akıt

Nureddin Topçu'nun, şeyhi Abdülaziz Bekkine'nin vefatı üzerine yazdığı hikâyenin ilk cümlelerini tekrar tekrar okuyorum. Bir müridin şeyhine olan muhabbeti ve özlemi yok sadece bu satırlarda. Ölüm hakikatinin bir şamar gibi insanın yüzüne çarpması, bir anlık çaresizlik: "Peygamberane sakalının üstünde namütenahiye kolayca dalan mavi gözler de kapandıktan sonra sahipsiz kalmıştım." “Bunca umut dolu cümleler arasında bu ölüm bahsi de niçin? Bunun neresinde umut?” diye sorabilirsiniz. Bir şeyhin öpülesi elleri artık toprağın altında olsa da, dokunduğu kalpler umudun şiiri değil midir?

Bir şehidi an

Her şehit, beraberinde bir umudu muştular. Umudun şiirini en güzel onlar yazar. Biz yalnızca okur ve yazarız. Onlar ise hem yazar hem de yaşar... Yaşadığı gibi ölür. İşte onlardan birisiydi Ebu Ubeyde. Ajanslara düşülen o not, daha konuşmadan umut oluyordu bizlere: “Birazdan Ebu Ubeyde konuşacak…” Her bir cümlesi, namluya sürülmüş bir mermi gibi çıkıyordu ağzından.
Askerî kamuflajı, beden dili, vurguları; onu sıradan bir askerî sözcüden çok daha fazlası kılıyordu.
Kâh “Ey İslam ülkelerinin liderleri” diye başlıyor, kâh “Arap ülkelerinin liderleri” diye sesleniyordu. Sözlerinde bir hayıflanma, bir sızlanma yoktu. Hitabını havada bırakan İslam ülkelerinin liderlerine bu kez, “Siz hepiniz, biz direnenler tek” dercesine, yalnızca su ve ilaç istemişti.
Onur, izzet ve şeref kavramlarını omuzlarında bir yük gibi taşıyanlar için ağır sözlerdi bunlar. En güzel karşılığını ise umut bekleyen kitlelerde buluyordu.
Erzurum’dan Konya’ya, Norveç’ten Endonezya’ya posterleri dalgalanıyordu.

Bize üç Arapça kelime öğretti: Berr, bahr ve cevv. Kara, deniz ve hava…
Bu kelimelerin sonunda yer alan harflere yaptığı vurgu, düşmanın kalbini titretirken, Müslümanlara huzur veriyordu. O vurgunun altında Ebu Ubeyde’nin şecaati ve haysiyeti tecessüm ediyordu. Bir de onunla büyüyen çocuklar vardı. 7 Ekim Nesli diyorum ben onlara. Babalarının eve getirdiği poşetleri didik didik eden boykot dedektifleri. En güzel sloganları atan, gözleri en çok parıldayan, umudumuz; günahsız, amasız, fakatsız, lakinsiz, hesapsız, hasbi çocuklar…