Bir önceki yazımızda “Uzun bir yürüyüştü bizimkisi’’ demiştik. O yürüyüşü anlamlı kılan ağabeylerimizden bir tanesi de Sedat Cengiz’dir. Vefat yıl dönümü vesilesi ile onu müstakil bir yazı ile yâd edelim istedik. “Nereden” geldiğini hiç unutmamak için bütün mağazalarına anahtar tezgâhı koyan…
“Nerede” durduğunu hiç unutmamak için daima heyecanıyla ardımızda bir dağ gibi duran…
Ve nereye gideceğinin her daim şuurunda olarak; her hücresiyle, canıyla ve malıyla cihat eden; en nihayetinde teşkilat çalışması esnasında emaneti Hakk’a teslim eden güzel ağabeyimiz Sedat Cengiz’i yazmak, bizim için yalnızca bir portre kaleme almak değildir. Bu yazı biraz vefa, biraz hakkı teslim etme; en çok da özlemin satırlara dökülmüş hâlidir.
Sedat ağabeyin heyecanı Allah içindi. Anadolu Gençlik Derneği Antalya Şubemizin bir il divanı programında,
“Abi, bu gencimizle Erbakan Hocamızın Davam kitabı vesilesiyle tanıştık. Erbakan Hocamızdan etkilendiği için İTÜ Makine Mühendisliği okumak istiyor” dediğimde, yerinden fırlayıp o gence sarılmış ve Erbakan Hocamızın beş ciltlik külliyatını hediye etmişti.
Onun öfkesi de, sevinci de Allah içindi. Fazilet Partisi kapatıldığında meşhur “gelenekçiler-yenilikçiler” ayrımıyla yolun sonunda saflar ayrılmıştı. Kimileri Fazilet Partisi’nde kalmayı tercih etmiş, kimileri ise AK Parti’yi kurarak yolunu değiştirmişti. Bu yol ayrımında rahmetli Sedat ağabeyin istikameti tereddütsüz Saadet Partisi oldu. Ömrünün son demlerinde de yine bu tabelanın altında, teşkilat çalışması yaparken emrihak vaki oldu. Hayatı gibi vedası da davası üzereydi.
Sedat ağabeyin imam-hatip lisesi yıllarından itibaren tanıdığı, kendisinden alt dönemlerde okumuş ve bugün emekli bir imam-hatip olan bir hocamız, yukarıda bahsettiğimiz mevzubahis yol ayrımında onun “Allah için öfkelenmesini” mütebessim bir edayla şöyle anlatmıştı:
Bir gün mevzubahis hocamızın cep telefonu çalar. Arayan Sedat Cengiz ağabeydir. Alanya’ya geldiğini, kendisinin de ivedilikle parti binasına gelmesini ister. Hocamız hemen yola koyulur. Parti binasına varır, odaları tek tek gezer. Kendi ifadesiyle söyleyecek olursak, hiçbir odada Millî Görüş emaresine rastlayamaz. Cami cemaatine benzeyen tek bir kişi dahi yoktur. Sedat ağabeyi bulamayınca telefona sarılır:
- “Abi, sen hangi odadasın?”
- “Başkan odasındayım.”
Hocamız başkan odasının yolunu tutar; kapı kilitlidir. Tekrar arar:
- “Abi, başkan odası kilitli. Sen hangi partidesin?”
Sedat ağabey, bu kez hayli hiddetlenir:
- “Kaç tane parti var? Tabii ki Saadet Partisi’ndeyim!”
Meğer hocamız AK Parti binasındadır. Sedat ağabeyin kendisini Saadet Partisi’nin teşkilat binasında bekliyor olabileceği, aklının ucundan dahi geçmemiştir. Bu kez Saadet Partisi binasına yönelir ve şu cümleyle anlatır yaşadığını:
“Girdiğimde hepsi cami cemaatimden, tanıdık yüzlerdi…”
Sedat ağabeyin anlatması da Allah içindi. Cebinde taşıdığı minik kartlar her an cebinden çıkabilirdi: Bir ayet, bir hadis, bazen bir kıssa… Her daim anlatmaya hazır ve nazırdı. Tebliğ onun için bir görev değil, bir hâl idi. Sarılmasıyla, tebessümüyle, her işte öncü olmasıyla süreklilik kazanan bir hâl…
Vefatının güzelliği de hayatının güzelliğindendi. Büyüklerimizin bizlere öğrettiği “Mücahit at sırtında Hakk’a yürür” düsturuna adeta bir şerh düştü ve öylece Rabbine yürüdü. Geride bıraktığı ve hâlen devam eden güzel işler; eğitim kurumları, pırıl pırıl müesseseler, hayalini kurduğu ve yetişmesi için gece gündüz emek verdiği Millî Gençlik çalışmaları onun en büyük yatırımı oldu.
Kitap okumayı, okutmayı ve hediye etmeyi pek severdi. Özellikle iki kitabı çok önemserdi. İlki, Şerafettin Kalay Hocamızın Örnek Nesil kitabı; ikincisi ise Veli Tahir Erdoğan Hocamızın Kur’an Bana Ne Diyor adlı eseri. Şahit olduğum kadarıyla, bu kitabı personeline bizzat kendisi ders olarak anlatırdı. Kitabın sistematiği, anlaşılır dili ve sohbet üslubuyla kaleme alınmış olması, gerçekten büyük bir boşluğu doldurduğunu açıkça gösteriyordu.
Sedat ağabey vesilesiyle tanıştığım Kur’an Bana Ne Diyor kitabının müellifi Veli Tahir Erdoğan Hocamızdan, Tâhâ Suresi 17. ayete dair satırları burada anmak isterim:
“Eldeki imkânlar çok az görünebilir. Hz. Musa’nın elinde de bir tek asası vardı. Elinizdeki en küçük imkânı Allah’tan bilir ve onun hakkını verirseniz, Allah elinizde olmayan imkânları size verir. Elinde bir asası olan Musa ile Firavun’un sistemini yerle bir eden Allah, asa gibi aciz olan sizlerle de bu müşrik sistemi yerle bir edecektir.”
Sedat ağabey için o “asa”, yıllar önce kurduğu anahtar tezgâhıydı. Yıllar sonra çoğalan imkânlarını da Allah’tan bildi; yine O’nun davası için canıyla, malıyla mücadele etti. Ömrünü bu uğurda vakfetti. Bizler buna şahidiz. Onun vesilesiyle açılmış olan müesseselerin mescitlerinde güreş tuttuğumuz henüz ilkokul çağındaki gençlerde buna şahit olacaktır.
Rabbim onu şehitler zümresine ilhak eylesin; bizlere de Firavunların kurmuş olduğu müşrik sistemi yerle yeksan edecek gençleri yetiştirmeyi nasip eylesin. Âmin.