İnsanlığın ruhunu karartan, kendisine yön verecek olan bilinç yoksunluğundan tercihlerin nasıl olacağı, olması gerekeceği günün sorunlarından. İnsan özgürlüğü tercih eder, özgür yaşamayı ilke edinir. Özgürlük sınırsızlık mıdır, başıboşluk mudur, insanca insanlarla birlikte ortak bir düzlemde yaşayabilme ortamı mıdır? Soruların çeşidi artırılabilir ya da üzerinde farklı düzlemlerde düşünülebilir.
İnsanlığı huzurlu yaşatmanın yolu, özgür ve özgün olma yaratılış olgusuyla birlikte düşünülür. İslâm inanç ve medeniyetinde, insanın huzur ile yaşaması için kendisine gelmiş elçilerin öncülük ettiği bağlamda inanış ve varoluş amacı onu özgür kılar. Başıboşluk denilen ortam veya yaşayış tarzı hayvanlara özgüdür denilemez. Onların da bir düzeni var. Bu düzen içinde türler kendi içlerinde ortak bir yaşayış içindedirler.
İnsanların düzenini bozan insanlar. Yani Allah’ın kendilerine bağışladığı özgürlük sınırlarını aşma, insanı insana köle eden, baskılayan, konumundan uzaklaştıran bir düzen oluşturanlar da insanlar. Bunlara zalim denir. Hangi inanıştan olursa olsun.
İnsanlığın başına bela olmuş olan sistemler ve yapılar insanlığın ana izleğinden çıkmasından kaynaklanıyor. Ana izlek derken bu, Allah’ın sunduğu yoldur. İslâm’ın insanlığa sunduğu adil yaşama, yeryüzü nimetlerini birlikte üreten ortak olarak yararlanma sistemini sunar. Üretir ve paylaşır. Adil, merhametli yaşar, yaşatır. Her canlı varlığın kendi doğasında olmasını sağlar.
Bugün insanlığın başına bela olmuş olan emperyalizm hemen her yönüyle insanı baskılayan, kendine köle edinen, insanı insan olmaktan çıkaran sistemin adıdır. Bugün için insanlığın huzurunu kaçıran bu sistemin sınır tanımazlığı yüzünden tedirgin eden karmaşaya sürükleyen kötülük.
Bunu salt çıkarcı bir kötülük olarak niteleyemeyiz. Asıl yolu ve yöntemi İslâm’a karşı oluştur. Savaşlarının temelinde İslâm karşıtlığı vardır. Bu; din, kültür, inanç ve medeniyet karşılığıdır.
Yüzyıllardır, özellikle yakın zaman dönemde, insanları ana ilkelerinden koparan, kaos ve karmaşa yoluyla köleleştiren sistemin adı onlar adına özgürlüktür. İşgal ettikleri ülkelerin hiçbirinde kendi iradeleriyle kendi kendilerini yönetsinler diye bir özgürlük alanı açmadığı, açılmayacağı iyice bilinmektedir. İşgal edilen, yönetimleri değiştirilen hangi toplum kendisini özgür olarak yönetebiliyor, yönetiyor mu ya da?
Kurallarını ve sınırlarını belirleyen emperyal güçler sömürü sistemlerini oluşturduktan sonra bile rahat durmuyorlar.
Karabasana sürüklenen insanlık birbirine düşerken sınırlarını da ortadan kaldırma telaşına düşüyor. Bunu yaparken kendine ait bir üstünlük ortamı sağlama çabasına giriyor.
Emperyalizm bazı sınırlara kapılar aralıyor. Kendisinin rahat yaşaması için zorunlu bir yöntem. Karmaşa, şiddet, terör, gasp, hırsızlık, alkol, fuhuş, uyuşturucu nesneler gibi. İnsan için ne kadar olumsuzluk varsa onları hayatın bir yöntemi haline sürüklemek. İnsanlar birbirine düşürmenin elbette ki türlü yolları var. Modernleşmeyle sınırsızlık, tüketim çılgınlığındaki sınır tanımazlık sözü edilen hayat anlayışının asıl özelliği.
Emperyalizm, biraz güçlü ve kendilerine rakip olabilecekleri etkisizleştirmek için her türlü yola başvuruyor. Emperyal güçler arası çatışmada da mazlumlar, çaresiz halklar eziliyorlar.
Mazlum toplulukların bir araya gelmesi engelleniyor. En küçük bir oluş dağıtılıyor.
İslâm inanç ve medeniyetine mensup olanlar emperyalizmin en katı düşmanı ve hasmı olması gerekirken, oluşan zihni karmaşada oyunların kurbanı oluyorlar. İslâm’a karşı olanlar ise onların sistemi başıboş sınırsız yaşamadır. İnsan tekleri onların sorunu değildir.
İnsanın insana sevgisi, saygısı, birlikte yaşama duygu ve bilinci çıkarsız ve sömürüsüz olmadıkça huzur bulamaz. Bu ancak İslâm inanç ve medeniyetiyle sağlanabilir.