Türkiye ve İslâm dünyasının problemlerinin had safhaya

çıktığı bir zamanda, Kur ân-ı Kerîm in indirildiği Ramazan Ayı nın gölgesi

üzerimize düşmüş bulunmaktadır. Bu mübarek ayı şerefli kılan en önemli olay Kur ân-ı

Kerîm dir. Hak ile bâtılın arasını ayırt eden, insanlığı karanlıklardan

aydınlığa çıkaran hidâyet rehberi Kur ân-ı Kerîm.

Kur ân ile irtibatını zayıflatmış olan Müslüman ümmetin

yaşadığı olaylar, onların kafasını allak bullak etmiş durumdadır. İnsanlar

birbirinden soğutulmakta, küresel güçlerin de etkisiyle ırk, din, mezhep gibi

farklılıklar bahane edilerek her türlü ayrılık tohumları atılmaya çalışılmakta,

Müslümanlar birbiriyle karşı karşıya getirilmek istenmektedir.

Problemlerimizin çözümü için ilk müracaat kaynağımız

Kur ân-ı Kerim ve onun yaşanmış örneği olan Allah Resulü nün (s.a.v)

sünnetidir. Rabbimiz, Kur ân için, Kur ân-ı mübîn ifadesini kullanır. Mübîn

kelimesi anlatımı güzel, ifadesi parlak, apaçık gibi anlamlara gelmektedir.

Ramazan ayı için de mübarek kelimesi kullanılır ki, hayrı çok demektir.

Böylesine şerefli, rahmet ve bereket yüklü bir hazine özelliğindeki mübarek

günler bizi beklemektedir. Bu, ne büyük bir fırsattır.

İşte, İçinde hiç şüphe olmayan (Bakara, 2) bu kitapta

bize çözüm yolu şöyle gösterilmektedir: Ey iman edenler! Allah a itaat ediniz,

Resulü ne itaat ediniz ve sizden olan emir sahiplerine de itaat ediniz.

Herhangi bir konuda anlaşmazlığa düşerseniz, onu Allah a ve Resulü ne havale

ediniz. Eğer, Allah a ve ahiret gününe iman ediyorsanız; bu hem daha hayırlı ve

hem de sonuç bakımından daha güzeldir. (Nisâ, 59)

Çözüm Kur an Ve Sünnette

Yukarıdaki Ayet-i Kerime den anlıyoruz ki, anlaşmazlığa

düştüğümüz konularda yapmamız gerekenler bellidir. Allah a ve Resulü ne havale

edin demek, Allah ın emrettiği ve Resulü nün (s.a.v) size gösterdiği şekilde

çözüme bağlayın, demektir. (Tefsir kitapları)

İslâm da çözümü olmayan bir problem yoktur. Allah-ü

Teâlâ, Kemâle ermiş ve tamamlanmış (Mâide, 3) tastamam bir din (yol)

göndermiştir biz kullarına: Kuru ve yaş ne varsa hepsi bu kitabın içindedir.

(En âm, 59)

İş, İslâm ı kaynaklarından öğrenerek uygulamaya kalıyor.

Bunun için de Ramazan ayı çok güzel bir fırsat. Kimseye kendi görüşlerimize

davet etmiyoruz. Allah ne emretti, Resulümüz (s.a.v) bize nasıl öğretip örnek

oldu ise, bizim davetimiz onadır.

On bir ayın sultanı, gece ve gündüzü feyiz ve bereket

yüklü ve Kur ân ayı olan Ramazan ı bundan daha güzel nasıl değerlendirebiliriz

Böyle bir şuur, Müslüman ümmetin problemlerinin çözüm yolunu aralayacak, bize

bu konudaki görevlerimizi hatırlatacaktır.

İlahî rahmetin sağanak misali yağdığı, şeytanların

tutuklandığı, kalblerin yumuşadığı, herkesin güzel ve müjdeli bir söz duymak

istediği bir mübarek ayı tebliğ, davet ve İslâm ı öğrenme seferberliği içinde

geçirmek ne kadar da güzel olur, değil mi

Allah-ü Teâlâ, Ramazan orucunu kulların sakınması için

(Bakara, 183) farz kıldığını buyurur. Sakınmak ise, bilgi ile olur. Ramazan

ayında Kur ân ilimlerini öğrenmekle meşgul olmak bu ayın güzelliğine uygun

düşer.

Ramazan ve Oruç Bereketi

Oruç, önceki ümmetlere de farz kılınan, çağları aşıp

gelen, beton gibi katı kalpleri yumuşatan bir ibadet. Yani, tam bir sabır ve

merhamet eğitimidir. Cömertliği, paylaşmayı ve ikram etmeyi öğretir bize.

Kullar oruç ikliminde sonsuzluk yolculuğuna hazırlanırlar. Oruçla nefisler

terbiye edilir, sabır antrenmanı yapılır, insana takva yolu gösterilir.

Ramazan, yakmak anlamına gelir. Ramazan ayındaki oruç

ve diğer ibadetlerle günahlar yakılır. İnsan af ve mağfirete uğrar: Kim

inanarak ve mükâfatını da Allah tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa geçmiş

günahları bağışlanır. (Buhârî)

Böyle bir atmosferde İslâmî şuurumuzu artırmak,

problemlerimizin çözümünü yalnız İslâmî kaynaklarda aramak ne kadar verimli,

feyiz ve bereketli olur, değil mi

Evet, Türkiye ve İslâm âleminin pek çok sorunu var.

Küresel güçler azgınlaşmış durumda. İslâm ı yok etmek, Müslümanlara zarar

vermek için ellerinden geleni yapmaktan geri durmuyorlar.

İslâm fıkhı bize, Küfür bütün şubeleriyle tek millettir

gerçeğini öğretir. Tabiatıyla Müslümanlar da tek millettir. Bu her iki kural

da küfür ve iman ın bir bütün olduğunu, her ikisinin de tek elden

yönetildiğini haber verir. Yani, Müslümanların da tek elden yönetilmesi gerektiği

ortaya çıkmaktadır. Çünkü Müslümanlar da tek ümmettir. Ümmet, kuralları olan,

plânlı, programlı, disiplinli bir topluluktur ki başlarında imamları bulunur:

Topluca Allah ın kopmaz ipi olan İslâm a sımsıkı sarılın, sakın tefrikaya

düşmeyin. (Ali İmrân, 103) Cemaat, kuru bir kalabalık  değil, tek bir ruhla hareket edebilen

muntazam bir topluluk demektir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur ân

Dili, C. 1, Fâtiha 4. ayetin Tefsiri)

Bu prensipler bize, bugünkü dağınıklık ve sıkıntılarımız

karşısında İslâm Birliği ni kurarak problemlerimizin çözümünü İslâm ın

kaynaklarında arama görevini yüklemektedir. Ramazan ayını böyle bir şuurla

geçirmeye var mısınız Problemlerimizin çözülmesi bu şuuru elde etmemize bağlı.