Birisine zarar vermek câiz olmadığı gibi, kendisine zarar verene de zararla mukâbelede bulunmak câiz değildir. Dolayısıyla bu maddenin iki unsuru vardır…
Herkes hak ve hürriyetlerini dilediği gibi kullanır. Mallarında istediği gibi tasarruf eder. Ancak bütün bunların sınırı, başkalarının zarar görmesidir. Diğer tâbirle haklarını başkalarına zarar verecek şekilde kullanamaz. Birisinden zarar gören kimse de, buna zararla mukâbele edemez. Bu hâlde yapılacak şey, hâkime mürâcaat edip zararın tazmin ettirilmesini istemektir. Bu madde aynen bir hadîs-i şeriften alınmıştır…
Bir başkasının malını haksız olarak ondan almak (çalmak, gasbetmek) câiz olmadığı gibi; malı çalınan kimse, hırsızın veyâ başkalarının malını çalmaya da hak kazanmaz…
Zararları ahkâm- islâmiyyeye uygun olarak gidermek hâkimin vazifesidir. Ancak bazı hallerde, kişi hakkını bizzat alabilir. Meselâ eşyâlarını arabaya yükleyerek kaçmakta olduğu anlaşılan kirâcının mallarını kirâ alacağı olarak alıkoymak câizdir.
Kocası nafaka vermeyen kadın, kocasının malından nafaka kadar gizlice alabilir. Alacaklı, borcunu ödemekten imtinâ eden aynı veya benzer cinsten malını bulunca, alacağı kadar alabilir; burada zarardan kaçınmak vardır.
Kendisine haksız yere tecavüzde bulunan kimseye karşı, saldırıyı defedecek ölçüde gerekli ve yeteri kadar kuvvetle nefsini müdafaa etmesi caizdir. Buna meşru müdafaa denir. Ama evini yakan kimsenin evini yakmak; camını kıranın camını kırmak; hayvanını telef eden kimsenin hayvanını telef etmek câiz değildir… [1]
[1] Şimşirgil, A.& Ekinci, E. B. (2018); Ahmet Cevdet Paşa ve Mecelle’den Düsturlar, 8. Baskı, IQ Kültür Sanat Yayıncılık, İstanbul, s,162
Küllî Kâide: 19 Zarar ve Mukâbele-i Bi’z-Zarar Yoktur Zarar vermek ve zarara zararla karşılık vermek yoktur. (Lâ darâre ve lâ dırâr)
Doç. Dr. Hacı Murat Kumbasar
Yorumlar